ROJEV

  • Danıştay 8. Ceza Dairesi, bir süre önce, ‘Belediye hizmetlerinde çok dilli belediyecilik’ kararı alan Diyarbakır’ın Sur Belediyesi Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ın başkanlığının düşürülmesine ve belediye meclisinin...


    Danıştay 8. Ceza Dairesi, bir süre önce, ‘Belediye hizmetlerinde çok dilli belediyecilik’ kararı alan Diyarbakır’ın Sur Belediyesi Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ın başkanlığının düşürülmesine ve belediye meclisinin feshine karar verdi.
    AKP’nin İçişleri Bakanlığı’nca Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ın görevden alınması ve belediye meclisinin feshi talebi ile Danıştay’a yaptığı başvuruyu değerlendiren Danıştay 8. Ceza Dairesi, başvuruyu oy birliği ile karara bağlayarak sonuçlandırdı.
    Yani belediye başkanı ve belediye meclisi üzerinden koca bir halk bir kez daha cezalandırıldı.
    Bu yeni bir aşama.
    Bu kararla, yerel yönetimlere yönelik saldırı yeni bir safha kazanmıştır.
    Bölgedeki her belediye başkanı hakkında uyduruk gerekçelerle açılan birkaç davanın olduğu düşünüldüğünde, bu kararın anlamı daha da anlaşılır olacaktır.
    Halka, “seçtiğiniz temsilcileri de işte böyle görevden alırız” denmektedir.
    Daha önce milletvekilleri karga tulumba Meclis’ten çıkarılarak hapse atılmış ve milletvekillikleri yok sayılmıştı. Şimdi belediye başkanları ve meclis üyeleri üzerinden baskıyı sürdürüyorlar.
    Tam da seçim döneminde.
    Bu karar, bölge halkının temsilcilerine karşı başlatılan saldırının yeni bir safhasıdır.
    Karar başta Diyarbakır olmak üzere, bölgede ve tüm Türkiye’de şok etkisi yaratmıştır.
    Onlarca AKP, CHP, DYP belediyesi boğazına kadar yolsuzluğa batmışken, hırsızlık, hortumculuk, adam kayırma, eş ve dostlarını ihya etme, mafya usulü ile ihale kotarmalar, sendikasız işçi çalıştırmalar ve daha birçok yasadışı iş kotarılırken sessiz kalan, görmezden gelen, gereğini yapmayan, usulen yargılamalar yapan mahkemelerin sıra bölge belediyelerine gelince böylesi kararlar vermeleri oldukça düşündürücüdür.
    Bu tamamen çifte standarttır. Kürt halkına ve temsilcilerine farklı davranmayı sürdürmedir. Bölücülüktür! Hukuki değil, siyasi bir karardır ve halkı cezalandırmaya yöneliktir.
    AKP Hükümeti ve İçişleri Bakanlığı belediyenin halkın dilini dikkate alarak gündeme getirdiği çalışmalara tahammülsüz olduğunu gösterdi. Kendisi de Kürt olan eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Kürt halkının Türkçenin yanında, kendi dili ile de hizmet alması karşısında tahammülsüz olduğunu göstermiş ve halkın temsilcilerinin görevden alınmasını sağlamıştır.
    “Hizmetlerinde çok dilli belediyecilik kararı alan’’ Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ın görevden alınması ve belediye meclisinin feshi kararının seçim sürecine denk getirilmesi de oldukça anlamlı.
    Bölgede bağımsız adaylara karşı baskının artırıldığı, köylülere askerler tarafından baskı yapılarak “bağımsız adaylara oy verirseniz sizin için iyi olmaz” haberlerinin geldiği bu günlerde Sur Belediye Başkanı Abdullan Demirbaş’ın görevden alınması ve belediye meclisinin feshedilmesi patlayan bombalardan, süren askeri yığınaktan, muhtıralardan, iç güvenlik toplantılarından, “önce içeriyi halledelim” kararlarından, Genelkurmay Başkanlığı’nın “kitlesel refleks” gösterilmesini istemesinden, Baykal’ın “seçilsinler de görelim” açıklamalarından bağımsız düşünülemez.
    AKP milletvekili adaylarının evlerde ve kahvelerde Kürtçe propaganda yaptıkları, hemşehrileri ile gün boyu Kürtçe konuştukları, “Kürt sorununu çözeceğiz, ama bizi engelliyorlar” dediği günlerde halk temsilcilerinin belediye hizmetlerini çok dilli yürütmesi çabası içinde oldukları için görevden alınmaları ilginçtir.
    Bu sıralar oldukça ilginç mahkeme kararları çıkıyor. Katiller ve sapıklar adeta ödüllendirilerek beraat edilirken, tecavüz edilen kadın bağırmadığı için suçlu ilan ediliyor, emek, barış ve demokrasi çaba ve kaygısı güdenler hakkında ceza üstüne ceza veriliyor.
    Belediye Başkanı Demirbaş ve meclis üyeleri, hırsızlıktan ya da başka bir yüz kızartıcı suçtan dolayı görevden alınmamışlardır. Bundan dolayıdır ki, verilen haksız karara Diyarbakır halkı, demokratik kitle örgütleri, emek ve demokrasi savunucusu partiler, meslek odaları büyük bir tepki gösterdiler.
    Halk temsilcilerine sahip çıkıyor. Çıkmaya devam edecektir. Halk, bu kararların arkasındaki gerçek nedenleri biliyor. Bu ve benzeri kararlar halkın moralini bozmak bir yana seçim sürecinde daha kararlı davranmasına vesile olacaktır. Bağımsız girilen yerlerde Bin Umut Adayları etrafında birleşecektir. EMEP’in seçimlere girdiği yerlerde ise emek, barış ve demokrasi güçlerinin birliği üzerinden hareket edecektir.
    Dün bu karara karşı daha güçlü bir tepkinin ortaya çıkması, belediye başkanı ve meclis üyeleri ile dayanışma içinde olan halkın güçlü bir tepki göstermesi bekleniyordu. Ancak Ofis’teki patlama dikkatleri başka bir yöne çevirdi.
    Ofis Diyarbakır’ın merkezi. Dün sabah saat 8.30’da patlayan bomba başta Diyarbakır halkı olmak üzere, bölge halkına ve tüm Türkiye halkının üzerine atılmış bir bomba. Halk bu tür saldırılara ve terör olaylarına karşı gereken refleksi gösterecektir! Halkın içten ve derinden gelen refleksi tahmin edilenin ötesinde bir gelişmeye neden olacaktır. Ve tarih bunu yazacaktır.
    Ender İmrek
    www.evrensel.net