‘Sokağın vebalılarının’ fotoğrafları

Altan Bal, genç bir fotoğrafçı. “Tüketemedikleri malların çöplerini toplayan” sokak toplayıcılarının fotoğraflarını sergide bir araya getirmiş. Bal’la fotoğrafları ve görüştüğü sokak toplayıcılarını konuştuk...


Ulis Fotofest kapsamında Tophane Tütün Deposu’nda birçok fotoğraf çalışması sergileniyor. Kent-Kentlileşme Sürekli Tema kapsamındaki birçok sergi arasında, fotoğrafçı Altan Bal’ın “Sokak Toplayıcıları” foto-röportaj sergisi dikkat çekici.
“Sokak Toplayıcıları” doğal olarak, çok kimsenin aklının bir köşesinde olmayan, insanların kentin keşmekeşinde yok saydıkları insanlar. Anadolu’nun ekonomik yapısının çözülmesine bağlı olarak İstanbul’un yolunu tutmuşlar. En “parya” işlerden görünen, bir kısım insanın ‘toplayıcılık’ yapması, insanoğlunun tarihsel serüveninin ne kadar geliştiğine de ayrı bir gözle bakmamızı sağlıyor. Herkes gibi bir iş yapan “sokak toplayıcıları” kentlerde birçok kişinin bilmek, dokunmak, kesişmek ve varlıklarını hissetmek istemediği insanlar. Sanayi uygarlığının bütün ihtişamına rağmen kirliliğini ortaya koyan ve bu kirliliğin doğal sonucu olarak, tüketimin nasıl bir kamusallık yarattığını sorgulayan bir çalışma. Zira foto-röportaj, İstanbul’daki sokak toplayıcılarının bir gününün fotoğraflarla ve sosyal durumlarını yansıtan alt metinlerle anlatıldığı bir nevi sosyolojik panorama. Kentliliğin içinde metanın hızlı dolaşımının sonucu biriken çöp, hem insan-meta ilişkisine hem de insan insan ilişkisine dair de bir bakış açısı sunuyor.
Aslında doğrudan sergiye konu olan ‘fail’lerle görüşmek niyetindeydik. Boyalı burjuva basının bugüne kadar ‘sokak toplayıcıları’ hakkında yaptığı birçok haber, onların insanlara ve basına daha da uzak durmalarına sebep olmuş. Biz de sokak toplayıcılarına her ne kadar ‘farklı’ bir gazete olduğumuzu anlatmayı düşündüysek de; üzerlerine gitmeyi, çalışmanın sahibi Altan Bal’la birlikte uygun bulmadık. Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğrafçılık Bölümü mezunu olan ve bağımsız çalışan, serginin sahibi Altan Bal ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bu fikir, bu proje nasıl oluştu?
Bekar Odaları projesinden sonra oluştu. Babam da benim gibi bekar odalarında kalmıştı. Bekar odalarının dış yaşantısı, ayrı bir hikayedir. Kağıt ve sokak toplayıcılarıdır. Türkiye’deki her şeyin görsel haliydi, bekar odaları. Yani tarım, hayvancılık politikasının çökertilmesinin sonucu, İstanbul’a göç ediyorlar. İstanbul’un çöplerini karıştırıyorlar, geçinmek için. Hatta kağıt toplayıcılarından biri şöyle diyordu: “İstanbul kazansa, biz kepçe değiliz. Olsa olsa çay kaşığıyız. Hep dibini kazıyoruz.” Birçok şeyin görselliği olduğunu anlayınca bu proje oluştu kafamda. 3 yıl önce okuldan mezun olduktan sonra çekmiştim.

Kağıt toplayıcılarının yaşamları nasıl?
Bütün sokak toplayıcıları nasıldır bilemem. Çünkü genelleme yapmak yanıltıcı olabilir. Beyazıt bölgesindeki kağıt toplayıcıları çektim. Benim çalıştıklarım daha çok İç Anadolu Bölgesi’nden göç edenlerdi. Konya, Aksaray’dan gelenler, ya toprakları yok ya da çok az. Biraz da İstanbul’un çekiciliğine kapılmışlar. Çoğu ilkokul mezunu bile değil ve vasıfsız. Dolayısıyla kendilerinden önce kağıt toplayan akraba ve hemşerilerinin yanına geliyorlar. Hep beraber yan yana gelip birbirlerine eklemleniyorlar. Süleymaniye etrafında bekar odalarında 10-15 kişi kalıyorlar ya da kağıt depolarda... Genelde köylerine 3-4 ayda bir gidip geliyorlar. 20-30 yıldır kağıt toplayıcılığı yapanlar var.

