Ötekileştirdiklerimizi görünür kılmaya çalıştık

Fotoğraf sanatçısı Mehtap Yücel, serginin metin yazarı Tamer Altunay ve sergide fotoğrafı bulunan Terzi Artin Satan’la röportaj için Fransız Kültür Merkezi sergi salonundayız. Perişan Hanım ve Takuhi Hanım, işleri olduğundan gelemiyor.


Fotoğraf sanatçısı Mehtap Yücel, serginin metin yazarı Tamer Altunay ve sergide fotoğrafı bulunan Terzi Artin Satan’la röportaj için Fransız Kültür Merkezi sergi salonundayız. Perişan Hanım ve Takuhi Hanım, işleri olduğundan gelemiyor. Oysa röportajımızın ilgi çekici yanı onların hikayesi olacak diye düşünüyordum.
Kınalıada’daki Yetimler Yurdu’nun hizmetlisi Perişan Hanım ile, çeşitli zamanlarda kardeşleriyle birlikte kampta kalan Takuhilerin sergi açılışındaki duygu anaforu yaratan karşılaşmalarına tanık olmuştum, ilgi çekici anıları ortaya çıkaracaktım.
Sergiye ilginin ne düzeyde olduğunu gözlemlemek ve varsa konuklarla konuşmak için erkenden oradayız. Ayağımız yine ilk önce Hrant’ın yanına götürüyor; sandalda balık tutan Hrant’ı izliyoruz. Gözümüz yanındaki metne kayıyor. Şöyle yazıyor metinde: “Agostaki köşesi ‘Şapparigçe’ başlığını taşıyordu. Hikayesini anlatmıştı. Bir gün Halit Kıvanç gelmiş yanına, Hrant her zamanki sıcaklığıyla sarılmış, şapur şupur öpmüş onu. Ahparig (Ermenicede dost arkadaş) demiş. Kıvanç, ‘Sen ahparig değil şapparigsin’ demiş ve gülüşmüşler. O çalışmaya başlarken ilk önce dostumuz Hrant’ın kapısını çalmıştık, tıpkı Ermeni toplumunu tanımak isteyen herkesin yaptığı gibi. Agos’ta mütevazı düzenlenmiş odasında kimlerle görüşebileceğimizi konuştuk. Bir sürü telefon numarasını paylaştı bizimle. Sonrasında her başımız sıkıştığında onun telefonunu çaldırdık. Bir gün o telefondan hiç yanıt gelmeyinceye kadar. Sevgili Hrant bıraktığın boşluk çok derin. Seni özlüyoruz.”
Anlamını bilemezsiniz
Sergiyi gezen misafirler için konmuş mesaj defterine ilişiyor gözüm; Nişan Yürek’in yazdıklarını okuyoruz:
“Sevgili Mehtap,
Yaptığınız çalışmadan dolayı kutluyor şahsım adına takdir ve teşekkür ediyorum, bir Ermeni vatandaşı olarak. Böyle bir zamanda bizi bu kadar iyi tanıtan bir çalışmayı bize sunmanızın anlamını bilemezsiniz. Ancak sizin gibi dostlardan gereken destekle hem kendimizi daha iyi anlayacağız hem de geçmişimizin o güzel anılarını hatırlamış olacağız. Bize bugüne kadar düşmanca öğretilen tarihin aksine içimizdeki güzellikleri ancak bu gibi çalışmalar bu aklı karıştırılmış toplumu aydınlatır. Çalışmalarınızın devamını diliyorum. Hepinize içten teşekkür ediyorum.”
Sergiye emeği geçenlerden Aycan Işık’la sohbet ediyoruz. “Keşke daha fazla katkıda bulunabilseydim. Bu serginin arkasından biraz böyle duygusal ve insani yanım, keşke daha fazla bir şeyler yapabilseydim diyor” sözleriyle anlattı duygularını.
Sergiyi gezen üç genç kız görüyoruz. Karolin Dingillioğlu, Firun Özçelik, Lidya Zincirli. Üçü de Ermeni kökenli. Firun’un ‘Şirin’ anlamına geldiğini öğreniyoruz. Sergiye ilişkin duyguları da ortak; çok beğendiklerini, içerik olarak anlamlı olduğunu, detayların iyi yakalandığını dile getiriyorlar. Böyle bir serginin yapılmasından dolayı mutlular, zaten kendilerini bu toplumda ‘ayrı’ ve ezik hissetmiyorlar. Fakat yine de anlamayanların anlamasında bu gibi çalışmaların katkısının olacağını düşünüyorlar. Sergi, 1 Temmuz tarihine kadar İstanbul Beyoğlu’ndaki Fransız Kültür Merkezi salonunda ziyaretçilere açık.
Bu tür çalışmalar yapılmalı
Fotoğrafların sahibi Mehtap Yücel ve metinlerin yazarı Tamer Altunay ile birlikte görüştük.

Bu sergiyi nasıl gündeme geldi?
Mehtap Yücel: Bu aslında Tamer’in gündeme getirdiği bir projeydi. Bir gün, “Ben Kurtuluş’ta çevremde Ermenilerle birlikte yaşıyorum, Ermeni arkadaşlarım var fakat Ermenileri pek tanımıyorum. Toplum da tanımıyor. Bunu görünür kılalım” dedi. Konuşmanın sonunda ‘bunu çalışalım’ dedik birlikte. Zaten bu benim istediğim öncelikli konulardan biriydi. Sonra GEO Dergisi’ne önerdik. Oradan da onay gelince bu bizi daha çok tetikledi; proje olmaktan çıktı harekete geçtik. Biz ‘İstanbullu Ermeniler’i çalışacaktık aslında ama bizler gibi Anadolu’nun değişik yerlerinden göç eden Ermenilerle tanıştık. Tıpkı bizler gibi. Ben Ürgüplüyüm, Tamer Trakyalı. Onlar da Trakyalılardı, Kayserililerdi, Siirtlilerdi...
Çalışmayı yaparken, içimizdeki insanları görmeme gerçeğine yakından tanık oldum ve kendimden de rahatsız oldum. Çünkü farklı bir kültüre gideyim derken benim de onları ‘dışarda bir kimlik’ olarak düşündüğümü görmekten utandım. Toplum olarak birbirimizi ‘dışında’ görme eğilimimiz var, gözlerimizi kapıyor, görmezden geliyoruz. Bizim içimizde ötekileştirdiklerimiz. Ötekileştirme yerine ‘biz buyuz’ dememiz gerekir.
Örneğin, gördüm ki bir Bitlisli nasıl yaşıyor, ne giyip-yiyorsa Bitlisli Ermeni de öyle. Kayseri’deki Kayserili, Van’daki Vanlı... Yaşadığı yerin insanıyla günlük yaşamda bir farklılık göremezsiniz. Dini ritüelleri vb. şeyleri çıkarırsanız bu böyle. Bir Trakyalı ile Kayserilinin arasındaki farklılık ne ise, Traklayalı Ermeni ile Kayserili Ermeni arasındaki fark da aynı.

Burada, eski İstanbullular neslinin devamı olarak kalan Ermenilerle görüşemediniz mi?
Tamer Altunay: Yok... ‘Eski İstanbullular’ derken kastınız Osmanlı döneminden kalanlar oluyor, maalesef onları bulamadık, yoklar. Biliyorsunuz tarihte tehcir uygulamaları var, bunun sonucunda göçler yaşanmış. Şimdi burada yaşayan Ermeniler’in tamamı Anadolu ve Trakya’dan göç etmişler. Anadolu göçleri bilinir de, Trakya’da olanlar pek bilinmez. Büyüdüğüm Tekirdağ- Malkara nüfusunun zamanında üçte biri Ermeniymiş. Bunu ben çok sonraları öğrendim. Tarihe bakmadığımız gibi çevremize de bakmıyoruz. Ben hem çevreme bakmak hem de gazetecilik merakı dürtüsüyle bu konuya meylettim. Çalışmanın çıkışı buydu. Farklı bir kültürü, farklı bir toplumu anlama ve anlatma çabasıydı. Buna biraz katkımız olduysa sevinç duyarız.

