18 Haziran 2007 00:00

EMEK DÜNYASI

22 Temmuz Genel Seçimi’ne beş hafta kaldı. Seçimde insanların ikna edilmesinin ne kadar önemli olduğu düşünüldüğünde, beş hafta çok kısa bir zaman. Ama seçimin yarattığı duyarlılıklar ve öteki imkanlar göz önüne alındığında ise beş hafta yeterince uzun bir zamandır.

Paylaş

22 Temmuz Genel Seçimi’ne beş hafta kaldı. Seçimde insanların ikna edilmesinin ne kadar önemli olduğu düşünüldüğünde, beş hafta çok kısa bir zaman. Ama seçimin yarattığı duyarlılıklar ve öteki imkanlar göz önüne alındığında ise beş hafta yeterince uzun bir zamandır.
Son 10 yılın seçim deneyleriyle de düşünüldüğünde, bugün seçim çalışmasını; akla geldiği gibi yapılan bir çalışma, biraz gürültü, biraz gösteri, biraz atıp tutma olarak ele alınan etkinlikler toplamı olarak göremeyiz. Tersine, seçim çalışmasını halka gerçekleri anlatma olarak ele almak bile yetmez. Çünkü seçim çalışması demek, aynı zamanda açıklanan gerçekler üstünde isteklerini elde etmek için kendine yeni bir saf seçme, bir tutum almaya ikna etme faaliyeti ve fırsat demektir. Ancak sadece gerçekleri açıklamada değil, emekçilerin bir taraf olmasında da başarılı olur; bu tavrı oyuyla ifade etmesini sağlayabilirsek, ancak o zaman bir seçim dönemin yarattığı bütün imkanlardan yararlanmış oluruz.
‘BİZE OY VER’ DEMEK BİR TARAF DEĞİŞİKLİĞİ ÇAĞRISIDIR
Ancak bu kolay değildir. Bırakalım başkaca genel geçer şeyleri; son 10 yılda seçim çalışmasına katılan herkes, bunun hayli zor bir iş olduğunu bilir. Çünkü daha önce değişik sermaye partilerine taraf olmuş, oy vermiş bir emekçiden bizim istediğimiz; sadece oyunu gidip gizlice bize vermesi değil, geleneksel ilişkilerini, alışkanlıklarını, ana-baba yadigarı partisini ve çevresindeki herkesle ilişkilerini yenilemesi, yeni bir saf belirlemesi ve bu safın gereğine göre çevredeki ilişkilerini yeniden düzenlemesidir. Biz elbette bu kadar uzun bir istek listesi koymuyoruz emekçini önüne. Ama “safını yeniden belirle, bunun bir ifadesi olarak da bize oy ver” diyoruz. Ne var ki bizim tarafımızdan basit ve kolay olan bu isteğin anlamı, bu listedeki konum değişikliğini de yapmasını istemiş oluyoruz.
Emekçinin karşısına böyle bir istekle çıkılacak en uygun dönem de seçim dönemidir. Bunun için de seçim dönemi en uygun zaman dilimidir. Çünkü, herkesin az çok safını yeniden belirlediği bir dönemde biz de emekçilere, “safınızı yeniden ve bizden yana belirleyin” çağrısı yapmaktayız. Aksi halde, bu saf değiştirme seçim olmayan bir zamanda yıllar sürebilir. Onun için “Seçim, yığınları kazanmak, onları yeni bir safa çekmek için sayısız imkan sunar” diyoruz.
ETKİN BİR AJİTASYON
Demek ki bir seçim çalışmasında en önemli şeylerin başında, emekçileri mevcut diğer partilerden bizim farkımızı gösteren, dolayısıyla olup biteni bizim gözümüzden görmesini sağlayan bir aydınlatma faaliyeti vardır. Bunu yapabilmenin ilk koşulu ise kendi parti örgütlerimizi ve birlikte hareket ettiğimiz, seçim faaliyetimizi ortaklaştırdığımız parti ve siyasi çevrelerin kadro ve tüm öteki propaganda imkanlarını (afiş, bildiri, broşür, çevre ilişkisi vb.) tam seferber etmektir. Ve elbette bu çalışmanın bir kampanya olarak yürütülmesi için fabrika, atölye, her türden hizmet kurumu, sendika, dernek binası, lokaller, kahvehaneler, evler, emekçilerin bulunduğu her tür mekanı seçim meydanı olarak kullanma, seçim döneminin getirdiği ve rakip partilerin açtığı her tür tartışmaya müdahale etme konusunda yaratıcı, kararlı, cesur, özgüvenli bir tutum almak, emekçilerin anlayacağı bir dil kullanmak ajitasyonumuzun etkisini artırmak için son derece önemli olacaktır.
GENÇLİĞİ VE DOĞAL ÖNDERLERİ SEÇİM FAALİYETİNE KATMAYI BAŞARMAK
Seçimde elbette ki daha önce ilişki kurulmamış ya da sadece şöyle bir uğranmış yeni kesimlere seslenmek, düzenin ve düzen partilerinin teşhir edilmesi ve safların belirlenmesinde çok önemlidir. Ancak süre göz önüne alındığında, sadece mantıksal açıklamalarda bulunmak, sadece gerçek budur diye kanıtlar açıklamak yetemez. Bu çalışmayı aynı zamanda seçmenle daha sıcak, daha sıkı bir ilişki kurarak, onu oyunu kullanacağı sandığa kadar götürüp getirecek bir örgütlenmeyi sağlayarak da yapmak gerekir.
Burada da iki önemli etken önem kazanır. Bunlardan birincisi; o semtin, o mahallenin, o sokağın gençlerini seçim faaliyetine katmak için örgütlemek, onlara görevler vermek, onları sorumluluk almaya teşvik etmek; gençlerin coşku ve heyecanını ailelerine, komşularına, çevrelerine yayarak onların düzen partilerinin baskısından, hilelerinden, rüşvetlerinden etkilenmesini engellemektir. Ve dahası gençleri, bulundukları alandaki propagandadan seçmenleri sandıklara götürüp getirmeye, sandıkların başında görevlendirmeyle kadar her konuda yükümlendirmek önemlidir.

