KONUM

  • Hudson Institute adlı muhafazakar eğilimli Amerikan düşünce kuruluşu tarafından 13 Haziran’da, Türkiye’nin Irak Kürdistanı’na yönelik olası bir operasyonun tartışıldığı bir toplantı düzenlendi.


    Hudson Institute adlı muhafazakar eğilimli Amerikan düşünce kuruluşu tarafından 13 Haziran’da, Türkiye’nin Irak Kürdistanı’na yönelik olası bir operasyonun tartışıldığı bir toplantı düzenlendi. Toplantının çağrıcısı tanıdık bir isim. Daha önce Newsweek dergisinde “Türkiye’de 2007’de darbe olması ihtimali yüzde 50-50” başlıklı makalesi ile tartışma yaratan Zeyno Baran. Hudson Institute’de düzenlenen toplantıya, ABD’li bazı yetkili ve analizciler, Türkiye’den Genelkurmay Başkanlığı bünyesindeki Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi’nin (SAREM) Başkanı Tuğgeneral Süha Tanyeri, Türkiye’nin Washington’daki Savunma Ataşesi Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu ve diğer bazı Türk askeri yetkililerin yanı sıra Kürdistan Bölgesel Hükümeti Washington Temsilcisi ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin oğlu Kubad Talabani’nin katıldığı belirtiliyor.
    Hürriyet’in Washington Temsilcisi Yasemin Çongar’ın aktardığına göre toplantı metninin ‘Kuzey Irak’ başlıklı bölümünde şu senaryolara yer veriliyor:
    18 Haziran: Bir intihar saldırganı, patlayıcı yüklü kamyonetiyle Beyoğlu’nda karakol binasına çarpar... Saldırıda en az 50 polis memuru, turist ve alışverişteki insanlar hayatını kaybeder. 200 kişi ağır yaralanır. Hiçbir örgüt sorumluluk üstlenmese de eylemi PKK’nin yaptığı söylentisi birkaç saat içinde yayılır.
    19 Haziran: İçişleri Bakanlığı yetkilileri, saldırganın K. Irak’taki PKK kampında eğitim gördüğünü açıklar. Genelkurmay bu saptamayla hemfikir olur... Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt, Irak sınırı korunmadıkça ve örgütün emir-komuta yapısı dağıtılmadıkça, PKK’nin büyük şehirlerdeki eylemlerini sürdüreceğini açıklayarak derhal sınır ötesi harekât yapılmasını ister. ABD Dışişleri, Türkiye’ye itidal çağrısı yapar.
    23 Haziran: İranlı yetkililer, Şam’a patlayıcı taşıyan bir konvoyun, İran’daki PKK’lilerin saldırısına uğradığını açıklar. Saldırı talimatını, PKK’ye Amerikalıların verdiği iddiasındaki Tahran, K. Irak’a yönelik Türk harekâtına lojistik ve askeri destek vaat eder.
    24 Haziran: Ankara’da, Anayasa Mahkemesi önündeki intihar saldırısında, (eski) Mahkeme Başkanı Tülay Tuğcu ağır yaralanır ve kaldırıldığı hastanede ölür. Kullanılan patlayıcıların Beyoğlu eylemindekiyle aynı olduğu anlaşılır.
    25 Haziran: Eylemleri PKK’nin yaptığı, İçişleri ve Genelkurmay tarafından açıklanır. Milyonlarca kişi, Ankara, İstanbul, İzmir ve Samsun’da, orduyu PKK’ye öldürücü darbe vurmaya çağıran mitingler düzenler.
    25-28 Haziran: Başbakan Erdoğan, aşırı milliyetçileri cezbederek seçim öncesinde siyasi sermaye sağlamak amacıyla TBMM’den sınır ötesi operasyon için yetki kararı çıkarttırır.
    29 Haziran: 50 bin Türk askeri, şafak vakti Irak sınırını geçer; sınırın ötesinde kontrol noktaları oluşturur ve PKK ile küçük çatışmalara girerler. ABD Dışişleri ve Irak, harekâtı kınar. Daha sonra Beyaz Saray, Türkiye’nin kendisini savunma hakkından söz eden bir açıklama yapar.
