Ortak mücadelenin olanaklarını gördük

Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul’da düzenlenen “Ortadoğu’da Emperyalist Saldırılara Karşı Halkların Mücadelesi Konferansı”nın çağrıcılarından Tunus İşçileri Komünist Partisi (PCOT) Sözcüsü ve El-Badil Gazetesi Genel Yayın...


Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul’da düzenlenen “Ortadoğu’da Emperyalist Saldırılara Karşı Halkların Mücadelesi Konferansı”nın çağrıcılarından Tunus İşçileri Komünist Partisi (PCOT) Sözcüsü ve El-Badil Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hamma Hammami ile konferansı, bir sonraki adımı, bölgeye yönelik saldırıları ve Tunus’taki gelişmeleri konuştuk.

Sayın Hammami, geçen hafta sonu yapılan “Ortadoğu’da Emperyalist Saldırılara Karşı Halkların Mücadelesi Konferans” ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?
“Ortadoğu’da Emperyalist Saldırılara Karşı Halkların Mücadelesi Konferans”ı hem konu itibarıyla hem de katılım açısından oldukça önemli bir buluşmaydı. Bölgeye yönelik emperyalist saldırılara karşı bölgenin en ilerici güçlerinin katılımıyla böyle bir toplantı ilk kez yapılıyor.
Konferansta Türkiye, Tunus, Irak, Suriye, Fas, Filistin, Fransa ile Kolombiya’dan ilerici, devrimci ve komünist örgüt temsilcileri, aydınlar ve fikir insanları, Ortadoğu’ya yönelen ve bölgedeki bütün halklara zarar veren korkunç saldırılara karşı “ne yapabiliriz?” sorusu etrafında bir araya geldi.
Konferansın ardından katılımcılar şu kararlara vardı; bu saldırılara karşı ittifak edelim, ortak hareket edelim ve Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de, İran’da ve diğer ülkelerde karşılaştığımız sorunlara karşı birlikte görüş bildirelim.
Sonuç olarak katılımcılar, örgütlenecek hareketlerin biçimi ve ortak mücadele konusunda fikir birliğine vardı. Ayrıca bu buluşmaların senelik olarak yapılması da karara bağlandı. Ayrıca, hem bundan sonraki gelişmeleri hem de bir dahaki konferansı takip etmek konusunda bir komitenin oluşturulması da kararlaştırıldı.

Bundan sonraki adımlar ne olmalı? Kararlar arasında katılımın daha da genişletilmesi ve hatta Latin Amerika’dan Güney Asya’ya geniş kapsamlı olması da var mı?
Bana göre Ortadoğu konusunda öncelikli olarak, kendi ülkelerinde emperyalizme karşı mücadele eden ancak, bizim henüz ilişkimizin olmadığı örgüt, hareket veya gruplarla ilişkiye geçilmesi için çaba harcanmalı.
Mesela İran’daki ilerici kesimlerle ilişki kurmamız gerekiyor. Konferansa Irak’tan katılım vardı, ama bu ülkedeki diğer gruplarla da yakın ilişkiler kurulmalı. Ürdün, Körfez ülkelerindeki örgütlerle de yeni ilişkiler geliştirilmeli. Çünkü İslamcısıyla ulusalcısıyla solcusuyla birçok Ortadoğu ülkesinde emperyalizme karşı mücadele eden başka gruplar da var. Bir sonraki adımımız bu olmalı ki aldığımız kararları hayata geçirebilelim.
Latin Amerika konusunda ise, geçen kasım ayında bir toplantı için Brezilya’da idim. Katılımcılar arasında, Meksika’dan Dominik Cumhuriyeti’ne, Şili’den Ekvador’a birçok ülkeden temsilci vardı. Ve bu toplantılar sırasında en çok dikkatimi çeken konu, bu katılımcıların hemen hemen hepsinin, Ortadoğu’daki gelişmeleri merak ettikleri ve bu bölgeye ilişkin haberlere susuzluğuydu.
Bölgedeki durumu, son gelişmeleri onlara anlattığım zaman büyük bir ilgiyle dinlediler ve işbirliği için heyecanlandılar. Ortadoğu’nun bugün, halklarla emperyalist güçlerin çarpıştığı esas coğrafya olduğunu ve bu çarpışmanın olası sonuçlarının bizim için bir uyarı olacağını belirttiler. Bölgedeki direnişin; halklar ile emperyalizm arasındaki savaşın bir aynası olduğunu ve bu yüzden Ortadoğu’ya karşı ilgisiz olmalarının mümkün olmadığını söylediler.
Bu oldukça iyi bir gelişme. Latin Amerika’nın emperyalizme karşı mücadele veren güçleri, artık bölge halklarıyla da ortak mücadelenin yollarını arıyorlar.
Bu nedenle “Ortadoğu’da Emperyalist Saldırılara Karşı Halkların Mücadelesi Konferansı”nın bir sonraki buluşmasına Latin Amerika’dan örgütler ve aydınlar da davet etmeliyiz. Bunun yanı sıra Avrupa’dan katılımların artırılması için de çaba harcamalıyız. Özellikle kültür alanında etkili kişilerin çağrılması da çok mühim. Mesela İstanbul’daki konferansa Prof. Georges Labica’nın (Fransa’daki Ortadoğu’da Gerçek Bir Barış Komitesi Onursal Başkanı) katılımı çok önemliydi. Labica, önemli bir filozof ve Cezayir Savaşı’ndan bu yana tavrını koruyan etkili bir simadır.

