İETT, ESHOT, İZULAŞ

İzmir hızla İstanbul’laşma yolunda... Başta pislik, sonra da trafik sorunu…Pisliği boşverin. Artık “Temiz bir Türkiye” hayal. Doktor, “Ne yerse yesin,” demiş bu konuda. Politika alanından, kentin en işlek alanlarına, ara...


İzmir hızla İstanbul’laşma yolunda... Başta pislik, sonra da trafik sorunu…
Pisliği boşverin. Artık “Temiz bir Türkiye” hayal. Doktor, “Ne yerse yesin,” demiş bu konuda. Politika alanından, kentin en işlek alanlarına, ara sokaklarına dek pislik kol geziyor… Düşünün, Alsancak gibi, İzmir’in en güzide bölgesinde fareler ailecek dolaşıyorlar. Başkasından duymadım, gördüm…
Trafik sorunu ayrı bir alem. İstanbul’dayken, İETT şoförlerine her zaman hayran kalıyordum. Yolcuların otobüs kartlarıyla mı ilgilensinler, sollayan araçları mı kontrol etsinler, aniden önlerinde duran bir aracı mı kollasınlar, sağ taraflarında gelişi güzel parkeden araçlara mı baksınlar, intihar etmek istercesine kendini yola atan insanlara mı dikkat etsinler, vallaha öylesine zordu ki görevleri. Ayrıca başka şeyler de vardı. Örneğin durakta, ön kapıdan kafasını uzatıp, soru soranlar ya da ineceği durak geçtikten sonra düğmeye basıp, “Şoför bey, durmadınız,” diye azarlayanlar... Evet, İstanbul’un “Ağır işçi”siydi İETT şoförleri…
15 yıl önce İzmir’e göç ettiğimizde pek trafik sorunu falan yoktu. Yıllar geçtikçe İzmir, İstanbul’a benzedi. Her yer özel arabaların park yeri. Tretuvarlar dahil... Özellikle İzmir merkezinde işgal edilmemiş yer yok. “Ya lokanta masaları ya da arabalar her tarafı kaplamış durumda. Otomobiller kaldırım üstlerinde, garibim yayalar da araçların gittiği yerlerde… Başkasından duymadım, gördüm, görüyorum da sürekli.
Örneğin her gün Behçet Uz Çocuk Hastanesi’nin önündeki duraktan Evka-6 ya da Evka-2 otobüsüne biniyorum. Bir cep var, otobüsler için. Ama özel park yeri gibi. ESHOT ve İZULAŞ şoförleri otobüslerini, Asena’nın kıvırtması gibi kıvırtarak durağa yaklaşıyorlar. Benim otobüs gelinceye dek, birçok ESHOT ve İZULAŞ otobüsü gelip, geçiyor. Ve her defasında da onların şoförlerine bir kez daha hayran kalıyorum. İETT şoförleri gibiler…
Bir de, kulaktan dolma bilgilerle şoförleri eleştirenler var. İşte onun için yukarda zaman zaman, “Ben duymadım, gördüm,” dedim...
Benim bir yerel gazetede, bir süre birlikte yazı yazdığım genç bir arkadaşım var: Seyhan Uludağ... Çok yönlü bir kişi. 3 yıl Karşıyaka Hacıbektaş Derneği Gençlik Kolu Başkanlığı yaptı. 8 derneğin oluşturduğu bir gençlik kuruluşunun İzmir Temsilciliği görevini yürüttü. İzmir Demokrat Radyo’da programlar düzenledi. Ve 10 aydır da İZULAŞ şoförü. Bir yerel gazetede, adı Türkçe, soyadı İngilizce olan, yeni yapılmış bir hanın, “Hepsi birbirinden efendi” olduğunu bilebilecek kadar yakından tanıdığı otopark görevlilerinden duyduklarından yola çıkarak, yıllardır tanıdığım, gerçekten kibar bir kişi olan Seyhan Uludağ’ı “Kabadayılık”la suçlamış. Duyduklarına inanan bu kişinin söylediklerine inanmıyorum. Çünkü Seyhan Uludağ’ı yakından tanıyorum...
Her gün önünden en az bir kez geçiyorum, adı Türkçe, soyadı İngilizce olan hanın önünden. Ve sürekli olarak birkaç özel araç park etmiş durumda. O bölge, Gümrük’teki Karşıyaka yönüne giden otobüslerin ilk duraklarının bulunduğu yer. Ve her gün yüzlerce otobüs geçiyor oradan, kan kusa kusa.
Galiba yerel gazetede yazı yazan bu arkadaş, otobüs şoförlerine takmış.
Geçen günkü bir yazısında da Gaziemir yönünde çalışan otobüslerin şoförlerine yükleniyor. Yok sakallıymışlar, yok yolcuları aşağılıyorlarmış, yok şuymuş, yok buymuş. Acaba şoförlerin niçin sakal bıraktıklarının nedenini derinlemesine araştırdı mı? Haklarını almak için bir protestoda bulunuyorlardı.
Ne yani, baltaları alıp, saldıracaklar mıydı patronlarına?.. Aşağılamaya gelince... Geçen gün, gördüğüm bir olay, başkasından duyduğum değil, gördüğüm: Kadının kent kartı yok. Şoföre 50 milyon ya da yenisiyle 50 YTL uzattı. Düşünün 1.5 YTL için, 50 YTL. Ve tartıştılar… İyi ki şoför değilmişim...
“Kent kültürü” denilen şey çok önemli. Yalnız kentini, çevresini, şusunu, busunu korumak değil, karşındakine, emekçisine saygı duymak da var bu “Kent kültürü” denilen şey içinde. Otobüs şoförü ya da simitçi, kentin emekçilerine saygı gösterilmiyorsa eğer, orada “Kent kültürü”nden değil, olsa olsa “Mezra kültürü”nden söz edilir...
ESHOT‘un, İZULAŞ’ın (Tabii İETT’nin de) tüm şoförlerini, yine de dayanıklı oldukları, fıttırmadıkları için kutluyorum. Çünkü hepimiz onların tepesini attırmak için elimizden geleni yapıyoruz, yayasıyla, gazetecisiyle, yolcusuyla, özel araba sahibiyle...
Bülent Habora
www.evrensel.net