cızırtı

ayna’da ne görmeli?



Gezi programları, önceden beri ilgi çeken eğlenceli programlardır. Hani programcının ve ekibinin dünyayı dolaşarak çeşitli kültürleri izleyiciye anlattığı türden... Rahmetli Barış Manço’nun gezileri hâlâ hafızalarda. Ama bunlar çok masraflı programlar olduğundan, artık kanallar tarafından pek tercih edilmiyor.
Son yılların en uzun süren gezi programını Acun yapmıştı. Kendisi gittiği yerler hakkında biraz bilgi de veriyordu. Ama esas olarak mutlaka her yerde güzel bir kız bulup onunla sohbet ediyordu. Zaten yılın her mevsimi, yazı yaşayan bir memleket bulup plajları gezmeyi ihmal etmezdi. Böyle kendine özgü bir programdı. Üstelik o kadar çok sevildi ki, üniversite öğrencileri arasında yapılan bir ankette “İleride hangi işi yapmak istersiniz” sorusuna en çok “Acun’un yaptığı işi” yanıtı verilmişti.
Artık böyle bir program arıyorsanız, çok seçeneğiniz yok. Samanyolu’na Ayna programına takılacaksınız, ister istemez.
Bu tür önemli bir hizmete bütçe ayırabilen tek kanalın Samanyolu olması da ayrıca düşündürücü tabii. Çünkü Ayna kadar oryantalist, dünya kültürlerini aşağılayan, “Bir Türk dünyaya bedeldir”ci program zor bulunur. O derece tehlikeli bir program.
Örneğin sunucu yoksul bir Asya ülkesinde. İlaçların sokakta tezgahlarda satıldığını görüyor. “Evet sayın seyirciler görüyorsunuz, ilaçlar sokakta satılıyor” diye mutlaka açıklamasını yapıyor, sonra da sanki onların başka seçeneği varmış da özellikle sağlıksız olanı tercih ediyorlarmış gibi yorumunu ekliyor: “Tabii hijyen mijyen umurlarında değil.”
Ya da bir Afrika ülkesinde, bir dini ayine denk gelmiş. “Evet sayın seyirciler şu anda bir ayin yapılıyor” diye bilgi veriyor. Davullar çalınıyor, danslar ediliyor, özel kıyafetler giyilmiş, maskeler takılmış. Bu dikkat çekici görüntüleri izleyelim diyoruz ama yorum hiç gecikmeden geliyor: “Ayin dedikleri ileri geri sallanmaktan ibaret.”
Haydaa! Neden aşağılıyorsun ki şimdi adamcağızları durup dururken? Kanal Samanyolu gibi inancı kuvvetli bir kanal olunca, diğer inançlara da saygılı olmasını bekliyor insan. Ama tersine, bırakın başka inançları, Müslümanlara bile pek merhamet göstermiyorlar. Ya da Batılıların bu ülkelere ettiğinden, onları geri, yoksul halde bıraktığından iki cümleyle olsa bahsedebiliyor, sanıyorsunuz. Yok, olmuyor.
Zaten her gidilen ülkede mutlaka malum cemaatin okullarından biri oluyor. “Türk okulu” temsilcisi bize başarılarını anlatıyor, yerine göre çekik gözlü, kara, sarı, esmer çocukların İstiklal Marşı’nı nasıl söylediklerini dinliyoruz.
Programın adı da böyle okunabilir o zaman. Ayna, yani nereye baksak kendimizi görüyoruz!
Dünyayı tanıma, başkasına saygılı olma derken... Kendi kendimizle baş başa kalalımdan başka bir mesaj kalmıyor geriye...

bu reklama dikkat
Reklamlar, malum, sürekli pazarlamaya çalıştıkları ürüne olağanüstü özellikler yüklemeye çalışıyor. Bunların en sinir bozucuları arasında banka reklamları başta geliyor olabilir. Ama son günlerde çıkan bir banka reklamı, tam da diğer banka reklamlarına karşı hoş bir mesaj veriyor.
Bir sirke benzeyen, herkesin hoplayıp zıpladığı, eğlencenin doruğunda ortamlardan geçiyor kahramanımız.
Ama dış ses bankanın öyle bir yer olmadığını, insanın bankaya eğlenmeye değil işini bir an önce görüp bitirmeye gittiğini söylüyor.
Güzel de söylüyor. Tabii laf, diğer banka reklamlarına. Bankayı eğlenilen, hoşça vakit geçirilen, hatta “insanın en iyi dostu” olan yer ilan eden reklamlarla, hafiften dalgasını geçiyor bu küçük bankanın reklamı.
Görmediyseniz, tavsiye ederiz.

KAMPANYA - tekrarın da bir sınırı olmalı
Hiçbir televizyon kanalından haftanın yedi günü 24 saat yepyeni programlarla seyirci karşısına çıkmasını beklemiyoruz.
Tekrar, bazen seyirci için de iyi oluyor. Böylece kaçırdığımız ama izlemek istediğimiz programlara yeniden denk gelme fırsatı doğuyor. Ama çoğunlukla can sıkıcı.
Hatta şöyle bir örnek vereyim:
Şu anda hafta içi her gün, üç farklı kanalda, Çocuklar Duymasın dizisinin bölümleri oynuyor.
Dizinin en yeni bölümü zaten beş yaşında, ki dizi yaşı açısından oldukça yaşlı demektir bu. Çünkü her bölüm, abartısız belki 100 kez tekrar edilmiştir. Ve hâlâ, hem Fox'ta, hem Star'da, hem Atv'de aynı gün bu diziye rastlamanın mümkün olması seyirci için çok yorucu. Birinde anne-baba orijinal ekipten, birinde anne değişmiş baba aynı, diğerinde anne de yok baba da yok. Rekorlar kitabına girmek gibi bir niyetleri yoksa, bize bu işkenceyi yapmaktan vazgeçmeliler.

Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net