GÖZLEMEVİ

  • Farkında mısınız, giderek çözülüyoruz. Bu çözülüşü karınca kararınca önlemek içindir ki oportünist kimi yazarlara, üçkağıtçılara, göz boyayıcılara, yandan çarklılara karşı fikirsel uğraş ...


    Farkında mısınız, giderek çözülüyoruz.
    Bu çözülüşü karınca kararınca önlemek içindir ki oportünist kimi yazarlara, üçkağıtçılara, göz boyayıcılara, yandan çarklılara karşı fikirsel uğraş veriyorum.
    Seçim sandığında bağımsızların işini zorlaştırabilecek düzenlemeler yapıyorlar. “Terörle Mücadele” zirvesinden sınır ötesi harekât kararı çıkarmıyorlar, ama TSK için daha çok silahlanma, daha fazla yetkilerle donanma kararı alıyorlar. Yöre halkının daha fazla yoksullaşmasını, ezilmesini, özgürlüklerden yoksun bırakılmasını amaçlıyorlar.
    Sezinliyorum.
    “ANAP, DYP ile çiftleşiyor, DP kuruluyor” dediğim için beni bir iki üfürükten elektronik postayla “TC düşmanı”, “kinci cumhuriyetçi”, “PeKeKe yandaşı” ilan ediyorlar. Kimi sitelerde adımı “temizlenecekler” listesine koyuyorlar. Çiftleşemediler ya kin üretiyorlar. Vay be!.. Meğer ben “TC düşmanı”, “kinci cumhuriyetçi”, “PeKeKe yandaşı” imişim de haberim yokmuş! Zerre kadar umursamıyorum. Kimin ne halt olduğunu ben çok iyi biliyorum.
    Benim merak ettiğim başka... Hani o meydanlarda bayrak sallayan kalabalıklar, hani o bana kıytırık bir-iki elektronik posta atanlar, hani ulusalcılık adına mangalda kül bırakmayanlar, nasıl olup da Anayasa’yı Osmanlıcaya çeviren, Arapça ezan okunması yasağını kaldırıp din derslerini ilkokullarda zorunlu kılan, 27 Kasım 1954’te dini temel alan siyasetin kanıtı; “Siz anayasa’yı değiştirip hilafeti bile getirebilirsiniz” sözünü söyleyebilen, en büyük aydınlanma hareketlerinden birini, köy enstitülerini işlevsiz bırakan Demokrat Parti’nin adını alarak, güya “yenilenen” Mehmet Ağar Bey’in partisine neden tepki göstermediler?
    İslamcı-Laik diye ikiye bölünmüşgillerden olan bunlar, hiç kuşkunuz olmasın bir de gider Demokrat Parti’ye oy verirler.
    Ben onları tanıyorum.
    Verecekler de… ‘Amanın memleketi AKP felâketinden kurtaralım’ diye, ‘Amanın oyum boşa gitmesin’ diye, hem de kuzu kuzu gidecekler, sanki Adnan Menderes Türkiye Cumhuriyeti’nin başına gelen en büyük belalardan biri değilmiş gibi; sanki on yıllık Demokrat Parti iktidarı ülkemizi korkunç bir kaosa sürüklememiş gibi; sanki o yıllarda halk, üretime değil doğrudan tüketime yöneltilmemiş, dışa bağımlılık gün geçtikçe korkunç boyutlara ulaşmamış ve o dönemde tam bağımsızlık ilkesinin paçavraya dönmesi hedeflenmemiş gibi; sanki Menderes yönetimi Atatürkçülüğe, Kemalist devrime karşı bilinçli ve gerici bir hareket değilmiş gibi oy verecekler.
    Onları, yüzde on barajının önünde çekirgeleştirecekler.
    Bırakınız çekirgeleşsinler, ama benim Sevgili Okurum, sen de biliyorsun ki bu çözülme, toplumun iradesini parlamentoya yansıtmayan seçimle durdurulamayacaktır. 12 Eylül’den bu yana bizlere dayatılan yaşam biçiminin, siyasal yöntemin, ekonomik politikaların sonucundan kaynaklanan bu çözülme, ancak “Darbe Hukuku”nun ve ülkemizde yarattığı toplumsal, siyasal ve ekonomik erozyonun, yaşamımızın her alanından çıkartılmasıyla önlenebilecektir. Öyle değil mi ama?