Yasal durumları nedir?
Çöpü karıştırmayı kimseye kolay kolay yaptıramazsınız. Çünkü kağıt önemli bir ürün. Yasal duruma gelince, izin olmasa da önceden herhangi bir sorun yoktu. Belediyeler, bu işin çevresel öneminin ve rantının farkına varınca bu işi ele geçirmek istiyorlar. Çünkü kağıtta geri dönüşüm, ekonomik olarak çok kârlı bir iş. Burda iki durum var. Belediyeler, “Kağıtçıların sağlıksız koşullarda yaşamasını istemiyoruz” diyorlar. Kağıt taplayıcıları ise “Yıllardır bu işi yapıyoruz. Her türlü yasal süreçleri yerine getirelim. Vergi vermemiz gerekiyorsa veririz” diyorlar. Sağlık, korunma eğitimi verilsin istiyorlar. “Ne yapılması gerekiyorsa yapalım, yasal süreci yerine getirelim” diyorlar. Çünkü toplayıcıların doğal bir örgütlülüğü var. Yasal olarak sıkıntı olacak. Toplayıcılar, bu işin kendilerinden alınmasına karşılar. Türkiye’de yavaş yavaş kağıt toplayıcılığı görünür hale gelince bu iş kızışacak. Çünkü birileri çöpleri toplamak zorunda. Bayrampaşa Belediyesi, kağıt toplayıcılarına hijyenik koşullar oluşturup, maske dağıtıp, eğitmiş diye biliyorum. Bu olumlu bir gelişme.

Çöp-kapitalizm ilişkisini nasıl yorumluyorsunuz?
Kapitalizm dediğimiz şey soyuttur. Fotoğrafçı olarak baktığımda, pratik hayatta görsel-somut hale gelir. Kapitalizmin en önemli özelliği kontrolsüz tüketimdir. İhtiyaç fazlası üretim, sonra da ihtiyaç yaratır. En sonunda bir tüketim çılgınlığıdır. Üretim yapıldığında bir sonraki adım yani, geri dönüşümü düşünülmüyor. Sağlıksız biriken çöplere dönüşüyor. Yani kapitalizmin tamamen görünür hale gelmesi oluyor, çöp.

Toplumun en alt katmanlarından olan toplayıcılar, tüketme şansları olmayan ürünlerin artıklarını toplarken kendi yaşamlarını da aynı zamanda kuruyorlar. Nasıl bir duygu-düşünce içindeler?
Öncelikle bir iş yapıyorlar. Daha çok İstanbul’a bakışları, gözlemlediğim kadarıyla, olanaklarından yaralanmadıkları şehrin, çöpünü kullanıyoruz diye algılıyorlar. “Çöpe düşmek” diye bir deyim var artık. Onlar için yaşamda gelebilecekleri en kötü yer bu nokta. Dolayısıyla yabancılaşma daha belirgin oluyor. Tüketmedikleri şeyin çöpünden para kazanmış oluyorlar. Ama asıl rahatsızlıkları insanların onlara bakışları. Bir mahalleye girdiklerinde, kötü koktukları için uzak duruluyor. Bazıları da toplayıcılığın Romanlar tarafından yapıldığını düşünüyorlar. Bazen çöpü karşılaştırdıklarında başlarına çöp bile atılıyor.

Sosyal yaşamları nasıl?
Pazarları ya maç yapıyorlar boş arsalarda, ya kahveye takılıyorlar. Herkes bunlara vebalı gibi davranıyor. Çok üzücü bu. Mahalle bakkalından, minübüs şoföründen esirgemediğimiz selamı onlara fazla görüyoruz. Onların belki kaskı, maskesi, önlüğü ve teknik donanımları olsa insanlar belki de daha iyi davranacaklar. Türkiye’de çöpün yüzde 23’ü geri dönüyor. Bu oranın ekonomik ve çevresel bakımdan yüzde 80’i bulması gerekiyor. Ankara, Mersin, Antalya gibi sanayinin ve mağazaların olduğu her yerde toplayıcılar var. Onlarla uzun bir zaman geçirdim. Polis gelip arama yaptığında herhangi bir suça bulaşmadıklarını, dolandırıcılık, yankesicilik ya da gasp yapmadıklarını gördüm. Ama insanların sokak toplayıcılarına karşı önyargılı olması, onların diğer insanlardan ayrı bir kategori oluşturdukları intibaını uyandırıyor. Dolayısıyla sosyal yaşamları sınırlı ve dar ilişkiler çerçevesinde oluyor. (İstanbul/EVRENSEL)
İnan Kızılkaya
www.evrensel.net