g-8 zirvesinde bilek güreşi

Bugün bir “Soğuk Savaş”tan söz etmek mümkün değil. Ama bir gerçekliğin olduğunu da kabul edelim. Bu, Rusya’nın olduğu ya da olmak istediği yerlerde bir karşı cephe oluşturuluyor. ABD karşı balans ayarı çekiyor. Birçok ülkede yerel çıkarlar da önemli rol oynuyor.



Almanya’daki G8 Zirvesi, aynı süre içinde yapılan Alternatif Zirve, zirvenin yapıldığı Heiligendamm’daki eylemler ve ABD ile Rusya arasındaki füze gerilimi ile gündeme oturdu. Alternatif Zirve, dünya çapındaki muhalif bilimcilerin de buluşma yeri oldu.
“Rusya Küresel Sorunlar ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü” Direktörü Yazar Boris Kagarlitsky de katılanlar arasındaydı. Kagarlistky, G8’de Rusya’nın rolü ve ülkedeki gelişmeler üzerine sorularımızı cevaplandırdı.

ABD’nin Doğu Avrupa ülkelerine yerleştirmeyi planladığı “Füze Savunma Sistemi” konusu, G-8 Zirvesi’nin de sıcak gündemlerindendi. İtirazlarını sıkça dile getiren Rusya, zirvede de rahatsızlıklarını belirtti. Peki ülke içinde bu konuda ne tür tartışmalar yürütülüyor? Ve Füze Savunma Sistemi’nin gerçek amacı nedir sizce?
İlk önce söylemek gerekir ki Rus hükümeti, Bush ve ABD’ye karşı çıkarak çok olumlu bir tavır aldı. NATO’nun Doğu Avrupa’ya genişlemesi, İran’a karşı yaptırımlar, Orta Asya’da ABD üslerinin kurulması ve şimdi de Füze Savunma Kalkanları’na karşı açık bir tavır alıyor. Biz Rus solcuları olarak, alınan bu tutumu olumlu buluyoruz. Ancak bu tutumu emperyalizme karşı tavır almadan ziyade, Rus sermayesinin çıkarlarını korumaya yönelik çıkışlar olarak görmek de gerekiyor.
Rusya’daki sıradan vatandaş, Bush’a sempati duymadığı için Putin’in bu sert çıkışlarını destekliyor. Putin’in ABD karşıtı tutumunun arkasında ise ekonomik büyümenin sürdürülmesi, petrol ve doğalgaz kaynaklarının korunması yatıyor. Rusya, özellikle yurt dışı ile yapılan enerji anlaşmalarından çok para kazandı. Ne var ki bu para, Rus ekonomisine, halkına akmadı; yurt dışında Rus kapitalistlerin yatırımlarına aktarıldı. Yani, enerji satışından elde edilen para, halka değil kapitalistlere gidiyor. Rus kapitalistlerinin en çok yatırım yaptığı ülkelerin başında ise Doğu Avrupa ülkeleri ya da eski Sovyet ülkeleri geliyor.

Füze Savunma Sistemi’nin bir amacı da Rusya’ya gözdağı vermeyi ve tehdit altında tutmayı içermiyor mu?

Rusya’daki genel düşünce dediğiniz gibi. Bu füzeler ayrıca, Doğu Avrupa ülkelerini Rusya’ya karşı güçlendirmek için de kullanılıyor.

Doğu Avrupa’da Rusya’ya karşı bir ön cephe mi örülüyor?

Tam da öyle. Eskiden SSCB’nin etkisinde olan ülkelerde, tarihsel geçmiş de kullanılarak bir cephe yaratılıyor. Bu cephenin temel dayanakları şu anda Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan. Bu ülkelerdeki Kremlin karşıtı güçler de bu çatışma ve gerilimden yararlanıyorlar. Bu durum, Moskova’yı kızdırıyor. Bu ülkelerin son dönemde takındığı tutum, Moskova’da “Bu ülkeleri kaybettik” biçiminde değerlendiriliyor.
Ayrıca Polonya, Çek Cumhuriyeti, Litvanya gibi ülkeler Rus karşıtı cehpeye katıldığında; bu, Rusya’daki özel sektör için çok kötü bir durum olacaktır. İkinci aşamada ise Ukrayna, Beyaz Rusya, Moldova gibi ülkeler üzerinde de Rusya’nın durumu zayıflama süreci içerisinde. Bu ülkeler de tamamen kaybedildiğinde, Rusya’nın durumu iç açıcı olmayacaktır.

