Faili meçhullerin dansı

Garajistanbul’da 30 Mayıs’ta başlayıp 10 Haziran Pazar günü biten İstanbuldans Festivali kapanış oyunu “Faili Meçhul” sergilendi. İstanbuldans Festivali’nin organizatörü ve prodüktörü olan Mihran Tomasyan, Çıplak Ayaklar Kumpanyası...


Garajistanbul’da 30 Mayıs’ta başlayıp 10 Haziran Pazar günü biten İstanbuldans Festivali kapanış oyunu “Faili Meçhul” sergilendi. İstanbuldans Festivali’nin organizatörü ve prodüktörü olan Mihran Tomasyan, Çıplak Ayaklar Kumpanyası’na ait ‘Faili Meçhul’ dans performansı ile izleyicilerden büyük beğeni topladı. Tomasyan’ın çalışması, özellikle 1990’lı yıllarda gündeme oturan ‘kayıplar’, 100’ün üzerinde fotoğraf balonla gerçekleştirdiği ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ çalışmasının devamı niteliğinde. Kayıpların kaybını biraz da bizim kaybımız gören ‘Faili Meçhul’ oyun-gösterisi, beden-kimlik teması üzerinden belleğimizi sorguluyor.
Havada uçuşan balonlar
Tomasyan’ın ilk olarak 2005 yılında Darphane-i Amire’de “Vatandaş Türkçe Konuş” sergisinde denediği faili meçhul dans gösterisi, bildik oyun formatının çok dışında. Türkiye’de 1970’lerden başlayarak ölen, öldürülen muhalif politik kişilerin önlü arkalı resimlerinin iliştirildiği balonlar havada uçuşuyor. Oyuncular, seyircilerin arasında, balonlarla, duvarlarla hatta izleyicilerle iç içe dans ediyor. Sanki kim izleyici kim oyuncu birbirine karışıyor. Tasarlanmış bir figür, enstantane bulmak mümkün değil. Tamamen doğaçlamanın hakim olduğu oyun-dans gösterisinde izleyicinin kendini farklı hissetiği aşikar. Labirentlere bölünmüş mekanda film negatifleri arasında havuzda yüzünü-bedenini seçmekte zorlandığımız oyunculardan başka, loş ışık altında karanlıkta ilerlediğinizde önünüze çıkan, tavana asılı duran ve zaman zaman hareket eden oyuncular da var. Müzikler, izleyici-failleri Ruhi Su’nun davudi sesine, Livaneli, Sümeyra, Sıvas’ın hasreti Gültekin’e götürüyor. Sigur Ros’un insanı alıp götüren tınıları soğuk kuzey ikliminden, Kürt dengbejlerin şahı Şakıro’nun sesi Arto Tunçboyacıyan’ın sesine karıştığında kendinizi ‘faili olmayan ölüm ayini’nin içinde buluyorsunuz. Küçük bir odada debelenip duran bir kadın oyuncu, kuşatılmışlığı canlı canlı veriyor. Yer ve pozisyon değiştiren oyunculara eşlik ediyor Mihran Tomasyon, bir yandan da izleyicilerle konuşuyor. Tavandan iliştirilmiş ağlara çarpıyorsunuz bazen, kendinizi kaptırdığınız dudukun sesinden, balonlara dokunmak isterken. Eliniz ‘münferit’ öldürülmüş Metin Göktepe’ye de gelebilir, Diyarbakır zindanında ser verip sır vermeyen İbo’ya da. Hangi duyguyu hissetmek istediğinize siz karar veremiyorsunuz, Dörtler’den Ferhat Kurtay göğe yükselirken. Ruhunuz sıkılıyor adeta. Sıkışmışlığı, hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide nerede durduğunuzu tartışıyorsunuz kafanızda. Normal olan ölmek mi/kaybettirilen; yaşamak mı/takatsiz bırakan ikilemi, peşinizi bırakmayacak, bu coğrafyanın gerçeği olan hayatı elinden alınan faillere bakarken...
Yakın tarihin envanteri
Yerli ve yabancı birçok izleyicinin izlediği gösteride gözyaşlarını tutamayan, duvar dibine sinen, ellerini bağlayıp bakakalanlar oldu. Gülüşüyle katilleri aşağılayan Uğur Kaymaz, haki gözlüklerinin arkasından Uğur Mumcu bir balonun iki parçası olup, önümüzden geçiyor. Daha niceleri, ölüm oruçlarında hayatını kaybedenler, 1968 gençlik önderleri, yazarlar, aydınlar, infaz edilenler... Performans biraz da Türkiye’nin yakın tarihinin envanteri gibi.
Oyun-dans gösterisini gerçekleştirenler arasında Amala Dianor, Candaş Baş, Çiğdem Agas, Erdinç Anaz, Orin Camus gibi dansçılar var. Işık tasarımı Cem Yılmazer’e ait gösteride güçlü bir teknik ekip çalışmış. Kendinizi dışarı attığınızda “Oh be” diyorsunuz, ruhunuzun daralmışlığını geride bırakmak isterken...

