ÖZGÜRLÜKLER

  • Nereden gelip nereye gitmektesiniz; kimsiniz kimlerdensiniz, ne-ce konuşur, yazar çizer; neye güler neye ağlarsınız, ne içer, ne yersiniz?
    Kimlik sorularıdır bunlar.


    Nereden gelip nereye gitmektesiniz; kimsiniz kimlerdensiniz, ne-ce konuşur, yazar çizer; neye güler neye ağlarsınız, ne içer, ne yersiniz?
    Kimlik sorularıdır bunlar.
    Türkiye’de resmi görüş, adeta dağı taşı Türk olarak görmektedir. Yanlış anlaşılmasın, ben etnik olarak Türküm ve Türklüğümle bir sorunum yok. Herhalde devlet ideologları, ‘dağ taş Türk olmalı ki insan mutlu olsun’ diye düşünmekteler. Türkleştirme programına dağ taş dahildir, doğa… O nedenle dağın taşın, nehrin, köylerin, kentlerin adları değiştirilmektedir. 1949 tarihli, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’dur, uygulamanın dayanağı.
    Ama ondan önce Anayasa’nın Başlangıç’ından itibaren Türkleştirme-Türkçü programı görüyoruz.
    1982 Anayasası demokrasinin reddidir.
    Bu Anayasa ile demokrasi olmaz. Peşin olarak mevcut Anayasa hakkındaki yargımı belirttim böylece.
    Anayasa, dilde tekçidir. Anayasanın 42. maddesinin demokratik yorumları bile, anayasanın bu tekçi ruhunu aşamamaktadır. Türk vatandaşlarına, Türkçeden başka bir dil, anadil olarak okutulamayacak, öğretilemeyecektir.
    -Peki anadil olarak değil de, dil olarak öğretsek, olur mu?
    -Hayır o da olmaz. Bölücülük yapılmış olur.
    -Peki, özel sektör yapsın,yerel yönetimler yapsın.
    -Hayır, o da olmaz.
    -Hem Kürt halkı yoktur ki, dili olsun. Sözdedir, ‘Kürt halkı.’ Kürt halkı diyerek bölücülük yapıyorsunuz.
    Düşünce yasaklarının olduğu yerde renk yasağı da olacak, dil yasağı da olacak.
    Kaçınılmaz.
    Çok değil birkaç yıl önce Eğitim Sen tüzüğünde değişiklik yapmıştı ve anadil eğitim/öğretimi konusunda çalışma yapmayı tüzüğüne almıştı.
    Sivil hayatı izleyen, gözleyen ordu, laiklik, çağdaşlık, ilericilik, antiemperyalistlik, yurtseverlik, birlik, beraberlik adına olsa gerek, sivil hayatı izleme, gözleme, yönlendirme faaliyetleri çerçevesinde durumdan yetkili makamları haberdar etmişti. Bir sendikanın tüzüğü bir ülkenin ordusunun ilgi alanına girebiliyor demek ki…
    Demokrasilerde olmazdı bu.
    Ama asker merkezli cumhuriyetlerde olur.
    Asker görüşü doğrultusunda yargı kararı çıktı. Tek bu olay değil. Sonraki yıllarda da asker görüşü doğrultusunda yargı kararları çıkacaktı…
    Anayasanın genel anlayışı dışında kilit sorun, devletin yurttaşla kurduğu ilişkidir.
    Yani Anayasa’nın 66. maddesi. Yurttaşlığı düzenleyen madde. Bana göre ırkçı madde.
    Daha baştan madde başlığı ‘Türk vatandaşlığı’ diye başlıyor. Vatandaşlığın adını koyarken, nitelerken başlıyor sakatlık. ‘Türk’ devlet midir ki, vatandaşlık onunla ilişkili olarak ele alınsın? Önce buna -kimin kime vatandaşlığını düzenleyeceğiz, ona- karar verilmeli.
    Devam edelim. Madde metninde başka bir garabet ortaya çıkıyor. ‘Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan…’
    Devlet ne zamandan beri, ‘Türk devleti’dir? Sahi Türkiye devletinin tam, doğru resmi adı nedir, ne olarak yazacak çizeceğiz? Devlet Türk’ün devleti ise ve adı da ‘Türk Devleti’ ise, Laz, Çerkez, Kürt ve diğer etnisiteden yurttaşlar ne-dir? Sıfatları nedir, kimlikleri nedir?
    ‘Ne mutlu ki, onlar da Türktür mü’ diyeceğiz? 66. madde düzenlemesi, kaldığımız yerden devam edersek, birden yön değiştiriyor ve Türk’ü keşfediyor. Biz zannediyorduk ki, vatandaşlık tarifine ulaşacağız. Meğer Türk’ün kim olduğu anlatılıyormuş maddede. ‘Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan’mış, Türk. Dolayısıyla biz vatandaşlığı bulamadan bu seyahatin sonuna geliyoruz.
    Vatandaşlık askıda. Türk tarifinin içinde, diyelim.
    Devlet Anayasa’nın 5. maddesinde farklı etnik, dinsel, dilsel özelliklere sahip yurttaşlar için bir görev üstlenmiyor.
    Tekçi bakış buna engel.
    Anayasa herkesi Türk, herkesi milliyetçi devlet ideolojinin militanı ve hizmetkarı, herkesi Müslüman ve Sünni Hanefi inancından görüyor. Düşüncede ve inançta kimin neyi düşüneceğine ve kimin neye inanacağına ‘ben karar veririm’ diyor.
    Türkiye toplumunun çoğulcu etnik, dilsel, dinsel ve kültürel dokusu ile anayasanın tekçi yaklaşımı çelişiyor. Sorunların kaynağında da bu bakış açısı bulunuyor.
    Hüsnü Öndül
    www.evrensel.net