UFUK

  • Son birkaç yıldır Türkiye’de ortaya çıkan kimileri emekli, kimileri muvazzaf subaylardan oluşan çeteler, bir tesadüfler zinciri ile açıklanamayacak derin bir bağlantıya işaret ediyor.


    Son birkaç yıldır Türkiye’de ortaya çıkan kimileri emekli, kimileri muvazzaf subaylardan oluşan çeteler, bir tesadüfler zinciri ile açıklanamayacak derin bir bağlantıya işaret ediyor.
    Atabeyler Çetesi, Sauna Çetesi, Cumhuriyet’e atılan bombaların Ümraniye’deki bir gecekonduda bulunan ve Emekli Astsubay Oktay Y’ye ait olduğu bildirilen bombalarla aynı seriden olduğunun ortaya çıkması, Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan ile ilişkisi olan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in, Oktay Y. ile bağlantıları ve her ikisinin Veli Küçük ile sıkça görüşen kişiler olduğunun anlaşılması... Ayrıca, Veli Küçük’ün Hrant Dink cinayetinde de adı bir biçimde geçen, ancak daha önce Susurluk sürecinde de olduğu gibi tam olarak ulaşılamayan birisi olmasını da unutmayalım.
    Ve Ankara’da düzenlenen son çete operasyonunda Sedat Bucak’ın gözaltına alınan şoförünün, üzerinden çıkan sahte ‘jandarma istihbarat’ kartını Veli Küçük’ten aldığını söylediğini de ekleyelim.
    Bu derin bağlantıların sistemli ifadesinin ne olduğunu anlamaya çalışırken, Sahra Talimnamesi 31-15’i bir kez daha anımsamakta fayda var.
    ST 31-15, ilk kez Orgeneral Ali Keskiner imzasıyla 25 Mayıs 1964 gün ve OPS: 1708-74-64 Mr. Ta.Krl. sayılı Kara Kuvvetleri Komutanlığı emriyle yürürlüğe girmişti. ST 31-15, gayri nizami kuvvet anlayışına taraftar olan, Silahlı Kuvvetler eski mensuplarıyla gayri nizami kuvvet teşkiline muktedir kuvvetli şahsiyetler ve bunların faaliyetleri üzerinde durulmasını öngörüyor.
    Kuvva-i Milliye Derneği, Vatansever Kuvvetler Güçbirliği gibi derneklerin yönetim kademelerinde emekli askerlerin yoğunluğu ve yüklendikleri işlevler dikkate alındığında, ST 31-15 ile paralellik kendisini açık bir biçimde gösteriyor.
    Buna göre resmi asker ve resmi olmayan kudret sahibi militer güçlerin kuracakları çeteler, “Barış döneminde savaş halinin varlığını kabul ettirmek yolunda” girişimlerde bulunacaklar. Talimname kapsamındaki bu örgütler, “Sivil bir örgütlenme şeklinde idari taksimata uygun hücre tipi örgütlenilmesini; tedhiş (korkutma, dehşet salma), sabotaj, gizli haber alma” yöntemlerini benimsiyorlar. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Sahra Talimnamesi, yani ST 31-15, ‘köylere kadar’ örgütlenmeyi temel alıyor. Bu talimname, Amerikan Özel Harekat Birlikleri’ne ait FM (Field Manual) 31-15 Talimnamesi’nin Türkçeye çevrilip yürürlüğe sokulmuş hali.
    12 Mart döneminde Ziverbey Köşkü’ndeki kontrgerilla işkencelerinin ardından tartışılmaya başlanan ST 31-15, o dönemde NATO’nun Soğuk Savaş konseptine bağlı olarak “komünizmle mücadele” amacıyla kullanılıyordu.
    Bugün ise cumhurbaşkanlığı krizi ve bağımsız Kürt adayların Meclis’e girmesini engelleme, o yapılamıyorsa da olabildiğince sınırlamaya bağlanan gündemler, “gerilim” unsurları olarak öne çıkıyor.
    “İrticai ve bölücü tehdit” bahanesiyle toplumu ve siyasal yapıyı yeniden dizayn etmek isteyen güçler, bugün de ST 31-35’i çağrıştıran bir örgütlenme ve eylem modeliyle karşımızdalar.
    Susurluk sürecini başlatan trafik kazasında, Abdullah Çatlı ile aynı Mercedes’ten çıkan Sedat Bucak’ın izine, bugün Ankara’daki haraç çetesi bağlantısıyla ulaşılıyor ve Bucak’ın şoförünün üzerinden Veli Küçük’ün verdiğini belirttiği ‘Jandarma Genel Komutanı İstihbarat Haber Elemanı” yazılı bir kart çıkıyor. Bu zincirin bir halkası Danıştay saldırısında, diğeri Ümraniye’de, bir başkası Atabeyler ve Sauna çetelerinde vücut buluyor. Malatya’da bir kitabevinde, Trabzon’da bir kilisede gerçekleştirilen cinayetleri de benzer eylemler silsilesi içinde düşünmek gerekir.
    Kendine “milli” payeler biçen bu derin örgütlenmenin mensuplarının, geçmişte Soğuk Savaş politikalarına bağlı olarak Amerika’ya hizmet ederken, bugün de halkta infial duygusu yaratıp yönlendirmek hesabıyla, tek tek kişilerden kitle katliamına kadar uzanan eylemlerden kaçınmayacakları görülüyor. Bundan sonra görülmeye devam etmesi de şaşırtıcı olmayacaktır.
    Türkiye’de, devletin bu gayri nizami kimlikten arındırılmadan demokratikleştirilmesi mümkün görünmemektedir.
    Fatih Polat
    www.evrensel.net