karnenin işlevi ve öğrenciye destek olabilmek

Çocuklarına yardımcı olmak isteyen anne babalar, çocuğun tüm ödevlerine katkıda bulunarak, onlar için çalışıp araştırarak, evin düzenini onlara göre değiştirerek gerçek yardımda bulunduklarını sanırlar; oysa asıl önemli olan, çocuğun kendi sorumluluğunu ve etkin rolünü üstlenmeyi öğrenmesidir.



Haziran ayında birçok evde en çok konuşulan konulardan birisi karnedir. İlköğretim ve lise öğrencileri için alacakları karne onlara aslında hangi derslerde daha iyi durumda olduklarını ve hangi derslerde daha fazla çaba göstermek zorunda olduklarını içeren kısa bir bilgi notudur. Okulda yapmış oldukları birçok başka çalışma, birçok olumlu davranış karneye yansımaz. Karneye yansıyan daha çok derslerdeki konulara ilişkin başarıdır. Karne eve götürüldüğünde ise çoğu zaman iyi notlara değil, kötü notlara bakılarak değerlendirilir. Oysa, karne ve okulda başarı, üzerinde daha çok durulması ve düşünülmesi gereken bir konudur.
Günümüzde çocuklar, yuvaları da sayarsak, 3-4 yaşından itibaren “okullu” olmaktadırlar. Bu kadar erken başlayan okul hayatı, kısa ve kolay değil, tam tersine her gün devamı gerektiren ve çok uzun sürecek bir dönemdir. Ortalama bir zaman vermek gerekirse, yaklaşık 16 yıl okulda geçmektedir. Bu nedenle, okula ilişkin beklentilerin gerçekçi olması ve öğrenciye sürekli destek olunması çok önemlidir.
Çoğu anne, baba ve öğretmenin genel beklentisi, öğrencilerin “derslerine çok çalışıp başarılı olmaları” yönündedir. Beklenti böyle olunca, başarısızlığın nedeni, “yeterince çalışmamak” olarak görülmekte ve öğrenciden sürekli daha çok çalışması istenmektedir. Oysa gerekli olan, “çok çalışmak” ya da yaşa uygun etkinliklerden yoksun kalmak değil, hem kendi yeterliliklerini hem de doğru çalışma tekniklerini bilmek ve bunlardan gereğince yararlanarak “etkili” çalışmaktır.

