MERCEK

MERCEK

  • Birkaç haftadır (Haziran başından itibaren yoğunluk kazandı), sermaye kurumları ve düzen partileri yöneticilerinin de katıldığı ve özellikle de sermaye basın-yayın kurumları tarafından “terör eylemleri”nin “popüler yankıları”yla ilgi...


    Birkaç haftadır (Haziran başından itibaren yoğunluk kazandı), sermaye kurumları ve düzen partileri yöneticilerinin de katıldığı ve özellikle de sermaye basın-yayın kurumları tarafından “terör eylemleri”nin “popüler yankıları”yla ilgi çekiciliği artırılan “Türkiye’nin bir darbeye doğru mu gittiği, yoksa bir darbe sürecinin zaten yaşanmakta mı olduğu” tartışması, uluslararası bağlantılar üzerinden giderek ‘derinleşiyor’! “Tartışma” sürdükçe, “senaryo”nun ABD’den (Hudson Enstitüsü’ndeki çok yanlı, tam katılımlı ‘beyin fırtınası’) Irak Kürdistanı’na; Irak-İran-Suriye-Lübnan-Filistin’e (BOP) kadar genişleyen alandaki gelişmeler üzerinden ve bu gelişmelere müdahalenin yol-yöntem ve güçlerinin ne olması-ne olabileceği “varsayımları” üzerinden hazırlandığı daha da netleşiyor. Genel seçimler ile “darbe senaryoları” bizzat egemen sınıfın çeşitli kurum ve güçlerinin sözcüleri tarafından bir bütünün unsurları şeklinde ele alınıyor; suikastlar ve “Irak Kürdistanı’na 50 bin askerle girme” senaryoları, “devlette üst düzey yetkileri olan birtakım insanlar”la ilişki içinde oldukları artık birtakım devlet istihbaratçıları tarafından da ifşa edilen “mantar gibi biten çeteler”in eylemleri, sürecin etkin yönlendirici olayları olarak gündemleşiyor. Birbirleriyle güç ve iktidar kavgasında, ama hepsi de sömürü ve baskı sisteminin devamı için birbirleriyle yarışan düzen kurum ve güçleri, halk kitlelerine yönelik saldırı politikalarını yoğunlaştırmak ve şiddet kurumlarını takviye ederek sermaye güçlerini yeniden derleyip toparlamak için bu durumu kullanmaya çalışıyorlar.
    Ortada, sadece “senaryolar” yok kuşkusuz. İcraat, özellikle “ülkenin Doğu-Güneydoğusu”nda en üst düzeyde şiddet içerikli. Resmi ve “sivil”; “gizli”-açık kuvvetler “kırmızı alarm”da ve “senaryo icabı”(!) büyük kent merkezlerinde-Ankara’da yapıldığı türden- infial yaratıcı saldırı ve sabotajlar birbirini izliyor. Sermaye basın-yayın kurumlarıyla onların istihbarat kaynakları arasında yer alan eski-yeni istihbaratçılar “senaryo”ları yorumlar ve “analiz eder”lerken, Susurluk’tan Şemdinli’ye; oradan Atabeyler-Sauna çetelerine, oradan da S. Bucak’ın akraba-koruma-danışman vs. çevresiyle birlikte merkezinde yer aldığı “Ankara’daki çete”ye kadar çok sayıda “çeteleşmiş yapılar”a işaret ediyor; ardından da “bölücü terör tehdidi”nden söz ederek halk kitlelerinin bu “devlette üst düzey yetkileri olan birtakım insanlar”la bağlı milliyetçi-şoven ve militer-paramiliter güçlere karşı mücadeleye atılmalarının önüne barikat örmeye çalışıyorlar.
    “Emekli astsubay, emekli yüzbaşı, emekli tümgeneral, emekli polis şefi, emekli polis memurları, eski milletvekili” ‘unvanlı’ kişilerin doğrudan karıştığı “adam kaldırma, fidye alma, cinayet, suikast düzenleme amaçlı gizli çete” eylemleri basına yansıyıp mahkemelere konu oluyor; “yapılacaklara dair senaryolar” bunlara ekleniyor; bomba, TNT kalıpları ve suikast silahlarının sahipleri olarak yakalananların bir kısmı aynı unvanı taşıyorlar. Aralarında “kuvvayı milliyeciler” var. Militarist-şoven kışkırtma eylemlerinin “tanıdık simaları” O. Yıldırım, M. Tekin, V. Küçük isimleri bütün bu eylemler kapsamında yeniden ajans haberlerine düşüyorlar.
    Tam da böylesi bir ortamda, Hürriyet genel yayın yönetmeni “vatan için kurşun atan kahramanlar” söylemini yeniden ‘popülerleştirme”ye girişiyor, halk kitlelerini “ulusal teyakkuza geçerek” “kitlesel refleks gösterme”ye çağıran “paşalar”a, “Topyekün arkanızdayız paşam” diye ve sözüm ona ”teröre karşı mücadeleye halkın da katılması, bunun ‘topyekün seferberlik’ haline getirilmesi” için(!) destek çıkıyor. Çeteler her tarafta cirit atıyor; bombalar patlatıp “nabız yoklaması” yapıyor, yeni ve daha büyük suikastlarla daha kapsamlı sonuçlara ulaşmanın provaları için senaryolar hazırlıyor ve Özkök, Hürriyet’ten, “bize har zaman lazım olan kahramanlar” diyerek, Susurlukta, Ankara’da, İstanbul Ümraniye’de TNT kalıplarıyla, üçü Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasında kullanıldığı belirtilen el bombalarıyla, suikast planlarıyla yakalananları, “amirleri”ni ve tetikçilerini arıyor. A. Çatlı, S. Bucak, İ. Şahin, A. Yasak, O. Yıldırım, Yeşil gibi adamları kastederek, “Susurluk’ta herkes eski özel harekatçıları yerden yere vururken, onun siyasi kariyerini riske atarak sahip çıkma”ya övgüler düzüp, “O günlerde ben de ‘Bu insanları hırpalamayın. Bir gün onların kahramanlıklarına yine ihtiyacımız olur, ama onları bulamayız’ diye yazmıştım” diye anımsatmada bulunuyor. Ve devam ediyor Özkök: ”Nitekim korkularım doğru çıktı. O kahraman insanlara yine ihtiyacımız oldu. Ama şimdi kırık kalpleriyle kim bilir nerelerdedirler?”
    Birbirleriyle güç ve iktidar kavgasındaki güçlerin çeteler veya “çetelere suçüstü operasyonları”yla birbirlerini vurmaya çalıştıkları bir ortamda, Özkök gibileri “o kahraman insanlar”ı arıyorlar. Akla, “basındaki ayak mı?” sorusu geliyor.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net