ROJEV

ROJEV

  • Seçimlere giden Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar ayan beyan ortada.
    İçeride ve dışarıda durum hiç de iç açıcı değil.
    Ekonomik, sosyal, siyasal, askeri ve diğer alanlarda Türkiye tam bir çıkmaz...


    Seçimlere giden Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar ayan beyan ortada.
    İçeride ve dışarıda durum hiç de iç açıcı değil.
    Ekonomik, sosyal, siyasal, askeri ve diğer alanlarda Türkiye tam bir çıkmaz içinde.
    İç ve dış borç 450 milyar dolara dayandı.
    Türkiye borsa, faiz ve döviz sarmalında ve tehlikeli bir süreçte bulunuyor.
    Ekonomide esas olan faiz, döviz, borsa değil yatırım ve üretimdir. Yatırım sıfır, üretim yok.
    Her şey yabancı tekellerin denetimine geçiyor.
    Borsada işlem gören hisse senetlerinin yüzde 70’i yabancıların portföyünde bulunuyor.
    Hazine bonoları ve tahvillerinin ise yüzde 23’ü yabancıların elinde.
    Cari açık büyüyor. Dünyanın en yüksek reel faiz politikası ile yabancı sermayenin ve bir avuç işbirlikçinin kârına kâr katmaya devam ediliyor. Kamu açıklarını artırarak, yüksek reel faiz uygulayarak enflasyonu düşük tutmakla övünmeye devam ediyorlar. Enflasyon yüzde 10-11 ama faizler yüzde 18-21 arasında cereyan ediyor.
    İhracat durma noktasında. Toplam ihracatın yüzde 49’u da yabancı sermaye sahibi şirketlere ait. Döviz YTL karşısında değer kaybediyor ve cari açık giderek büyüyor.
    Türkiye’nin 14 bankası yabancı sermaye tarafından satın alındı.
    Uluslararası sermaye karşısında rekabet gücü kalmamış diğer bankaların devre dışı kalmasına fazla zaman kalmadı. Oyak Bank’ın ING’ye kökten satışı ile birlikte bankacılıkta yabancı payı yüzde 42’yi geçti. Alışveriş hızla devam edecek.
    Uluslararası tekeller en kârlı, en büyük, en verimli sektörleri ve bu alandaki işletmeleri satın aldılar, kalanlar da satın alınacak. AKP en çok satan, en çok özelleştirme yapan parti olmakla övünüyor, diğerleri ise hayıflanıyor.
    Yabancı sermaye, perakende sektörü de dahil olmak üzere tüm alanları denetimi altına aldı; bankacılık, borsa, sanayi, sigortacılık ve perakendecilikte yabancıların payı yüzde 50 dolaylarında.
    İşsizlik sorunu çözülemiyor. Türkiye büyüyor yalanı gibi, işsizlik çözülüyor yalanı da sürüyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlik daha da artıyor. Dolar milyarderleri çoğalırken aç, sefil ve işsiz sayısı da artıyor. Ranttan beslenen, her tür hırsızlıkla varlıklarını sürdürenler, kayıt dışını önlemeyi de gerçekleştiremiyorlar. İşçiler, kuralsız çalışma ve düşük ücretle 12-14 saat sendikasız ve sigortasız olarak çalışıyor.
    Asgari ücret 403 YTL. Kamu-Sen tek kişinin açlık sınırını 853.44 YTL olarak saptamış. Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı ise 2 bin 240.10 YTL.
    Üretim için yapılan yatırım yok. İstihdam yaratacak yatırımlar yapılmıyor. Tarım ve hayvancılık bitme noktasına getirildi. Kotalar, özelleştirmeler, IMF ve DB dayatmaları, AB ve ABD tekellerinin dayatmaları Türkiye’yi tüketme noktasına sürüklüyor.
    İşçi perişan, emekçi perişan, üretici aç ve perişan.
    Esnaf büyük bir çıkmaza sürüklenmiş durumda.
    Eğitim ve sağlık içler acısı.
    Kürt sorunu kanayan bir yara olmaya devam ediyor. Çatışmalar sürüyor, cenazeler gelmeye devam ediyor. Şiddet bir yönetme tarzı olarak kutsanıyor. Türkiye’nin huzura kavuşmasından ödü kopanlar, demokratik ve rahat bir ortamda beslenemeyeceklerini düşünenler, Kürt sorununu kan ve şiddetle sürdürmeye devam ediyorlar. Sınır ötesi operasyon hazırlıkları ve oluşturulan tampon bölge ile birlikte Türkiye büyük bir bataklığa, büyük bir tuzağa doğru hızla yol alıyor.
    Din ile devlet işleri daha da karıştı. Alevilerin, farklı inançların üzerindeki baskı sürüyor. İnanç ve vicdan özgürlüğü, hoşgörü yok. Dinin devlet işlerinden ayrılması, din dersinin zorunlu olmaktan çıkarılması için hiçbir çaba sarf edilmiyor.
    Dış politikada sorunlar daha da artıyor. Türkiye emperyalistlerin oyuncağı olmuş durumda.
    ABD Türkiye ile oyun oynamaya devam ediyor. Türkiye’yi Irak’taki gibi bir sona sürüklemek için senaryo üzerine senaryo üretiliyor.
    Ekonomisi emperyalistlerin eline geçmiş bir ülkenin siyasi bağımsızlığından söz edilemeyeceği gerçeğini yaşayarak görüyoruz.
    En son Huston Enstitü’de yapıldığı gibi felaket senaryolarına çalışılıyor. Türkiye’yi yönetenler senaryoların figüranı olarak işlev görüyorlar. Askerler ve siviller, Türkiye’nin yönetimini gasp edenler, ABD ve AB karşısında ses çıkaramıyorlar. İçeride yürütülen ırkçı ve şoven söylem, ABD ve AB emperyalistlerinin ekonomik, siyasi ve askeri yaptırımları karşısında beş para etmiyor. Yönetimi gasp edenler, yaşanacak felaketlerin payandası oluyorlar. Her tarafta ahlaksızlık, her tarafta yalan, her tarafta soygun var. Pis kokudan geçilmiyor.
    Vatan, millet, din, bayrak gibi kavramlar bu pisliğin üzerini örtmek için kullanılmaya devam ediyor. Orduda, poliste, yargıda, Meclis’te, bürokrasinin içinde her gün yeni bir skandal yaşanıyor. Sistem her yandan patlıyor! Siyasi partiler ve adına ‘sivil toplum örgütleri’ dedikleri organizasyonlar, Türkiye’yi tehlikeye sürüklemeye devam ediyorlar.
    AKP, CHP, MHP, DP, GP, SP ve aynı topun kumaşı olan diğerleri; tümü, emek ve demokrasi düşmanlığında birleşiyor. Tümü emperyalist anlaşmaların, kölelik sözleşmelerinin imzacıları. Tümü ABD, AB, İsrail ile yapılan anlaşmaların sorumlularıdır. Bu tablonun sorumlusu olanlardan hangi partiye oy verilirse verilsin hiçbir şey değişmez. Türkiye halkı, ya kendi geleceğine, Türkiye’nin bağımsız ve demokratik geleceğine oy verecek ya da sömürü ve baskıya destek sunmuş olacaktır. İşçiler ve halk kendi gelecekleri için örgütlenmeli ve oy kullanmalıdır.
    Ender İmrek
    www.evrensel.net