Kırıklar ve nedenleri
Okulda başarısızlığa neden olan etkenler çeşitlidir. Köklü eşitsizlikler, ayrımcılık, öğretmenlerden kaynaklanan sorunlar, okulların demokratik işleyişe sahip olmaması gibi nedenler yanında evdeki ve okuldaki kimi tutumlar öğrencinin okulda başarılı olabilmesini engeller. Bu çeşit nedenler üzerinde durulması anne babalar açısından yararlı olacaktır.
Ev ortamının etkisi: Evde çocuğun yeri ve onunla kurulan iletişim biçimi okul başarısını etkileyen önemli bir faktördür. Genelde anne babalar, çocukları derslere ilgi duymadıklarında ve bu durumda onları nasıl yönlendireceklerini bilemedikleri için zorluklarla karşılaşırlar. Birçok anne baba yıllar önce gördükleri veya hiç görmedikleri ders konularını öğrenmekte güçlük çeken çocuklarına nasıl yardım edebileceklerini bilemez. Bununla birlikte, okula değer ve önem veren anne babaların çocukları, okula yönelik olumlu tutum geliştirebilirler. Burada önemli olan, öğrencinin zorlandığı konuları daha büyük bir sorun haline getirmeden, öğrencinin bu konuda daha fazla çaba gösterilmesini sağlamaktır. Yoksa, başarı talebi öğrenciyi okuldan soğutabilir.
Bu özellikle okulda başarısızlığı kabul edemeyen anne babalar için önemli bir noktadır. Bu anne babalar okul başarısızlığı ortaya çıktığında, öğretmenle karşılaşmaktan kaçınırlar; çocukla konuşmayı da istemezler. Bazı anne babalar ise en küçük bir hataya bile müdahale ederler; genelde başarısızlıktan kendilerini sorumlu tutarlar. Başarısızlık karşısında endişe duyarlar; özellikle çocuklarının ilgisizliğine kızarlar. Çocuğun yapılan uyarılar sonucunda hemen başarısının yükselmesini beklerler; çocukta vazgeçme tepkisini gördükleri zaman buna “tembellik” adını verirler. Tembel olarak damgalanan bir çocuk, böyle nitelendirildiği için derse daha çok sarılma isteği duymaz; hatta bazen tembel olduğunu düşünerek başarısız olmayı kabul bile edebilir.
Akranların etkileri: Çocuklar okul çağında yaşıtları ile zaman geçirmeyi çok önemserler ve onların okuldaki tutum ve davranışlarından çok etkilenirler. Yakın arkadaşların okula ve derslere yönelik görüşleri ve yargıları, öğrencinin derse yaklaşımını ve öğrenme isteğini etkiler. Özellikle 9-10 yaş ve sonrasında arkadaşlar tarafından kabul edilme ihtiyacı o denli güçlüdür ki, eğer arkadaşlar okul başarısını önemsemiyorsa, onlar tarafından kabul edilme isteği ağır basabilir ve öğrenci dersleri ikinci plana atabilir. Örneğin, arkadaşları sınıf içinde derslerde parmak kaldırmamaya karar verirse, o da onların bu kararına sıkı sıkı uyarak derse katılmayabilir. Arkadaşların tutumunu dikkate almayan anne baba ve bazen öğretmenler öğrencinin neden değiştiğini anlamayabilirler.
Çocukların tutumları: Bazı öğrenciler, başarısızlıklarını gizlerler çünkü başarısızlık ile başa çıkmak kolay değildir. Başa çıkamadıkları ve anlayamadıkları başarısızlık onları gerilime ve endişeye iter ve bu durumda çalışmak daha da zorlaşır. Kimi çocuklar başarısızlıklarından kendilerini değil, öğretmenlerini sorumlu tutarlar. Bu daha çok öğretmenlerin öğrencilerle diyalog kurmadıkları, hatta zıtlaştıkları durumlarda yaşanır.
Özellikle ilköğretim çağında çocuğu istekli kılan, çalışmasını sağlayan anne babanın mutluluğudur. Çocuk, başarılı olamazsa, onları üzeceğini, sevgilerini yitireceğini sanır. Başarısız olduğunda ona kızılması, kırılmasına neden olur. Oysa çocuğun başarılı olması için sevildiğini hissetmesi gerekir. Bu noktada karşılaştırma yapmamak (örn., kardeşi veya arkadaşları ile) gerekir çünkü yapılan karşılaştırma öfke ve ümitsizlikten başka bir şey yaratmaz. Unutmamak gerekir ki, her bireyin yetenekleri ve becerileri başkalarından farklıdır. Yapılan karşılaştırmalar çoğu zaman eşit durumda olmayan iki bireyin sanki eşit koşullardaymış gibi değerlendirilmesine dayanır ve hemen her zaman ters sonuç verir. Çocuğa ilginin az olduğu evlerde ise çocuklar kimi zaman başarısızlığın anne babanın ilgisini çektiğini fark eder ve ilgi çekmek için notları kullanabilirler. Benzer bir durum, öğrencilere pek ilgi gösterilmeyen okullarda da yaşanabilir.

