TABLO

  • Genel seçimler yaklaştıkça siyasi partilerin söylemleri de netleşmeye başlıyor. Söylem diyoruz, çünkü henüz bütünlüklü bir program yayımlayan siyasi parti yok. Doğrusu programların yayımlanmamasını bir eksiklik olarak da görmüyoruz.


    Genel seçimler yaklaştıkça siyasi partilerin söylemleri de netleşmeye başlıyor. Söylem diyoruz, çünkü henüz bütünlüklü bir program yayımlayan siyasi parti yok. Doğrusu programların yayımlanmamasını bir eksiklik olarak da görmüyoruz. Çünkü bugüne kadar iktidarlarında yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır! Söylemleri de bunu kanıtlıyor.
    Her seçim öncesi farklı gibi sunulan burjuva sistem partilerini birbirinden ayıran özellik isim ve logolarıdır. ”At izi it izine karıştı” deyimini hatırlatacak biçimde; en sağından, en “soluna” kadar birbiri arasında yaptıkları transferler de bu farksızlığa kanıttır. AKP’sinden CHP’sine, MHP’sinden DP’sine hepsinin hedefi ve odaklandıkları nokta, serbest piyasacı IMF programını yürüterek tekelci sermayeye hizmettir. Bu anlamda bulundukları siyasi partinin ismi çok önemli değil, serbest piyasacı, IMF’ci , özelleştirmeci ve emek düşmanı olmaları yeterlidir!
    Serbest piyasacı burjuva siyasi partilerin söylemlerinde öne çıkardıkları argümanlarına kısaca göz attığımızda aralarında hiç de fark olmadığı görülecektir. Şimdi burjuva egemenler tarafından öne çıkarılan birkaç partiyi kısaca ele alalım:
    AKP: 2002 seçimleri öncesi, “milli gömleğini çıkarmış”, Amerikan bezinden elbiseler giymiş, hapishane “mağduru” R.Tayyip Erdoğan ve yol arkadaşlarının ABD’ye yaptıkları ziyaretler sonrası kurulmuş ve “mağduriyet” kartı ile halkın karşısına çıkarılmıştı. O dönem iktidarda olan MHP-ANAP-DSP koalisyonunun uyguladığı IMF patentli program neticesinde halk nezdinde yıpranmış olması ile yerine bir başka sermaye partisi olan tüccar AKP hazırlanmıştı. Buna rağmen aynı AKP iktidara gelmesi halinde IMF’yi kovabileceğini söyleyerek iktidar olmak uğruna halkı aldatacak kadar kararlık göstermişti.
    2001 krizi ile Dünya Bankası’nın kıdemli memuru “Sosyal Demokrat” Kemal Derviş’in, mevcut IMF programını revize ederek daha yıkıcı sonuçlar yaratan bir program haline getirerek AKP Hükümeti’ne devretmişti. O dönem DSP’yi dağıtarak CHP’ye geçen ve milletvekili olarak parlamentoya giren Derviş hazırladığı IMF programını, hükümet olan AKP’ye devrederken içim rahat diyebilmişti. Ve devrettiği programın AKP tarafından tavizsiz uygulanmasına, “ana muhalefet” sıralarından övgülerde bulunarak sahiplenmeye devam etmişti. Devir aldığı programı tavizsiz uygulaya gelen AKP, tekelci sermaye çevreleri, ABD, IMF ve patron örgütü TÜSİAD tarafından övgüyle taltif edilmektedir. Bu nedenle AKP hâlâ bu çevrelerin favori temsilcisi olarak bir tüccar parti olarak seçimlere hazırlanmaktadır.
    CHP: “Devleti böldürmeyeceğiz” paranoyal ruh hali söyleminin yanı sıra, “halkı ezdirmeyeceğiz, ülkeyi soydurmayacağız” söylemiyle temel çelişkileri içinde barındıran sloganlarla seçim startı alan CHP, kendisini AKP’den ayırmak için, “laiklik” sopasına sarılarak kârlı çıkmanın hesabını yapmaktadır. Çünkü sosyal, siyasal ve iktisadi açıdan program içeriği AKP’den kesinlikle farklı değildir. Gerek özelleştirme konusunda, gerekse IMF programı konusunda farklı söylemleri yoktur. Emekten ve yoksul halktan yana ciddi bir söylemine tanık olmadık. Seçim öncesi bile açıkça IMF ile yollarını ayıracağını ifade edemiyor. Aksine iktidara geldiklerinde IMF programını revize edeceğini CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın kendisi TV ekranlarında ifade etti. Genel Başkan Yrd. Mustafa Özyürek de bir röportajında IMF ile yeniden el sıkışacaklarını ifade ederek bu bağımlılığın, sermaye yanlısı programın uygulanacağının mesajını vermiş oldular.
    Toplumun her kesiminden şikayet edilen, yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik, gayri adil gelir dağılımı, yüksek faiz, dış borçlanma, cari açık, açlık, sosyal çöküş gibi insanlık dışı sonuçların ortaya çıkmasının temel nedeni uygulanan serbest piyasacı, tekelci sermaye yanlısı IMF programları ve özelleştirme yağmasının yarattığı sonuçlar değil midir? Peki nasıl oluyor da CHP, hem “ülkeyi soydurmayacağız, halkı ezdirmeyeceğiz” sloganı atıyor, hem de bu ağır sonuçları yaratan IMF programını ve tekelci sermaye yanlısı özelleştirmeleri savunuyor? Bu ne yaman çelişki?
    MHP: Her dönem ırkçı söylemlerle öne çıkarak kan üzerinden siyaset yapma özelliğine sahip bir partidir. Titrindeki “milliyetçi”lik, bu parti için ırkçılığı körüklemenin dışında bir anlam ifade etmezken, ülkenin bütün değerlerinin peşkeş çekilmesi sürecinde “iktidar” ortağı olmuştur. Birçok söylemini CHP’ye kaptırdığı gibi, yoksul halka verebileceği bir umut da yoktur.
    DP: Adı bin operasyonla anılan ve Susurluk sabıkası devam eden Mehmet Ağar’ın Genel Başkanlığı’nı yaptığı DP de, diğer sermaye partileri gibi özelleştirmeci, IMF’ci, serbest piyasacı, tekelci sermaye yanlısıdır. Diğerlerinden bir farkı olmadığı içindir ki, asıl dururken, suret olarak pek ilgi görmemektedir.
    Aralarında fark olmadığı içindir ki; hepsi antidemokratik olan yüzde 10 seçim barajında anlaşabilmektedir. Yine antidemokratik seçim sisteminin korunmasında ittifak etmektedirler. Kürt sorununu, terör sorunu olarak görerek, “devletin bölünme” paranoyası ile ırkçı söylemlerle halkları birbirine karşı kışkırtarak asıl bölücülüğü kendileri yaparak bu didişmeden beslenmeye çalışmaktadırlar. Kan üzerinden siyaset yaparak, gözleri kan bürümüş şekilde “kana kan-dişe diş” edasıyla, süngüleri donanmış “sınır ötesine” girmeye çalışmaktadırlar.
    Bu ittifakı ve farksızlığı bozacak bir seçenek var. Halkın iradesini dışarıda bırakan seçim barajlarını yıkmak için, emekten, barıştan, demokrasiden yana siyasi partilerin ve emek örgütlerinin yanı sıra aydınların desteklediği “bin umut adayları”nı desteklemek, seçilmesi için çalışmak ve çaba göstermek her emekçinin, yoksulun, işsizin ve her yurtseverin temel görevi olmalıdır.
    Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak
    www.evrensel.net