19 Haziran 2007 00:00

DURUM

“Türkiye, yakın tarihinin belki de en içeriksiz seçimine doğru gidiyor ama bunu bir çelişki olarak görmemek olanaksız. Türkiye’yi bu seçime sürükleyen, son derece karmaşık bir siyasal yapı ve ortamdı

Paylaş

“Türkiye, yakın tarihinin belki de en içeriksiz seçimine doğru gidiyor ama bunu bir çelişki olarak görmemek olanaksız. Türkiye’yi bu seçime sürükleyen, son derece karmaşık bir siyasal yapı ve ortamdı. Ne var ki seçim kararının alınmasını izleyen dönemde terör, diğer bütün konuların üstünü örttü. Terörün olduğu her yerde nispeten öne çıkması doğal olan ordu, Türkiye’de büsbütün hakim hale geldi ve siyasetin konuşulmadığı, yapılmadığı bir düzen içinde seçim tarihinin gelmesini bekliyoruz.” Bu tespit, Sabah gazetesinde yazmaya başlayan Hasan Bülent Kahraman’a ait.
Ancak bu tespit ciddi yanlışlar içeriyor. Seçim kararının alınmasını izleyen dönemde, terörün ve “doğal olarak ordunun” nispeten öne çıkması saptamasının, en azından orduya ilişkin bölümü yanlıştır. Ordu, en azından geçen ağustostan bu yana günlük politikanın daha fazla içindeydi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde verdiği muhtıra ile de bütünüyle öne çıkmış durumdaydı. Terör eylemleri ise daha sonra patlak verdi. Siyasetin konuşulmadığı ve yapılmadığı bir düzen içerisinde, seçim tarihinin gelmesinin beklendiği ise bir o kadar yanlış. Muhtırayı verenler belki öyle istiyordu ama öyle bir süreci yaşamadığımız da açıktır. Aksine, siyaset alanı oldukça canlı ve ülkenin pek çok sorunu ortaya atılıyor, tartışılıyor.
Belki iddialı büyük partilerin, sorunların kıyısında dolaştığı ileri sürülebilir. Ama zaten aşağı yukarı bütün seçimlerde, bu partilerin durumu böyle olmuştur. Ama politik arena bunlardan ibaret değil ve bunlara rağmen, politikaya çizilen sınırlar parçalanıyor; demokrasi sorunu, bağımsızlık meselesi, ordu siyaset ilişkisi, Kürt sorunu tartışılıyor. Seçim tansiyonu yükseldikçe tartışmaların hararetinin de artacağını, tartışmalara sınır koymak isteyenlerin de bir biçimde tartışmaların içine çekildiğini göreceğiz. Açıkçası “içerik” bolluğu var ve ülke, belki de tarihinde ilk defa mevcut “büyük” partilerin ve kurulan sistemin iflasının açık kanıtı olan yüzlerce bağımsız adayla seçimlere gidiyor. Bu arada unutmadan ekleyelim; hükümet partisi, 12 Eylül Anayasası’nın yerine yeni bir anayasa vaat ediyor vb...
Açıkçası ülkenin sınıf çelişkileri üzerinde yükselen toplumsal dinamikleri, “emir-komuta” düzenine boyun eğmiyor; egemen güç ilişkileri dikkate alındığında, eğmesi de beklenemez. Kahraman, PKK’nın mayıs ayında eyleme geçeceğinin önceden belli olduğunu belirtiyor ve “Sivil siyaset çok önceden devreye girebilir, önlemler alabilir ve bu durumun çok daha sıkıntısız bir biçimde atlatılmasını sağlayabilirdi. Hiç değilse ordu, siyaset veya sivil otorite ekseninde çok daha farklı bir görüntü sergilenebilirdi. Hükümet, nasıl Cumhurbaşkanlığı seçim dönemini yönetemedi ve bir krize dönüştürdüyse, aynı olumsuzluğu bu defa da sergiledi ve açıklanmış, geleceği bilinen bir teröre teslim oldu. İnisiyatifi orduya kaptırdı. Kendisi açısından fevkalade olumsuz bir ortam yarattı” diyor.
Hükümet ilk defa bu duruma düşmüyor. İlk ciddi sınav Şemdinli idi ve bu sınavda ordu, hükümetin kaç okka geldiğini tarttı, sonrada altını boşalttı. Hükümet, şimdi direniyor gözüküyor ama direnişi bir demokrasi direnişi değil “kelleyi kurtarma” direnişi olduğu, gizli uzlaşma ve pazarlıklar içinde sürdüğü için zayıf ve etkisiz kalıyor. Daha fazlasına da zaten hükümet de ihtiyaç duymuyor. Çünkü kitlelerin demokrasi özlemi tahrik oldukça işlerin nerelere varabileceğini az çok kestirebiliyor. Ama “fevkalade olumsuz ortam” tespiti, sadece hükümet için kullanılamaz. Çatışan güçler “dinci-laik” olarak belirmiş olsa da hedef tahtasına konulan, asıl olarak halktır ve olumsuz ortamda ilk kurban edilmek istenen halkın özlemleri, istekleri ve talepleridir.
Bugün halkın istek ve taleplerini, özlemlerini savunan siyasi partiler vardır ve bunlar seçime girmekte, işbirliği yapmakta, bağımsız adaylarla parlamentoda da kürsü kurmaya çalışmaktadırlar. Bir aydın nasıl bunları görmez de sadece generaller tarafından çizilmek istenen dar sınırı görür, seçimleri “içeriksiz” ilan eder; bu da anlaşılmaz bir şeydir. Kahraman’ın tespitlerinin aksine, ülke çok renkli ve içerik dolu bir seçime gidiyor ve halk, kendine çizilen sınırlara boyun eğmediğini ve eğmeyeceğini gösteriyor.
Ahmet Yaşaroğlu
ÖNCEKİ HABER

bir delinin seçim vaadleri

SONRAKİ HABER

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Aybet: Gazetecilikten mahkum olan yok

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa