UZUN MESAFE

  • Kıyafet bazen zorunluluk, bazen bir yük, bazen de yaratılmış korku rüzgarıyla erken seçim nedeni olabiliyor. Ama ben bugün ne türbandan ne de bir başka mevsim yazısı konusu olabilecek "yazın neler giyeriz"e değinmeyeceğim.


    Kıyafet bazen zorunluluk, bazen bir yük, bazen de yaratılmış korku rüzgarıyla erken seçim nedeni olabiliyor. Ama ben bugün ne türbandan ne de bir başka mevsim yazısı konusu olabilecek "yazın neler giyeriz"e değinmeyeceğim. "Farkında mısınız" sorusunu ise Cumhuriyet’le değil kıyafetleriniz ve bedeninizle ilişkilendireceğim. Postal sesi, iki ayağın bir pabuca girmesi, kemer sıkmak gibi bu alandan üretilmiş deyimlere ise hiç değinmeyeceğim.
    Şimdi söze, kemer ve ayakkabılarınızla başlayabiliriz. Uzun zamandır giydiğiniz ve çok rahat bulduğunuz ayakkabılarınız artık dar geliyorsa ve sorun ortopedik bir problem olan kemikte oluşmuş çıkıntı değilse, muhtemelen her hasta gibi yakınlarınızla paylaşıyorsunuzdur. Bu aynı zamanda bir deneyim paylaşımıdır. Ayaklarınızda ödem dediğimiz, genelde su tutulması ile giden şişlik varlığının varis, kalp yetmezliği, böbrek hastalıkları ve bazen bir guatr tipi olabilen Hipotiroidinin bulgusu olabileceği, yakınlarınızca size bir çırpıda söylenebilir. Eğer sorununuz ayakkabınızın darlığını da aşmış ve daha büyük numarayı gerektirir boyuta gelmişse, halk arasında dev hastalığı diye adlandırılan, özellikle el, ayak, çenede büyüme ile giden ve Büyüme Hormonu aşırı üretiminin neden olduğu Akromegali söz konusudur artık.
    Kemer ile ilişkiniz yine sizlere sağlığınıza dair önemli ipuçları verebilir. Kilo alma ya da verme, sadece diyetle izah edilelemeyecek bulgulardır.
    Birçok kez eğer düzenli tartılmıyorsak bu değişimi hissedemeyebiliyoruz. Oysa kemer deliklerinden kaç tanesinin atlandığını görmek çok kolay. İstem dışı zayıflama son üç ayda beş kiloyu aşmışsa ve başkaca bir yakınmanız yoksa, kemeriniz kilo kaybının ilk habercisidir çoğunlukla ve zaman yitirmeden hekiminizle paylaşmanız gerekir.
    Çok sevdiğiniz balıkçı yaka kazaklar, bir aksesuvar olan fular, daha da önemlisi türban tartışmalarının tam ortasında kullandığınız boynu da örten baş örtüleri, sizi boğulacakmış duygusu verecek kadar rahatsız ediyorsa yine doktora gitmenizde yarar var. Hipertiroidi olabilirsiniz.
    Uzun yıllardır hiç çıkarmadığınız nikah yüzüğünün parmağınızla ilişkisi, yani kısa sürede bol ya da dar gelişi tıbben anlamlı olabilir. Ama siz siz olun yazılı doktor raporu almadan yüzüğünüzü bir kenara atmayın.
    ...Çekirge dolması
    "Dişi çekirgenin karnını boydan boya keserek içine yer fıstığı doldurun. Derin bir tavada kızgın yağda hafifçe pişirin. Tuzla tatlandırın. Fazla pişirip yakmayın." Afiyet olsun.