Gelişmeler, ABD’nin Rusya’yı kuşatmak amacında olduğu yönünde. Afganistan işgal edildi, İran hedefte. Batı cephesinde ise Füze Kalkınma Sistemi…

Bana göre durum çok daha karmaşık. Şu anda ABD’nin Rusya’ya karşı kesin bir stratejisi yok. Aynı şekilde Rusya’nın da ABD’ye karşı. Bu nedenle bugün bir “Soğuk Savaş”tan söz etmek mümkün değil. Ama bir gerçekliğin olduğunu da kabul edelim. Bu, Rusya’nın olduğu ya da olmak istediği yerlerde bir karşı cephe oluşturuluyor. ABD karşı balans ayarı çekiyor. Birçok ülkede yerel çıkarlar da önemli rol oynuyor. Polonya Kazakistan, Gürcistan ve Ukrayna’da bunlar mevcut.
Burada enerji politikalarının rolü de önemli değil mi?
Bence enerji politikaları, Amerikan-Rusya geriliminde bugün çok önemli bir rol oynamıyor. Bu daha çok, başta Almanya olmak üzere AB-Rusya ilişkileri açısından geçerli.
Bu durum aynı zamanda, Alman-ABD ilişkileri açısından da büyük bir sorun. Çünkü bugün Almanya ile Rusya arasında düzenli bir enerji akımı sürüyor. Almanya, ABD’ye çok bağımlı değil. Bu durum da Almanya-Rusya ilişkilerinde başka sorunlara yol açıyor.

Almanya-Rusya ilişkileri Schröder döneminde en iyi zamanını yaşadı. Hatta bir eksen oluşturuldu. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?

Doğru. Ama son zamanlarda bir kötüleşmenin olduğu da sır değil.
Schröder ve Putin’in stratejisi çok açıktı; Almanya’ya düzenli Rus enerjisinin akıtılması. Biz buna “Schröder-Putin Planı” diyoruz.
Bu plan, Alman sermayesinin işine çok yarıyor. Çünkü Almanya, enerji dağıtımı bakımından AB’de “merkez ülke” konumuna geliyor.

Bütün ülkeler Almanya’ya bir bakıma bağımlı olacak. Bu durumun iki büyük sorunu var. Birincisi, Almanya’da bunu istemeyen güçler var; ikincisi ise Rusya’nın düzenli, sistematik enerji akışı yapacağının güvencesi yok. Ayrıca, Almanya’nın Rusya’ya bağımlılığının büyük sorunlara yol açabileceği de ifade ediliyor. Bunun için Almanya’da, Rusya’nın istikrarlı ortaktan çok problemli ortak olacağını düşünenlerin sayısı hiç de az değil.
Ayrıca, bu plana karşı çıkan ABD’nin, AB’deki “Truva Atı” Polonya’yı da hesaba katmak gerekiyor. Son birkaç aydır olup bitenlere bakıldığında, Schröder-Putin Planı’na karşı çıkanların başarılı olduğunu söylememiz gerekiyor.

Bunları söylüyorsunuz ama Almanya ile Rusya arasında doğrudan doğalgaz nakli yapacak Kuzey Avrupa Doğalgaz Hattı’nın (NEGP) yapımı da devam ediyor.

Evet. Ama bence bu hat çok pahalı. Tartışmalar bitmiş değil.
Birkaç yıl için Schröder-Putin Planı gerçekleştirilebilir bir plandı. Şimdi ise çok zor.
Rusya’nın yeniden bir “süper güç” olma şansı var mı?

Bence mümkün değil. Çünkü ekonomisi çok zayıf. Politik ve askeri gücü var. Rusya askeri gücünü hiçbir zaman kaybetmedi. Bu durum, Rusya’nın tarihinde geçmişte de vardı. Ancak zayıf ekonomiden ötürü bu askeri güç, politik güce dönüştürülmedi. Bu sorun, Sovyet modernleşmesinde az çok giderildi.
Ama sorun, post-Sovyet kapitalist ekonomi ile birlikte geri geldi.
Ekonomik zayıflık, bağımsız bir Rus emperyalizminin kurulmasını olanaksız hale getiriyor. Ancak Rusya, başka bir emperyalist gücün ikinci dayanağı olursa, bazı şeyleri yapabilir. Bugünkü asıl sorun da bu. Birinci ortak ortada yok.

