anap’tan günümüze

Şu son zamanlarda, başta Evrensel gazetesi olmak üzere, çeşitli dergilerde, yerel yayın organlarında yazdığım yazılara bakıyorum da, yeri olsun-olmasın muhakkak, hiç olmazsa iki sözcükle de olsa ya yemek ya da onun yan üyeleriyle ilgili söz etmişim...



Şu son zamanlarda, başta Evrensel gazetesi olmak üzere, çeşitli dergilerde, yerel yayın organlarında yazdığım yazılara bakıyorum da, yeri olsun-olmasın muhakkak, hiç olmazsa iki sözcükle de olsa ya yemek ya da onun yan üyeleriyle ilgili söz etmişim...
İzmir Milli Kütüphane Müdürü Ahmet Gürlek’in Develi yemekleri üzerine olan kitabından tutun, Hayat Televizyonu’nun kuruluş aşamasındakitoplantılara, söyleşilere varıncaya dek hep araya sokuşturmuşum yemek işleri…
Beni tanımayan biri, “Amma da yemeyi seven biri,” diye düşünür hakkımda. Şimdi yine içinde “Yemek” olan bir şeyden söz edeceğim... N’apiim, kusura bakmayın... Yine Hayat Televizyonu’nun tanıtım toplantısı ve yine karın doyurucu bir şeyler var... Hayri Mete dostum, önceleri kasıntı gibi sandığım, ama sonraları çok candan bir insan olduğunu gördüğüm Günay Bey’le tanıştırdı beni.
Bir “Tuz” öyküsü anlattı Günay Bey.
Köyün birinde, bir imam varmış... O köye sık sık tuz yüklü kamyonlar gelirmiş... Tuz taşıyan bir kamyon mola verdiğinde, imam hemen ortaya çıkarmış. “Caminin tuzu bitti, biraz tuz verseniz,” diye. Caminin tuzu bitecek de şoför vermeyecek, olur mu öyle şey? Ve verirmiş bir-iki kova tuz... Hiç kimse sormazmış, “Yahu imam efendi, caminin ne işine yarar tuz?” diye... Verirlermiş. İmam da bu tuz işinden yolunu bulurmuş...
Bu imamların farklı biçimde olanları günümüz Türkiye’sinde pıtrak gibi çoğalmaya başladılar. Onlar tuz falan istemiyorlar, kentlerine, beldelerine gelen asil ve necip bir Büyük Türk Büyüğüne açılış yaptırmayı düşünüyorlar, planlıyorlar.
Öztürk Serengil’in çook yıllar önce bir parçası vardı, Timur Selçuk’la mahkemelik olduğu... ‘İsmail’in Meyhanesi’ydi adı. Gırgır bir parçaydı, Serengil’e yakışan. “Kapatılan kapıları kapat, kapat,” diye bir tümce vardı. İşte bu şarkıdan yıllar sonra, günümüzden de yıllar önce bir moda başladı. “Açılan yerleri yeniden aç, aç,” diye…
Açılış törenleri furyası Turgut Özal’ın ANAP’ının döneminde başladı. Plaket/Madalya verme eğlenceleri kadar görkemli oluyordu. Örneğin bir bakan, “Otomobil Galerisi Açılış Töreni”ne katılıyordu. Ülkenin kalkınmasına büyük hizmeti olan bu tesisin açılışı üzerine hamasi nutuklar atılıyor, sonra da içkiler milli birlik ve beraberlik ruhu içinde götürülüyordu.
İki açılış töreni vardı ki, hiç unutamam. Biri, dönemin Çalışma Bakanı İmren Aykut’un katıldığı “Bar Açılış Töreni”, öteki de her dönemin Bakanı Abdülkadir Aksu’nun katıldığı “Kümes Açılış Töreni”. 21. Ocak. 1990 tarihli Güneş gazetesindeki haberin başlığı ve girişi şöyle: “İçişleri Bakanı kümes açtı... İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Hakkari’nin Uludere ilçesine bağlı Şenoba bucağında bir ilköğretim okulu ile Halil köyünün Şehan mezrasında bir tavuk kümesinin açılışını gerçekleştirdi...”
Gerçekten caminin tuzu bitmiş. Tuz için kamyon şoförü bulmak gerekli.

Kamyon şoförü de cehennemde yanmaktan kurtulmak için tuzu verir, nasıl olsa. Politikacılar da oy almak için...
ANAP günleri böyleydi. Ya günümüz? Adam, Sanayi Bakanı. Kuyumcu dükkanı açıyor. Öteki AKP’lilerin Başbakanı, Konya’da “100 tesisi açma törenleri”nde, 25 yıllık bir kuruluşu açıyor… Yetmiyor, Eskişehir’de 212 tesisi açıyor. Ama bu tesislerden üç ilkokul aylardır çalışıyor; bir anaokulu yine aylardır açık; bir gazete bir yıldan fazla bir süredir yayın yapıyor; bir başka tesisin yapımı daha tamamlanmamış... Ve bu arada gazeteler ya, birtakım kararla ya da patronları tarafından kapatılıyor, 22 gazeteci içerde yatıyor, hatta bir savcı bile keyfi olarak gazete kapatıyor...
Türkiye eğleniyor... Dün de böyleydi, bugün de...

Bülent Habora
www.evrensel.net