Fotoğraf: Evrensel

oylanmak için değil, hayal kurmak için...

Şair,Yazar Sunay Akın'ın Göztepe'deki aile yadigarı köşk, 23 Nisan 2005'ten bu yana, İstanbul'un ilk oyuncak müzesi ünvanını koruyor. İstanbul'da bir oyuncak müzesi kurma düşüncesi, Akın'ın çocukluk hayaliymiş.



Şair,Yazar Sunay Akın'ın Göztepe'deki aile yadigarı köşk, 23 Nisan 2005'ten bu yana, İstanbul'un ilk oyuncak müzesi ünvanını koruyor. İstanbul'da bir oyuncak müzesi kurma düşüncesi, Akın'ın çocukluk hayaliymiş. 15 yıl önce Almanya'nın Nürnberg kentinde oyuncakların sergilendiği bir müzeyi gezmek, çocukluk hayalini gerçekleştirme çabalarını hızlandırmış sadece. Yine de Türkiye ve dünyanın bir çok şehrinden 4 bin oyuncağı toplamak tam 11 yıl sürmüş.
Sunay Akın, toplumların müzelerden geçerek aydınlanacaklarının belirtiyor ve "neden oyuncak müzesi" sorusuna şu yanıtı veriyor: "Öyle ya da böyle, Amerika bugün dünyayı yöneten ABD'nin 18 bin müzesi var. Bilgi toplumu olmanın somut adımları müzelerdir. Bir toplumun müzeleri varsa, demokrasi kültürü var demektir. Bir ülkede müze varsa, düşünce özgürlüğünden söz edilebilir. Bugün ülkemizde yaşanılan çatışmaların, giderek yükselen milliyetçiliğin panzehiri de müzelerdir aslında. Çünkü müzelerde öteki olana, farklı olana, sizin gibi aynı dilden konuşmayan insanlarla bir arada yaşama kültürü edinirsiniz. Bir arada yaşama kültürünün sigortası müzelerdir. Ben bu anlaşılsın istiyorum ve bunun kavgasını veriyorum. Sadece oyuncak müzesi ile değil. 1992 yılında Kız Kulesi'ni Şiir Cumhuriyeti ilan edip, oranın bir müze olmasını istediğim günden beri hep bunun kavgasını veriyorum."

Oyalansın diye..
Geçmişlerinde oyuncağa, oyuncak endüstrisine önem vermiş ülkelerin, bugün gelişmiş ülkeler arasında yer aldıklarına dikkat çeken Akın, ülkelerin gelişmişlik kriterinde oyuncağın ne kadar önemli olduğuna ilişkin şu tespitte bulunuyor: "Gelişmiş ülkelerde, yani demokrasiden, insan haklarından payına düşeni almış; belli bir refah düzenine ulaşmış ülkelerde oyuncaklar, anne ve babalar tarafından itinayla alınıyor. Çocuklarına özenle oyuncaklar alıyorlar ki, çocukların düşleri çoğalsın. Hayal kursunlar. Geri kalmış ülkelerde ise, oyuncak çocuğa 'oyalansın' diye alınıyor. 'Aman ayak altında dolaşmasın, odasında oyalansın' diye düşünülür. Ve ne gariptir ki, öyle yada böyle şu anda dünyanın gidişine, oyuncakları çocukların hayalleri gelişsin diye alan anne babaların yaşadığı ülkeler, dünyanın gidişatında söz sahibi iken; oyalansın diye alınan ülkeler, onların kapılarında 'oyalanıyor.'"
Sanayi devriminden sonra ilk oyuncak fabrikalarının Almanya'da kurulduğunu anımsatan Akın, oyuncak endüstrisi ile gelişmişlik arasındaki paralleliğe ilişkin şu tespitlerde bulunuyor: "Bakın, İkinci Dünya Savaşı'ndan yenik ayrılan Japonya, önce oyuncak endüstrisini geliştirip, güçlendirdi. Japonya, yıllar sonra 'teknolojik dev' olarak karşımıza çıktı, '80'li yılların sonunda, 'ikibinli yıllarda Çin, bir dev olacak' diye yazmıştım. Kimse inanmamıştı. Bunu şuna istinaden söylemiştim. Çünkü Çin, oyuncak endüstrisini kurmuştu."