    30 Haziran: Mesud Barzani, Türk ‘işgalini’ kınar ve peşmergenin Kürdistan’ı savunacağını bildirir.
    2006’ın son aylarında Newsweek’e yazdığı makalede genç subayların darbe istediklerini ve 2007’de postmodern bir darbenin olma olasılığının yüzde 50 olduğunu söyleyen Zeyno Baran’ın yönettiği bu toplantı ve toplantıda tartışılan senaryolar, önümüzdeki günlerde çokça tartışılacağa benziyor.
    Bu senaryodan önce, gerek Güney’deki Kürdistan hükümetine karşı tutum ve gerekse PKK’ye karşı operasyon konusunda ABD ile görüş ayrılığı bulunan Genelkurmay’ın ‘Think Tank’i olan SAREM’in, toplantıya başkan düzeyinde katılması dikkat çekiyor. Bu durum, Genelkurmay’ın, hükümeti Güney’e operasyon konusunda sıkıştırmasına rağmen, aslında ABD’nin politikalarını gözeten bir tutum içinde olduğunu gösteriyor.
    Yine yukarıda aktardığımız senaryoda patlatılan bombalar ve yapılan açıklamalar, Anafartalar Çarşısı’ndaki bombalamadan sonra geliştirilen süreçle benzerlik taşıyor. Senaryoda, ABD’nin önce Türkiye’yi kınaması, sonra Türkiye’nin kendini savunma hakkından söz eden bir açıklama yapması da dikkat çekiyor. Senaryo bu bakımdan, her koşulda ABD’nin Türkiye’yi kendi bölge planlarına yedeklemek için elinde hazır kartlar bulundurduğuna işaret ediyor.
    Senaryonun ötesinde bir de yaşanan gerçekler var. PKK’nin bir kez daha savunma durumu dışında silah kullanmayacağı açıklamasına rağmen, bölgenin dört bir tarafında on binlerce askerin katılımıyla operasyonlar devam ediyor. Gabar bölgesi, uçak destekli tank ve toplarla bombalanıyor. Bombalamalar, Irak Kürdistanı’nın sınırdaki yerleşim birimlerini de hedef alıyor. Genelkurmay Başkanı’nın “Topyekûn refleks/ topyekûn mücadele” çağrılarından sonra bölgenin Siirt, Hakkari, Şırnak kentleri ‘güvenlikli bölge’ adı altında ablukaya alınmış durumda. Uzun bir süredir hedef gösterilen DTP’li belediyelerden Diyarbakır Sur Belediyesi’nin Başkanı Abdullah Demirbaş görevinden alındı. Genelkurmay Başkanı’nın “Şehirlerde daha çok bombalar patlayacak” açıklamasının ardından Diyarbakır’ın en işlek caddelerinden birinde bir bomba patlatıldı. Yine aynı tarihlerde İstanbul’da Kuvva-i Milliye Derneği’nin il başkanı olan emekli bir astsubay, 27 bomba ile yakalandı (Cumhuriyet gazetesine atılan 3 bombanın seri numaralarının bu bombalarla uyuştuğu belirtiliyor). Her ne kadar sınır ötesi operasyonda anlaşmamış olsalar da hükümet ve Genelkurmay, sınırın içinde bir savaş yürütüyor.
    Ülke egemenlerinin içinde yer aldığı senaryo ve gerçekler kısaca böyle. Bitirmeden, Hudson Institute tarafından üretilen senaryo hakkında bir şeyi daha belirtmek gerekiyor: Ülke egemenleri, seksen yıldır çözümsüz bırakılmış olan Kürt sorunu konusunda, bölgedeki gelişmeleri de dikkate alan akılcı bir yaklaşım sergileyerek sorunu barışçıl, demokratik bir temelde çözme tutumu içinde olmak yerine içeride ve sınırın ötesinde halkları düşmanlaştırmaya dayalı şiddet politikalarına sarılmaya ve bu konuda emperyalistlerden medet ummaya devam ettikleri sürece, oynayacakları rol, emperyalist senaryolar tarafından belirlenen oyuncular olmanın ötesine geçemeyecektir.
    Çetin Diyar
    www.evrensel.net