    Evet proteinden zengin, kızartıldığı için kalorisi bol, hazırlanması kolay bir yemek. Kolesterolü yüksek olanlar ya da kalp hastalarına ise buğulaması önerilebilir. Tarifin sahibi ise Birleşmiş Milletler. Çekirge istilasına uğrayan Kıbrıslı Rumlar "Sorunla baş edemiyoruz" diye BM'den yardım istediğinde, "Yenemiyorsanız yiyin" dercesine yemek tariflerinde bulunmuştu geçmiş yıllarda.
    Bizimle ne ilgisi var diyorsanız açım, işsizim diyene gıda yok ama size isterseniz pahalı ilaçları bedava kullanabileceğiniz Yeşil Kart verelim ya da yoksulluk bir teferruattır, laiklik söz konusu olduğunda cümlelerinin egemen kılınmak istendiği ülkemiz iklimini hatırlatmak isterim. Özelleştirmeler, sağlıkta yıkım süreci, bir sosyal güvensizlik projesi olarak GSS, yoksulluk, işsizlik vd. seçim sürecinin unutturulanları arasında. Hal böyle olunca önümüzdeki beş yıl için sizlerin sağlığını düşündüm ve sizlere börtü böcekli yemek tarifleri hazırladım. İşin özü ya bu, yemeği yersiniz ya da kolları sıvayıp bağımsız milletvekilliği adayları için çalışmaya başlarsınız. Ben ikincisini tercih ediyorum ya siz?
    ... İdrar tadı
    Şeker hastalığı, hepinizin malumu bir dert. İnsanlığın bu hastalıkla tanışması binlerce yıl ötesine gidiyor. Şimdilerde giderek küçük ev aletleri arasına giren şeker ölçme cihazlarına bakarak tanı koymanın kolaylığına kendinizi kaptırmayın derim. Yoksullar hâlâ bunun uzağında ve siz siz olun evdeki bu cihazların kıymetini bilin. Tarihte şeker hastalığının laboratuvar tanı metotlarından birisinin idrarın tadına bakmak olduğunu biliyor muydunuz? Peki idrar tadına kim bakıyordu?
    Tıp tarihi kitapları, İngiliz ordusunda görevli Dr. John Rollo'nun 19 ekim 1796'da, hastası Albay Merodoth'in kilo kaybını bir ilk olarak diyetle tedavi ettiğinde, izlemede idrarda şekerin varlığının tadılarak tespit edildiğini kaydeder. Daha öncesinde de uygulanmakla birlikte bunun hizmetçilere emirle yaptırıldığını aktaran önemli bir metin bu. Ülkemizde o yıllardaki tanı yöntemleri arasında hizmetçilere, yani yoksullara idrar tattırmak var mıydı bilemiyorum ama günümüzde işkence yöntemi olarak dışkı yedirmenin nadir de olsa kullanıldığını adli tıp raporlarından ve mahkeme kararlarından biliyoruz.
    Şeker hastalığında tarihe düşen başka şahsiyetler de var elbet. Bunlardan Erich Frank'ı sizlerle paylaşmak isterim. Ülkemizde gerek diyabet gerekse dahili hastalıklarda emeği yadsınamaz. O hocalarımızın hocasıdır. 1933 Üniversite Reformu sonrası Hitler Almanya'sından kaçarak ülkemize gelmiş ve ölünceye kadar bizlerle yaşamış, vasiyeti üzerine de 1957'de Müslüman mezarlığına gömülmüştür. Başka ülkelerden davet alan hocamız, şöyle diyordu sağlığında: "Yurdumdan atılmış olmanın acı şaşkınlığına uğradığım günlerde yalnız ve yalnız Türkiye kollarını açarak bağrına bastı, burası benim vatanımdır, ayrılıp nimetlerine küfranda bulunamam."
    Bu öykü bende korkuların kışkırtıldığı, ötekileştirmelerin neredeyse ödeve indirgendiği günümüzde başka bir Türkiye, geçmişte olduğu gibi bugün de mümkün duygusu uyandırdı ve sizlerle paylaşmak istedim. Sağlıcakla kalın!
    Dr. Zeki Gül
    www.evrensel.net