Unutmayı sorgulatmak istedik

Faili Meçhul oyununun konsept sorumlusu Mihran Tomasyan ile daha oyun devam ederken terli terli kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Neden böyle bir çalışmaya gerek duydunuz?
Türkiye’de tarih dediğimiz şey tartışmalı, çok çabuk unutuluyor. Çok çabuk gündem olup, hemen sönüveriyor. Cumartesi Anneleri toplanıp yan yana kayıpların fotoğraflarıyla oturduklarında liseye gidiyordum ve çok etkilenmiştim. Sonra Sivas katliamında 13 yaşındayken ilk defa hissetiklerim... Birilerinin sebepsiz öldüğünü bilmek çok üzücüydü. Bu olaylardan sonra bir gün hayatımda kayıplarla ilgili bir şey yapmak fikri doğmuştu. Gazetelerde yan yana çıkan fotoğraflar bugünün izi aslında. Kayıp insanların fotoğraflarını yan yana getirerek, vicdanlara seslenerek vicdanımı rahatlatmak istedim.

Mekan tasarımınız dikkat çekici. Kavramsal sanat diyebilir miyiz?
Sergilenen şey sadece dans değil. Garajistanbul’u en uygun şekilde kullandık. Çıplak Ayaklar’da hepsini birleştirmek istedik. Platformlardan bir labirent yaratmak istedik. Çünkü platformlar kaybolma hissi veriyor. Buradaki havuzu kayıp çöplüğü yaptık. Işıklandırmayı ona göre yapıp, sadece havalandırmayı aydınlattık. İster dans olsun, ister video, ister enstalasyon, bulunduğumuz mekanı değerlendirmeyi seviyoruz.
Kimlik-beden ilişkisi hakim gösteriye...
Hafızayı yoklama bir nevi. Sergilenen resimlerin tamamı ölü. Bir kısmının bedeni bile yok. Hrant Dink, Ahmet Kaya, Yılmaz Güney gibi birçoğunun bedeni var. Hepsinin ortak noktası ölü olmaları. Aslında ‘sebepsiz yere ölmüş’ insanları ne kadar düşünüyoruz. Unutmayı sorgulatmak istedik.

Gösteride seyirci seyirci olmaktan çıkıyor sanki...
Kimlik sorgulamalarını kendim, oyuncular, seyirci ve onlar arasında hatırlatmak istedik. Daha önce Hrant Dink için yaptığımız performans eylemde de halkın içine girdiği bir çalışma yapmıştık. Seyirciyi seyirci olmaktan çıkarıp, halkı olayın içine katarak sanat yapmaktan çok daha mutluyuz. Benim dokunduğum balona, benim dokunduğum resme halkın da dokunmasını istedim.

Gösteriden sonra ‘ruhlarımız rahat edecek’ mi?
Gösterinin içinde izleyici olsun ki rahatsız olsun ruhlarımız. Oyunda gördüğü bir resim eve gidip yattığında, yüzler gözünün önüne gelmeli. İnsanlar bir şekilde onlardan, yaşananlardan kopmasınlar. (İstanbul/EVRENSEL)
İnan Kızılkaya
www.evrensel.net