Bergamalıların imdat çığlıkları...

Bergama köylüleri yorgun, yıpranmış ve fazlasıyla üzgünler. 15 yıldır “istemiyik!” diye yapmadıkları eylem kalmayan siyanürlü altın madeni burunlarının dibinde gece gündüz çalışıyor çünkü


Bergama köylüleri yorgun, yıpranmış ve fazlasıyla üzgünler. 15 yıldır “istemiyik!” diye yapmadıkları eylem kalmayan siyanürlü altın madeni burunlarının dibinde gece gündüz çalışıyor çünkü.
Artık özellikle kadınlar arasında göğüs kanseri en yaygın hastalıklardan birisi haline gelmiş. Bir zamanlar “insan eksen bitecek” kadar verimli olan tarlalarda artık çok değil on sene öncesinin mahsulünü almak “hayal oldu”, diyor köylüler.
Cumhuriyete sahip çıktık da ne oldu?!..
Hüseyin Doğan (Narlıca köyü): Kendin söyle kendin dinle. Hiç dinleyen yok. Diyor ki “Cumhuriyete sahip çıkalım”. Cumhuriyete biz Atatürk’ün sağlığından beri sahip çıkıyoruz. Diyor ki “köylü milletin efendisi”. Ama, efendi olduk da ne anladık. Çanakkale’ye 9 gün 9 gece yayan gittim Orada ölenlerin en büyüğü 28 yaşında, en küçüğü 13. Bunlar bu ülke için can vermiş. Bu çıkarcılar için mi canını malını feda etmiş? Demek ki onlar bedava ölmüş. Gitmeselerdi, savunmasalardı toprağı belki de şehit olmazlardı. Bu maden şirketinde suç yok. Suç bizim çıkarcılarda. Diyor ki “tarıma elverişsiz bir yer burası” diyor. Şu küçük köyde iki tane zeytinyağı sanayisi var. Pamuk bizde oluyor, tütün bizde oluyor, zeytin bizde oluyor, arıcılık bizde, malcılık bizde. Bir de diyor ki yöreye kaç kilometre uzak maden diyor. Bu da yalan. İşte gördüğünüz gibi içimizde maden. Bizim ağlamamızı, sözümüzü sağır sultan duydu çıkarcılar duymuyor. Biz kazanalım onlar yesin! Üç tane hanım göğsünden ameliyat oldu. Biz gidiyoruz, eli bağlı, gözü bağlı bu şirketin bıçağının altındayız. Kaç sene oldu bu maden buraya geleli. Elimiz işe varmıyor ağzımız aşa. Dişlerimiz döküldü hep. (İzmir/EVRENSEL)
Ormanlarda kuş yok!..
Enver Bıldır (Lefke Çevre Kültür Derneğe Başkanı): Çok ciddi bir felaket var ve eğer önlemi alınmazsa ikinci Lefke ile karşılaşırız. Ormanları geziyoruz kuş yok. Bunu nereye bağlamalı bilmem. Bizdeki kirliliğin rehabilitasyonu için 2 milyar dolarlık bir kaynağın bulunması gerekiyor. Orta büyüklükteki bir devletin bile bütçesini sarsacak bir kaynaktan bahsediyoruz.
Resmiye Kural: Maden hayatımızı çok kötü etkiliyor. Hayatımızı kül eyledi. Mahsullerimiz bitti. Ekin ektik olmadı, bamya ektik olmadı, zeytin kurudu. Hastalık çoğaldı. Acımız çok.
Arzu Altıntaş: Kendimiz hastalığı aldık. Bir sene sonra aç da kalacağız. Gelecek olan nesillerimizi kurtarmak istiyoruz.
Fatma Sezer: Çok moral bozukluğu var. Hükümetin hukuk kurallarına uymasını istiyoruz.
Mürşibe Altıntaş: Mısır ekiyorduk, fasulye ekiyorduk. Bunları ekemiyoruz gayri, olmuyor. Kendimiz kaldık, dağın başında. Nere gidelim. Kaldık burada anam!..
Korkudan doktora gitmiyorum

Yusuf Duran: Benim evime 300 metre barajın olduğu yer. Gürültüden tozdan duramıyoruz. Acı bir badem kokusu geliyor havadan. Gece sakin olduğu zaman gökyüzü duman dumana gidiyor. Korkudan doktora bile gitmiyorum.
Hüseyin Kural (Narlıca): Maden 7-8 seneden beri çalışıyor. Çevreye zararları ortaya çıkmaya başladı artık. Şu an için iki seneden beri zeytinimiz, diğer mahsullerimiz olmuyor. Hastalıklar çoğalmaya başladı. Bizi kontrol eden, Sağlık Bakanlığı’ndan öldünüz mü kaldınız mı diye hiçbir gelen soran yok.
İbrahim Yoldaş (Pınarköy): Kanser hastalığı başladı. Benim evimde de var kanser hastası. 15-20 tane burada var.
Özer Akdemir
www.evrensel.net