Tunus’taki mücadelenize dönecek olursak, Bin Ali rejimine karşı mücadelenizin son durumu hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
Şu konunun altını bir kez daha çizelim. Tunus’taki rejimin adı diktatörlüktür! Bu diktatörlüğün siyasi bir çerçevesi vardır ve hep dışa bağımlıdır. Ve halkımızı ezmek, halk hareketlerini yok etmek için kurulmuştur.
Bu diktatörlük aracılığıyla emperyalist güçler, Tunus ekonomisi ile ve dış siyasetinde de etkili olmaktadır.
Bu nedenle Tunus’ta diktatörlüğe karşı mücadele etmek aynı zamanda Tunus’taki emperyalizme karşı mücadele etmek anlamına geliyor. Tunus hükümetine indirilen her darbe emperyalistlerin, Tunus ve bölgedeki çıkarlarına vurulan darbelerdir. Biz, halkın tüm kesimini ayırt etmeksizin bir araya getirmek ve hayallerini gerçekleştirmesine aracı olmak istiyoruz.
Irak’ta, Lübnan’da, Filistin’de ve Afganistan’da verilen direnişleri onaylıyoruz ve bunların bizim Tunus içerisinde yürüttüğümüz çalışmaların bölgedeki uzantıları olarak görüyoruz. Zira bu ülkelerdeki direniş güçlerinin emperyalizme indirdiği her darbe düşmanı zayıflatacak ve Tunus halkını ise güçlendirecektir. Bu noktadan hareketle aynı çizgide yürüdüğümüzü söyleyebiliriz.

Son aylarda El Kaide uzantılı olduğu iddia edilen bazı gruplar, Tunus, Cezayir ve Fas gibi Mağrip ülkelerinde adını çok duyurur oldu. Acaba bu tip grupların bu bölgedeki faaliyet alanlarını genişletmek gibi planları mı var?
Bana kalırsa, selefilik uç akımdır. Bu aşırıcı ucun güçlenmesinde ise iç ve dış faktörler etkilidir. İç dinamikleri; fakirlik, işsizliğin yayılması ve özgürlüklerin kısıtlanması, siyasi baskılar, kültürel bozukluklar vs. şeklinde sıralanabilir. Dış etkenler ise, bugün bölgede emperyalizmin Arap ve Müslüman halklara yönelik genel saldırılardır.
Bu saldırılar, ekonomik düzeni ve halkların özgürlüklerini ve aynı zamanda halkın inancını da hedef alıyor. Zira bu, Irak, Filistin ve Afganistan’da yeteri kadar görülüyor. Böylece İslam ile terörizm bir tutulmaya çalışılıyor ve İslam’ın bir düşman gibi algılanması amaçlanıyor. Tam da bu noktada ilerici güçler olarak çizgimizi net bir şekilde belirlememiz ve emperyalizm ile kuklalarına karşı mücadele hattını geniş bir cepheyle kurmamız gerekiyor. Aksi halde bu tür sapkın akımlar yayılır. Eğer bu hareketler güçleniyorsa, bunun günahı bize aittir. (İstanbul/EVRENSEL)
Türkiye’nin, ABD ile ilişkileri rahatsız edici

<İ>Peki, Tunus’tan bakınca Türkiye nasıl gözüküyor?
Aslında bu konuda iki ayrı görüş var.
İlki, Tunus halkı arasında Türkiye hükümeti, siyonistlere yakın ve Arap halkalarına ise karşı tutumu nedeniyle pek sevilmez. Çünkü Ankara genelde siyonistlerle haşır neşir ve Amerikalar ile de çok iç içe.
Türkiye halklarına bakışları ise daha olumlu kuşkusuz. Bu durumda, aydın kesimlerin tarihi bağlarının etkisi de büyük. Mesela Nazım Hikmet. Tunus’ta çok sevilir ve “Türkiye’nin kalbi” olarak anılır. Nazım, Tunus’ta, halk arasında ve kültür sahasında her zaman var. Ayrıca Tunus halkının, Türkiye’deki işçi hareketleri ile aydınların tavrına bakışı da her zaman olumlu olmuştur. Bu kesimlerin hükümete karşı duruşunu Tunus halkı her zaman onaylamıştır.
Bu destek konusunda son yıllarda yükselme de gözleniyor. Bu durumda basının etkisi büyük. Mesela El Cezire. Bu kanal, Türkiye’deki ilerici ve aydın kesimin faaliyetlerini çok iyi anlattı. Irak tezkeresi de Tunus’ta çok konuşuldu. Partimiz de, basın aracılığıyla Türkiye’deki gelişmeleri aktarmak için elinden geleni yapıyor. Karşılıklı bir durum da söz konusu. Siz ve Türkiye’den ziyaretimize gelen diğer aydınlar, gazeteciler ve avukatlar partimize yönelik davaları çok iyi yansıtıyor.
Cihan Çelik
www.evrensel.net