    İşte ben, öyle olduğu için günlerdir “gerçek tehlike”nin farkında olunup olunmadığını soruyorum, sorguluyorum. Çöküntü sürecinin, ancak ve ancak bir arada yaşama ve birbirimizi anlama kararlılığımızla durdurulabileceğine inanıyorum. Eleştirel düşünebilen, çevresi ile somut gerçeklik ilişkileri temelinde neden-sonuç bağlantıları kurabilen, çatışmacı bir kültürü geride bırakmış yurttaşlarım var benim. İnanıyorum. Özgürlükçü, ulusalcılık karşısında belli uzaklıkta durmaya özen gösteren, neo-liberalizmle mücadele eden ve elbette Türkiye gibi pre-modern unsurların yüzeyin hemen altında olduğu bir ülkede, laikliği de olmazsa olmazlarının arasına katmış bir toplumsal platform inşa etmeyi zorunluluk sayıyorum.
    Diğer taraftan, ulusalcılık ve onun ayrılmaz parçası militarizme karşı uğraş veriyorum. Türkiye gibi çokkültürlü, çok-etnik kökenli bir ülkenin yaşayanları olarak, “öteki”yle empati ilişkisine girebilmeyi diliyorum, istiyorum. “Muasır medeniyet seviyesini” hizalamış bir ideolojiden, Avrupa düşmanlığı bile yaratmayı beceren ulusalcı zihniyeti, demokrasi platformunda uğraşa didine geride bırakmayı amaçlıyorum. Özgürlükçü, demokrat ve laik yurttaşların Millet Meclisi’nde temsil edilebilecekleri bir sistemi özlüyorum. Veee… Emeğe, emekçiye bir gıdım umut vaat etmeyen, oy uğruna eski ülkücülere, liberallere, sobacı “Süleymancı”lara kapılarını açan solun en güçlü partisi CHP’ye, sırf laikliği savunur göründükleri için oy verilmemesinde yarar görüyorum.
    * * *
    Emeği, eşitliği, barışçılığı ideolojik olarak damıtan sosyalizme inananlar!..
    Neredesiniz?
    “Oylar bölünmesin” teranesiyle bu kere de mi karşınıza yüzde on barajını diken ve bunca yıldır kaldırılması için kılını kıpırdatmayandan yana olacaksın? Yüzde on duvarına “bağımsız” delikler açılmasına gene mi karşı çıkacaksın? Senden yana olanları gene mi dışlayacaksın?
    Gel beraber olalım.
    Duvarı aşalım.
    1965 Genel Seçimleri’nde Meclis’e giren Türkiye İşçi Parti’li on beş milletvekilinin o Meclis’i nasıl hallaç pamuğu gibi attığını, deprem ölçeğinde salladığını unutmayalım.
    * * *
    Saklım gizlim yok, şimdiden açıklıyorum: Benim oyum, 23. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için oyumu kullanacağım bölgedeki (İstanbul 2 No’lu Seçim Bölgesi-Beşiktaş, Sarıyer, Şişli, Beyoğlu, Eminönü, Kağıthane, Eyüp, Bayrampaşa, Fatih, Gaziosmanpaşa) Bağımsız Milletvekili Adayı Baskın Oran’a. Ey İstanbullum, Ufuk Uras’ı (1. No’lu Seçim Bölgesi-Şişli, Beşiktaş, Beyoğlu, Eminönü, Eyüp, Fatih, Gaziosmanpaşa, Kağıthane, Sarıyer, Bayrampaşa) unutma. İzmirlim, kimseye kanma; Meclis’te Abdullah Levent Tüzel’i (1 No’lu Seçim Bölgesi) temsilcin kıl. Ankaralım benim, Şükrü Erbaş (1 No’lu Seçim Bölgesi) seni iyi tanır, güven ona. Diyarbakırlım, sen bağımsızlık nedir anlarsın, tüm bağımsızlarını da yakından tanırsın da Akın Birdal’ı (1 No’lu Seçim Bölgesi-Bismil, Çınar ilçeleri ile Çarıklı, Bağıvar ve Özerkli beldeleri kapsayan Yenişehir beldesi) ve Ahmet Türk’ü yabana atma. Haydi benim aslan Mersinlim, sana güveniyorum, aman ha oyun mutlaka, ama mutlaka Orhan Miroğlu’na…
    Diğerlerini kent kent, bölge bölge, tek tek saydırtma bana.
    Emeğinin karşılığı için, eşitlik için, kardeşlik için, demokrasi ve barış güçlerinin temsil edileceği, ezilenlerden ve dışlananlardan yana bir Meclis için, bağımsız Türkiye için “Bağımsız” adayından başkasına inanma. N’olursun, artık hata yapma!
    Üstün Akmen
    www.evrensel.net