Kendi oyunlarının kahramanları
Sunay Akın, bugünün "bilgisayar çocuklarının" şansız olduğunu düşünüyor. "İşsiz ya da dar gelirli emekçi ailelerinin çocukları bana göre daha şanslı. Çünkü kendi oyuncaklarını kendileri yapıyorlar. Doğa onların oyuncağı oluyor. Kırık bir dal parçası ya da bir kibrit kutusu bile onların elinde oyuncağa dönüşüyor. Kendi hayalleri dile geliyor yaptıkları oyuncaklarla. İnanın bilgisayar bilen çocuklar çok şanssız. Çünkü kendi oyuncaklarını kendi yapan çocuklar, o oyunlarda hem senarist oluyorlar, hem yönetmen, hem de kendilerine başrol veriyorlar. O oyunlarda kahraman oluyorlar. Ama bilgisayar oyunlarını oynayan çocuklar, o oyunlarda figüran olmaktan öteye gidemiyorlar" diyen Akın, bilgisayar oyunlarıyla oynayan çocukların, o oyunları tasarlayanların hayallerinin dışına çıkamadıklarını ifade ediyor. Bu yüzden tüm olumsuz koşullara karşın kendi oyuncaklarını yapan çocukların çok daha zeki, ve daha geniş bir hayal dünyasını sahip olduklarına vurgu yapan Akın, "Oyuncak alacak paramız yoktu, benim hiç oyuncağım olmadı" diyen büyüklerin serzenişlerine de katılmıyor.
Peki, Sunay Akın'ın, çocukluğunda en sevdiği oyuncak neydi? "Denizaltı" yanıtını veriyor Akın. "Oyuncaklarım oldu. Babam tüccar terziydi. İstanbul'a mal almaya geldiğinde oyuncaklar getirirdi. Ama benim en sevdiğim oyuncak kendi yaptığım oyuncaklardı. Ben kutulardan denizaltılar yapardım. Deniz altıları çok severdim. Oyuncakçı dükkanlarında denizaltılar satılmıyordu o yıllarda. Ama bu da bir avantajdı benim için. Kendi yaptığım denizaltıları yüzdürürdüm ve bu keyfi o hazır oyuncaklardan alamazdım."
w
İkinci büyük düş!
Oyuncak Müzesi kurarak, en büyük düşünü gerçekleştirdiğini ifade eden Akın, nice bilim insanının, sanatçının oyunlarını süsleyen oyuncakların da sergilendiği müzeyi Anadolu'ya da götürmek istiyor. "İstiyorum ki, Anadolu'nun en ücra köşesinde başlayıp, bütün köy okullarının bahçelerinde ya da kasaba meydanlarında gezici oyuncak müzesini açabileyim. Ama henüz İstanbul oyuncak müzesini ayakta tutmakta zorlanıyorum. Yani oyuncak müzesini ayakta tutmakta zorlanırken, bir de böyle bir proje, ancak kültür sponsorları ile hayata geçebilir. Ama bizim ülkemizde ne yazık ki kültür sponsorluğu yasası yetersiz olduğu için bu tür işler hep angarya olarak görülüyor. Ben gidip birilerinden maddi anlamda destek istemekten artık yoruldum. Bu yasal zorunluluk olmalı" diyen Akın, kültür sponsorluğunun bir an önce zorunlu hale getirilmesi gerektiğini söylüyor ve "Şu andaki en büyük düşüm" dediği gezici müze projesini de gerçekleştireceğine inanıyor.

Serpil İlgün
www.evrensel.net