SÖZ OLA, TORBA DOLA

  • “Arife tarif gerekmez”, “Arif olan anlar” gibi özlü ve güzel pek çok söz söylenmiş olsa da, Arif’e de bir tarif gerekiyor kimi zaman. Adı Arif olanlar, adlarındaki bu arifliği yeterli görüyor olmalılar ki, “Benim adım Arif, gerekmez bana tarif” dercesine kimi şeyleri anlamak için ayrıca bir çaba göstermiyorlar


    “Arife tarif gerekmez”, “Arif olan anlar” gibi özlü ve güzel pek çok söz söylenmiş olsa da, Arif’e de bir tarif gerekiyor kimi zaman. Adı Arif olanlar, adlarındaki bu arifliği yeterli görüyor olmalılar ki, “Benim adım Arif, gerekmez bana tarif” dercesine kimi şeyleri anlamak için ayrıca bir çaba göstermiyorlar. Örneğin bıyıksız Arif’lerden Arif Kocabıyık, bir yazısında “Zirvedeki takımlar ile küme düşmeye oynayan takımlar arasında pamuk ipliği kadar fark yok” derken, bu deyimin kullanım alanını yanlış anladığını ortaya koyuyor, kendisine bir tarifi zorunlu kılıyordu. Pamuk ipliği, ilişkilerin, bağların ve bağlantıların zayıflığını vurgulanmak gerektiğinde kullanılır diye biliyorum çünkü ben. Hani çabuk kopar ya... İkisi de bir nitelik sorununu ya da niteliksizliği vurguluyor gerçi ya!.. İki vurgu arasında dağlar denli bir ayrım vardır. Hani ilkinde “en küçük bir fark yok” denilseymiş pamuk ipliğinin onuru da konumu da korunmuş olacakmış.
    Kenan Başaran da benim gibi düşünmüş olmalı ki, “Tigana ile çoktan kopması gereken ilişki pamuk ipliğine bağlanarak son 2 haftaya kadar taşındı” diyordu ve pamuk ipliğini doğru yerde, doğru biçimde kullanıyordu. Çünkü, pamuk ipliğinin iki şey arasındaki ayrımı belirleme değil, o iki şey arasındaki bağlantının bağlantısızlığını vurgulama gibi bir özelliği ve işlevi olduğunu düşünüyorum. Kenan Başaran benim düşündüğümü düşünmemiş olsaydı, düşüncemde bir pamuk ipliği özelliği var diyecektim ama... Aması var işte. Üstelik dahası da var.
    Arif Kocabıyık, bu sözünün başı ile ortası arasında, pamuk ipliği ile bile anlatılamayacak bir kopukluk yaratıyor. Zirvedeki takımlar dediği takımların tümünün zirveye oynadığı düşünülse bile küme düşmeye oynayan takımlar konusunda ne düşüneceğini kestiremiyor insan. Hangi takım küme düşmeye oynamak gibi bir saçmalığın içinde olabilir ki?! Ve niye olsun ki?! Olsa olsa küme düşmeye aday, küme düşme korkusu yaşayan ya da küme düşmemeye oynayan takımlar olabilir.
    Yazıcı, sunucu, yorumcu kılığında iş tutanlara bakınca, Arif Kocabıyık’ın deyişiyle pamuk ipliği kadar da olsa bir ayrım yok aralarında. Ya da Kenan Başaran’ın söylemiyle pamuk ipliği ile bağlılar dillerine. Çünkü Ergun Ata, “Gönül isterdi ki, bu maça çıkarken mucizelere bağlı olan küme düşme umudunu, yenildiği takdirde matematiksel olmasa da kesinleştirecek olan Sakaryaspor biraz daha dirençli olabilseydi” sözüyle bunu açık seçik bir biçimde kanıtlıyordu. Sözün içeriğine bakıldığında Sakaryaspor’un küme düşmesi mucizelere bağlıydı, bu nasıl bir mucize olacaksa.
    Neyse, sözdeki bu tür anlam kargaşaları, matematiksel olmadan kesinleşen küme düşme söylemi bir yana bırakılsa bile “küme düşme umudu”nu o yana, bu yana bırakmanın olanağı yoktur ne yazık ki. Bu umudun nasıl bir umut olduğunun bilinmesi gerekecektir çünkü. Çünkü, bu öyle bir umut ki sonunda umutsuzluk var gibi. Hani, takım küme düşme umudu taşır ve umudunu gerçekleştiremez, işte tam orada her şeyi mucizelere bırakır diyerek bir açıklama getirmeye çalışacağım; ama hangi takım bunun için umut besler. Hangi takım bunun için bir dönem, bilmem kaç karşılaşmada koşturup durmayı göze alır. Böyle bir umut besleyenler hiç çıkmaz bence yeşil denilen alana. “Ben umudu olan bir takımım. Umudum da küme düşmek. Bunun için de günlerce, haftalarca, aylarca koşturup duramam. Onca para harcayamam, hakemle, onların kurum ve kuruluşlarıyla, yandaşlarla, izleyicilerle, oyuncuyla, çalıştırıcıyla, şunla bunla uğraşıp duramam. Diğer takımlara,“nasıl da düşürdük” onurunu yaşatamam. Ben kendim düşürürüm kendimi, hem o onuru ben yaşamış olurum, hem de umudumu gerçekleştirmiş olurum” der ve çeker kendini oyun alanını sınırlayan çizgilerin dışına, orada kalır. Hem kümeden düşmesini, hem de diğer takımları izler durur.
    Olabilir mi böyle bir umut besleyen takım ya da olmuş mudur böyle bir olay?
    Evine ekmek götüremeyen; ama götürmek isteyen adamın, umudunu ekmeğin zamlanmasına bağlaması gibi bir şey bu.
    Okurken bütün bunların olduğunu ya da olabileceğini düşünüyor insan ister istemez. Tıpkı ata ata yazan Ergun Ata ile tarif gerektiren Arif Kocabıyık’ın, aralarında pamuk ipliği denli ayrım olmayan düşüncelerinde olduğu gibi. “Umudunu kirpiklerine bağladı gönlüm / Yıllarca o bir çift göz için ağladı gönlüm” diyen şarkıdaki gibi.
    Umudunu topa bağlayıp yıllarca kümede kalmak için ağlayan takımları düşününce, umudun nasıl bir umutsuzluğa bağlandığını daha bir anlıyor insan.
    Üstün Yıldırım
    www.evrensel.net