Bu durumda, emperyalist devletler arasındaki ittifaklar, güç birlikleri ileride nasıl şekillenebilir?

Putin’e göre bu durum çok açıktı. Almanya yeni gücün merkezinde olacaktı. Rusya’yı ikinci ortak yapmak istiyordu. Stratejik olarak aptalca bir plan değildi. Çünkü, objektif çıkarlar örtüşüyordu.
Ama bugünkü durum buna pek olanak tanımıyor. Putin’den sonra ülkenin başına kimin geleceği de belli değil. Önümüzdeki yıl seçimler yapılacak ve her şey belirsiz. Çünkü kontrolün kaybedilmesinden korkuluyor. Putin’in yerine kimin geleceği konusunda yaşanan tartışmayı, Rus bürokrasisi için intihar süreci olarak değerlendiriyorum. 2008’in Rusya’da istikrarsızlık yılı olacağını bile söyleyebiliriz.

sol için umutluyuz
Sosyalizm davasının tarihsel teorik ve pratik geçmişinin olduğu Rusya’da sol-sosyalist muhalefetin durumu nasıl? İşçi sınıfının çıkarlarını savunanların örgütlenmesi hangi düzeyde?
Rusya’da solun paradoksu çok. Sol, bir yanda her geçen yıl toplumda güç buluyor. Bunu kamuoyu yoklamalarından ve satılan kitaplardan anlıyoruz.
Ama aynı sol, politik bir güce dönüşmüş değil. Sözde bir Komünist Partimiz var. Ama bu parti, açıkça milliyetçi bir partiye dönüşmüş.
Komünizm ve Stalin’le hiçbir alakası yok. Ama parti içerisinde gençler, sol-devrimci kanadı oluşturuyorlar. Üye olarak partiye bağlı olmalarına karşın pratikte bağlı değiller. Bu, yeni gerçek bir sol partinin kurulmasına olanak sağlayabilir. Biz bunlara "sınıf solcuları" diyoruz. Bunlar Rusya’nın geçmişine nostaljik tarzda sahip çıkmıyorlar, pratik mücadele yürütüyorlar. Sosyal çıkarlar temelinde politika yapıyorlar. İşçi sınıfını esas alırken, emeğiyle geçinen herkesin haklarını savunuyorlar.
İlginç bir süreç geçiriyoruz. Yıllardır farklı hareket eden güçler, şimdi Rus sermayesine karşı güçlerini birleştiriyorlar.
Bunlar içerisinde Stalin’in geleneğini savunanlardan Troçkistlere kadar herkes var.
Ben bütün solun birliğinin sağlanacağı konusunda umutluyum. Enstitü olarak koordinasyonu biz yapıyoruz. Bu konuda küreselleşme karşıtı hareketten de öğreneceklerimiz var.

Bir de Rusya’da son dönemlerde Putin karşıtı Batı yanlısı bir muhalefet hareketi ortaya çıktı. Başını satranç şampiyonu Gary Kasparov’un çektiği kesimler ne istiyor?
Bunlar Batı destekli. Basın tarafından da destekleniyorlar. Ekonomik güçleri yerinde.
Bunların fazla bir şey yapacağına inanmıyorum. Ama bizim sloganlarımızı kullanıyorlar.
Basın özgürlüğü, insan hakları bunlardan bazıları. Biz sesimizi kamuoyunda fazla duyurmayınca onlar öne çıkıyor. Ama bu kesimlerin neo-liberal politikalar savunduğunu anlatmamız gerekiyor.
Sol içinde bunlar hakkında farklı düşünceler var. Bazıları bu liberal muhalefet ile birlikte çalışılmasını istiyor. Ben ise buna karşı çıkıyorum. Bence ancak sendikaların merkezde olduğu toplumsal hareket başarıya ulaşır.

Yücel Özdemir
www.evrensel.net