‘YEREL OTORİTE’LERİN KAZANILMASI ÇOK ÖNEMLİ OLACAKTIR
Bir seçim çalışmasında; yığınların tavır almasında en önemli etkenlerden birisi de (çoğu zaman da birincisi) “yerel otoriteler”in, “yerel halk önderleri”in çalışmanın içine çekilmesidir. Çünkü insanların bir seçim süreci gibi kısa bir dönemde tavır değiştirmesi için yerel önderlerin etkisi önemlidir.
Çalışmanın başka pek çok yanıyla ilgili deneylerimizden de biliyoruz ki “yerel önder” durumuna gelen kişilerin, çalışmanın içine çekilmesi çok önemlidir.
Bu “yerel halk önderi denilebilecek kişiler, uzun yıllara dayanan tutumlarıyla halk tarafından sözüne, seçimine, tutumuna güvenilen; “Eğer o böyle diyorsa doğrudur” dedikleri kişilerdir. (*)
Bu kişilerin faaliyete katılması, elbette ki çalışmanın etkinliğini artıracak, pek çok bakımdan seçimdeki başarıda etkili olduğu kadar seçimden sonra bu kesimler içinde çalışmanın sürmesinde de kolaylaştırıcı bir rol oynayacaktır.
22 Temmuz’da noktalanacak olan seçimin birinci etabının, egemen güç odakları arasında bir hesaplaşmayla ilerleyen bir süreç olması (Evrensel okurları bunun anlamını biliyorlar), elbette ki seçimin koşullarını olduğu kadar çalışmanın sonuç alıcı olmasını da güçleştirmiştir. Ama bütün bunlara karşın, seçimin Türkiye’nin ilerici, demokrat güçleri için, bir demokrasi cephesi için parlamentonun kullanılması da dahil sayısız ve son derece önemli fırsatlar sunmaya devam ettiği de bir gerçektir.
Yeter ki bu fırsatların değerlendirilmesinde geçmiş deneylerimizi, kadrolarımızı ve gücümüzü akılcı, yaratıcı ve gerektiği kadar inisiyatifli bir biçimde kullanmayı öğrendiğimizi gösterebilelim.

(*) Örneğin bir işyerinde yıllarca, olduğu kadarıyla oradaki mücadeleye önderlik etmiş; patrona, sendika bürokrasisine ve öteki baskılara karşı oradaki içiler içinde öne çıkmış ve işçi çoğunluğun güven ve saygısını kazanmış bir işçi önderi bir yerel otoritedir. Ve o kişinin çalışmaya çekilmesi demek, onun etkilediği kişilerin de mücadeleye çekilmesi demektir. Yine örneğin bir bölüm halk için de yerel otorite, bir muhtardır; ya da muhtar olmadan da halk indinde bir itibara sahip olan, sözüne güvenilir bir esnaf, bir işçi, bir kamu emekçisi, bir “emekli”dir yerel otorite olarak görülen kişi... Daha “uç”tan alalım. Örneğin kırsal alanda ya da kırsal alanla bağlantıları gelenek görenek düzeyinde süren kentteki geniş nüfus içinde bir din adamı, bir şeyh ya da aşiret ilişkileri içinde etkin bir kişi “yerel otorite” olarak rol oynayabilir.

İhsan Çaralan
ÖNCEKİ HABER

Bölgeden seçime bakış 4

SONRAKİ HABER

Çalışma koşullarının iyileştirilmesini istiyorlar

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa