sağlık olsun

  • Sayrıevindeki görüş günlerinin artması güvenlik önlemlerini de artırmıştı. Polis olmayan, ama onlar gibi tekbiçim giyinmiş kızlı, oğlanlı gençler sağlıyordu bu güvenliği


    Sayrıevindeki görüş günlerinin artması güvenlik önlemlerini de artırmıştı. Polis olmayan, ama onlar gibi tekbiçim giyinmiş kızlı, oğlanlı gençler sağlıyordu bu güvenliği. Bu insanlar görüntüleriyle hem bir güven duygusu uyandırıyorlar, hem de bir çekingenlik yaratıyorlardı. Hele de beşi bir yerde olunca. Ne var ki sımsıkı görünen güvenlik önlemleri daha çok terör olaylarıyla ilgiliydi. Hani, oraya buraya çanta ya da torba içinde patlayıcı bırakma olaylarıyla. Bu nedenle her girişe ve her geçişe, kalabalık güvenlik timleri yerleştirilmişti.
    Timciler, kimsenin elini kolunu sallayarak geçmesine izin vermiyorlardı bir yerden başka bir yere. El ve kol, eğer bir kart göstermek için sallanıyorsa o zaman geçişe bir engel yoktu. Kartın türü de hiç önemli değildi. Kart olsun, biraz da kimlik kartına benzesin yeterdi. Eğer bu tür bir olanak bulunamıyorsa, alınacak bir görüş kartıyla geçilmeyen yerlere yine de el ve kol sallayarak geçmek olasıydı.
    Çanta, torba, paket gibi el ve kol sallanmasını engelleyen şeylere de bakılmazdı
    içinde ne var diye. Nasıl olsa, bomba olma ve bunların bir köşeye bırakılma olasılığına karşı gerekli uyarılar ortak yayınla yapılıyor, bunların güvenliğe bildirilmesi isteniyordu. Bunun dışında tek tek bakmanın gereği yoktu.
    Bu sıkı ve de sımsıkı güvenlik önlemlerinin bir başka özelliği de sayrıevinin salt yataklı bölümü için alınmış olmasıydı. Ayakta bakım ve onarım yaptıran sayrıların bulunduğu yere her bir şeyler sallanarak ve her şeyle girilebiliyordu. Önemli olan yatan sayrılardı. Öylesine önemliydi ki onlar, bütün bu önlemlere karşın, onların her birinin yanında en az bir kişi kesinlikle bulunuyordu. İki ya da üç kişinin gözetiminde yatanlar bile vardı.
    Varsıllığı paraca, yoksulluğu insanca, sayrısı yaşlıca olanların sayrıları ise özel bakıcıların sevecen (!) ellerine bırakılmıştı. “Şirket” olarak anılan özel kuruluşlardan kiralanan; oradan, buradan toplanmış; işsiz, aşsız, eşsiz ve umarsız kadınlardı bunlar. Sayrılardan çok kendilerine bakmak için uzmanlaşmışlardı. Kendileri için alınan özel yemekle besleniyor; hazır sayrıevindeyken kendi sağlık sorunlarıyla uğraşıyor; özel yaşamlarında bulamadıkları olanakları alabildiğine kullanıyorlardı. Sayrılara doğru dürüst bakmadıkları için da sık sık değiştiriliyorlardı. Göğsünün bir tanesi, süt dolu inek memesini andıran bakıcının biri kendisinden hoşnut olmayan yaşlı sayrısına ” …artık üstüne mi çekersin, altına mı alırsın bilmem. Ben geldim işte” diyerek gözdağı veriyordu. Karnabahar gibi tostoparlak ve yusyuvarlak kadının adı da Gülbahar’dı. Ve tüm bu güller, baharlar, daha bilmem neler sayrıevi kasasına yatırılan bir miktar paranın karşılığı olarak o görkemli güvenlik timini aşıyorlardı.
    Bütün bu güvenlik önlemlerine (!) karşın yine de hırsızlık oluyordu. Neyse ki çalınan can değildi. Bir Temmuz ayında Madımak sıcağında canların çalınması gibi bir şey değildi.
    Üstün Yıldırım
    www.evrensel.net