Öğrenciye nasıl destek olunabilir?
Başarı ve başarısızlık üzerine düşünülürken sık sık unutulan önemli bir nokta, her insanın yanlışlar yaparak öğrendiğidir. Hatta her çocuk ve genç için yanlış yapmak bir doğal hak olarak görülmelidir. Bir derste başarısız olunması bu anlamda bir kabahat olmaktan çok değiştirilmesi gereken bir durumdur. Derslere veya genel olarak okula esnek bakılması aslında ailedeki herkesi rahatlatır ve daha kolay çözüm üretilmesini sağlar.
Başarısızlığın utançla karşılandığı ortamlarda ise, güçlüklerin üstesinden kolay gelinemez. Bu nedenle evde atılması gereken ilk adım, çocuğun, kırık notların utanç verici bir durum değil, çaba gösterilince aşılacak bir engel olarak kabul edildiğini anlamasını sağlamaktır.
Çocuklarına yardımcı olmak isteyen anne babalar, çocuğun tüm ödevlerine katkıda bulunarak, onlar için çalışıp araştırarak, evin düzenini onlara göre değiştirerek gerçek yardımda bulunduklarını sanırlar; oysa asıl önemli olan, çocuğun kendi sorumluluğunu ve etkin rolünü üstlenmeyi öğrenmesidir. Anne ve babanın, çocuğun çalışmasına güvenli ve sıcak ilgi ile katkıda bulunması, gerekli durumlarda çocuğun yönelttiği sorulara yardımcı olması yeterlidir. Anne babalar, zayıflar karşısında paniğe kapılmadan, öncelikle zayıfların nedenlerini araştırmalı ve çocuklarıyla birlikte ortak çözümler aramalıdırlar. Çocuklarına güvenerek, yakın ilgi göstererek ve başarılarından dolayı zaman zaman küçük ve aşırıya kaçmayan ödüllerle onlara destek olabilirler.
Öte yandan günümüzde okulda başarı üzerine anne ve babanın aşırı düşmesi giderek daha sık görülmekte, hatta kimi anne babalardan “Çocuğumdan verim alamıyorum!” gibi aşırı beklenti içeren sözler duyulabilmektedir. Bu aşırı yüksek beklentiler ve çocuğa bir makine gibi bakmak çocuğa zarar verir. Çocuktan beklentiler mutlaka yaşına ve kapasitesine uygun olmalıdır. Örneğin okula yeni başlamış bir çocuktan bir saat masa başında çalışmasını beklemek gerçekçi değildir ve çocuğu okuldan soğutur.
Bu bağlamda anne ve babaların dikkat etmeleri gereken ve mümkün olduğunca çocukları ile birlikte ele almalarının yararlı olacağı birkaç nokta şöyle sıralanabilir:l Ders çalışmak sıkıcı bir etkinlik olmaktan çıktığı, daha keyifli, üstesinden gelinen, problem çözme gibi keyifli bir uğraşı haline geldiği zaman başarı artar.
l Ders çalışmak sürekli olmamalıdır. Özellikle küçük yaşlarda derslerin çocukların oyun gereksinimini engellememesi gerekir. Oyun, eğlence ve çalışma dengesi iyi tutturulmalıdır.
l Ders çalışmak eğer çalışma ortamı uygunsa etkili olur. Evde yaşanan huzursuzluk öğrencileri doğrudan etkiler. Tartışmalar çok erken yaştan başlayarak çocukları rahatsız eder, huzursuzlaşmalarına neden olur. Evde ne kadar küçük olsa da çalışmaya uygun bir yerin çalışma ortamı kabul edilmesi de yararlı olur.
l Çalışma ortamında televizyon bulunması, çocuğun televizyon karşısında çalışması, evde sürekli televizyonun açık olması sık rastlanan engellerdir. Özellikle ilköğretim çağında evde birden çok televizyon bulunması, hatta çocuğun televizyonu olması evde ders çalışmayı çok güçleştirir.
l Bilgisayarın aşırı kullanımı (örneğin sürekli açık olması) tıpkı televizyon gibi dikkat çeldirici ve oyalayıcı bir etki yapar. Eğer evde bilgisayar varsa, bilgisayar kullanımının düzenlenmesine çok dikkat edilmelidir.
l Cep telefonu, başkalarının öğrenciye ulaşmasını kolaylaştırır, sürekli hale getirir ve farklı etkileri öğrencinin dünyasına sokarak dikkat çeldirici ve oyalayıcı bir etki yapar. Sonuçta, gerek çalışma ortamında, gerek derslerde öğrenmeyi güçleştirir. Bu nedenle kullanımının düzenlenmesi gerekir.

Serdar M. Değirmencioğlu - Çiğdem Kotil
www.evrensel.net