SADEDE GELELİM

SADEDE GELELİM

  • Kapitalist toplumlarda meclis veya cumhurbaşkanlığı seçimleriyle iktidarın sınıfsal karakteri değişmez. Burjuva ekiplerden bir gider, diğeri gelir. Emekçilere karşı tutumları özde birdir


    Kapitalist toplumlarda meclis veya cumhurbaşkanlığı seçimleriyle iktidarın sınıfsal karakteri değişmez. Burjuva ekiplerden bir gider, diğeri gelir. Emekçilere karşı tutumları özde birdir. Ancak emekçilerin mücadelesi sınıflar arası güçler dengesini değiştirmeye başladığında uygulanan politikalarda değişiklik olur.
    1980 darbesinden beri 16 hükûmet kuruldu. Her renkten siyasî parti bakanlık koltuklarına oturdu. Bu hükûmetlerden hiç biri, çalışma şartlarını işçilerin aleyhine düzenleme, tarımda küçük üreticiyi tarımsal ithalatın ve yurt dışındaki tarımsal fiyatların baskısına maruz bırakma, KİT’leri özelleştirme, kamu personel rejimini çalışanların aleyhine değiştirme, yabancı sermayeye taviz verme doğrultusunda çalışmaktan şaşmadı. 1990’ların ortalarından beri kurulan hükûmetler sosyal güvenlik sistemini emekçilerin aleyhine dönüştürmekte de birbirlerini aratmadı.
    Bu seçimin sonunda kurulacak hükûmetin de aynı politikaları devam ettirmesi muhtemeldir. Ama mukadder değildir. Burjuva sınıf partileri emekçi aleyhtarı politikaları, emekçilerin bölünmüşlüğü ve dağınıklığı sayesinde uygulayabilmektedir.
    Türkiye Kamu-Sen’in internet sayfasında elektronik bir sunum var: AKP iktidarının sosyal ekonomik politikaları (kamu personel politikası, vergi politikası, özelleştirme politikası, yabancı sermayeye karşı tutumu, kadrolaşması, kıyım ve sürgün uygulamaları) uzun uzun eleştirilmektedir. Hak-İş’in internet sayfasında Salim Uslu bir yazısında sendikal hakların kısıtlanmışlığından, sendikalaşmanın önündeki engellerden şikayet etmektedir. Türk-İş internet sayfasında, mecliste çalışanların sorunlarının tartışılması için üyelerini, hangi partiden olursa olsun, işçi ve sendikacılıktan gelen adaylara oy vermeye çağırmaktadır. KESK ise biraz daha somut bir iş yaparak, milletvekili adaylarına imzalatılacak bir taahhütname hazırlamış, internet sayfasında ilan etmektedir. Taahhütnamede emekçilerin ekonomik, sosyal ve siyasal hakları alanında 16 tedbir sıralanmış. Adaylar bunu imzalayarak seçildiklerinde bunları takip edeceğini taahhüt edecektir.
    Saydığımız belgelere bakınca bu örgütlerin taleplerinin birçok konuda örtüştüğü görülmektedir. Örneğin diğer konfederasyonların KESK’in hazırladığı taahhütnamedeki talepleri destekleyeceği; hepsinin özelleştirme karşıtlığında, parasız ve nitelikli kamu hizmeti talebinde, memurların ücretlerinin iyileştirilmesi konusunda, 2003 tarihli çalışma yasasındaki esnekliklerin kaldırılması konusunda ve daha başka konularda anlaşabileceği tahmin edilebilir. Seçim zamanı niçin bu örgütler Emek Platformunu harekete geçirip asgari müşterek taleplerini tespit edip beyan etmezler? O asgari müşterek talepler ki, toplumun kahir ekseriyetinin en büyük ve önemli, en hayatî talepleridir? Niçin bu konfederasyonlar seçimde gündemi burjuva partilerinin inisiyatifine bırakırlar? Konfederasyonların başındakilerin hepsi mi Rıdvan Budak ve Bayram Meral’i takip etmeyi düşünmektedir?
    Bu seçimlerde emek, barış ve demokrasiden yana bağımsız adayları desteklerken, demokratik kitle örgütleri üzerinde baskıyı da eksik etmemek gerek. Meclis seçimi öncesi emekçilerin sınıfsal taleplerini duyurmak, hissettirmek için elverişli bir ortamdır. Burjuva sınıfının partileri ve kurumları, bu taleplerin duyulmaması için gündemi kasten saptırmaktadır. Seçimden sonra kurulacak hükûmetin çalışma şartlarını işçilerin aleyhine düzenleme, tarımda küçük üreticiyi ithalatın ve yurt dışındaki tarımsal fiyatların baskısına maruz bırakma, kamu varlıklarını özelleştirme, kamu personel rejimini çalışanların aleyhine değiştirme, eğitim ve sağlık hizmetlerini paralı hâle getirme, yabancı sermayeye taviz verme doğrultusunda çalışmaya devam edeceğini kestirmek için kahin olmaya gerek yok. Oysa emekçiler emekten yana demokrat milletvekillerini seçerken, demokratik kitle örgütleri örgütlü ağırlıklarıyla seçimin gündemine emekçilerin ihtiyaçlarını yerleştirse, seçimden sonra o milletvekillerinin sesi mecliste daha gür çıkar, daha dikkatle dinlenir, daha etkili olabilirler. Emekçi aleyhtarı yasama sürecini durdurmak, ve yeni bir ortam oluşturmak mümkün olabilir. Bu fırsatları göz göre göre kullanmayan kitle örgüt yönetimleri neoliberal saldırıdan burjuva siyasetçileri kadar sorumludur.
    Cem Somel
    www.evrensel.net