Diğer ‘azınlık’lara ilişkin de çalışmalarınız olacak mı?
T.A.: Şu anda somutlanmış bir proje yok ancak olabilir. Dedim ya toplum olarak bir birimizi tanıma ve anlama çabası yok içimizde. Çerkesler de, Türkler de, Kürtler de, Çingeneler de benim ilgimi çekiyor. Çingene sözü toplumda negatif bir yüklemle kullanıldığı için, Roman olarak ifade ediyorlar kendilerini. Bu yüklem de bir sorundur. Bir zamanlar nüfus kağıtlarında ‘Kıpti’ yazarmış. Bunlar da benim ilgimi çekiyor. İleride bütününe ilişkin projeler olabilir. Şu an, Ermenilerle ilgili yayına ağırlık veren Aras Yayınları’yla anlaştığımız bazı projeler var, onlar üzerinde çalışacağız.

Sergi başka yerlerde de açılacak mı?
T.A.: Biz dolaşsın istiyoruz. Şu anda İngiltere ve Fransa’dan böyle bir teklif var. Ancak bizim bunları ya da Türkiye’de dolaştırmayı finanse edecek durumumuz yok. Bu sergiyi de arkadaşların imece usulü katkılarıyla gerçekleştirebildik. Kurumlar da bu arkadaşlarımızın kurumları.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
M.Y.: Bizden sonra da bu gibi çalışmaların devam ettirilmesini istiyorum. Basının da bundan korkmaması gerekir bence. Ulusalcılık-milliyetçilik tartışmaları ortamında bu serginin karanlığa bir mum olduğunu yazmış bir arkadaş, ben de buna katılıyorum. Mum yakmalar devam ettirilmeli. Ermenilerle ilgili, Rumlarla, Çingenelerle, Süryanilerle, Araplarla, Yahudilerle, Çerkeslerle,.. ilgili çalışmalarla bunlar görünür kılınmalı.
T.A.: Bu topraklarda bizim hakikaten bir zenginliğimiz var. Herkes ağzını açtığında bu lafı ediyor. Ama bunun gerekleri var. Bu zenginliğin gerçekten ortak, kolektif hale getirmenin gereklilikleri neler, ötekileştirdiğimiz başkasının hayatını tanımak, kültürünü tanımak, onunla iç içe geçmek, bunları paylaşmak. Bu sergi Ermenilerle ilgili bir çalışmaydı, seve seve yaptık. Bu gibi çalışmaların diğer ötekileştiren kesimler için de yapılması gerekir. Mehtap’ın dediğine eklersek, işte Abazalar var, Tahtacılar var. Katolik, Hıristiyan, Müslüman ve bunların içinde farklı kesimler, örneğin Aleviler var. Bunları ne kadar görünür kılarsak, övündüğümüz o zenginlik anlam bulur. Gerçekten bizim zenginliğimiz olur. Bugün bence o bizim zenginliğimiz değil.

Fotoğraf bir delildir

Sergide fotoğrafı yer alanlardan biri de terzi Artin Satan. Konuyu bir de onun açısından dinledik...
“Şimdi efendim, bütün dünyada bu işler insanları tanıtmak için, azınlıklar olsun olmasın nasıl yaşadıklarını, nereden gelip nereye gittiklerini göstermek için yapılır. Fotoğraf bir delildir. Sergi olayını çok iyi gördüm, çok sevindirici. Bunların devam ettirilmesi lazım. Açılış gecesi çok mükemmel bir geceydi. Hazırlayanlar da gelenler de bence noksansız davrandılar. Fotoğraf ve yazıları ilgiyle incelediler. Müzik, oyun ve ikramlar da güzel düzenlenmişti.Ben herkese teşekkür ediyorum.” (İstanbul/EVRENSEL)
Memik Horuz
www.evrensel.net