babalar gününde konuşulmayanlar

Babalar Günü bu yıl 17 Haziran’da kutlandı. Her yıl olduğu gibi babalara çeşitli armağanlar sunuldu. Seçenekler boldu. Çorap, kravat vb. giyim eşyasının papucu çoktan dama atılmış...



Babalar Günü bu yıl 17 Haziran’da kutlandı. Her yıl olduğu gibi babalara çeşitli armağanlar sunuldu. Seçenekler boldu. Çorap, kravat vb. giyim eşyasının papucu çoktan dama atılmış... Artık “trendy” olan takı, parfüm, cilt bakımı ürünü, çeşitli teknolojik armağanlar... Babayla geçirilecek bir hafta sonu, babayla golf, tenis, yelken, balık tutma keyfi... Firmalar bu özel gün için birbirleriyle yarıştılar. Otellerde, babaların yılın stresini üzerinden atması için sıcak taş masajı bile unutulmadı.
Babaya bu izzet itibar boşuna değil elbette.
Baba deyince akla ne gelir? Ailenin geçimini sağlayan kişi.
Araştırmalara göre babalık olgusu, kültürün yaratıldığı çağlardan beri varlığını sürdürüyor. Farklı toplumlarda farklılık göstermiş, süreç içinde toplumsal değişimlere bağlı olarak farklı biçimler almış. Toplumsal niteliği nedeniyle doğa bilimlerinden biyoloji, tıptan Freud’un psikanalizi, ekonomiden mülkiyet ilişkileri, hukuktan mirasa; edebiyata, sanata konu olmuş.
“Evcimeni”; “hayırsız”, “üvey”i, aile bireylerine şiddet uygulayanı, gücünü kötüye kullananı, “Baba olmak bana göre değil” diyeni... Babalar her toplumda çeşit çeşit...
Bireysel farklılıklarını bir yana bırakıp onlar hakkında bazı genellemeler yapmaya çalışırsak; baba iş sahibidir; köylü, esnaf, iş adamı, işçi, memur, asker, öğretmen... Kimileri işiyle özdeşleşmiştir; emekliliği kaldıramayanlar, emekli olur olmaz yaşama veda edenler... Babalık rolü -akılcı, güçlü, koruyucu vb. özellikler- erkeğin insan olarak yaşamında kısıtlayıcı etkiler bırakır. Baba, rolünün dışına çıkamaz; tersi durumda otoritesini yitirir. Bu rol alın yazısı gibi onun yaşamında belirleyicidir.

Peki babalar değişebilir mi?
Kadınlar iş yaşamına atılmadan önce babaların ev işi ve çocuk bakımını paylaşmamaları sorun olarak görülmezdi.
‘70’li yıllarda Batı’da feministler, kadının aile içindeki rolünün, ezilmesinin temel nedeni olduğunu ileri sürdüler.
O yıllardan itibaren çalışan anneler, örgütlü olarak kendi sorunlarına sahip çıkmaya -kreş, yuva, süt izni vb.- başladılar. Mücadeleleri yeni yasal düzenlemelerde yansısını bulurken cinsiyet rollerinde de değişikliklere yol açıyordu. (Örneğin doğumdan sonra erkeklerin babalık izninden yararlanma hakkı.)
Son yıllarda ise erkek işsizliğinin artmasıyla, evi kadının geçindirmesi zorunluluğu, eşler arası ilişkiyi sorunlu hale getiriyor. Durumu her iki eş de gurur kırıcı olarak algılıyor. Yetersizlik duygusu, özgüven yitimi vb. duygularla boğuşan baba işsizliği, çocuklarına daha çok zaman ayırmak için bir fırsat olarak görmüyor.
Kuşkusuz zihniyet değişikliği kolay gerçekleşmiyor.
Tarih boyunca çocuğun bakımından, yetiştirilmesinden anne sorumlu olmuştur. Gelenekler babanın çocukla yakın ilişki kurmasına karşıdır. Baba buna aykırı davrandığında çevrenin tepkisini çeker, dahası alaylara hedef olur. Toplumda kadının doğuştan anne olduğu inancı öylesine yaygındır ki boşanmalarda da çocuk genellikle anneye verilir.
Anne, çocuk bakımının en zor bölümünü yapar: Yedirip içirme, banyo yaptırma, bez değiştirme... Baba ise çocukla oyun oynar, birlikte gezmeye giderler.
Ancak günümüzdeki iş yaşamında “esnek çalışma” yaygınlaşırken iş ve ev de artık ayrı alanlar olma özelliğini yitiriyor. Her iki cins de yaşam karşısında eşit sorumluluk almaya zorlanıyorlar. Bu erkek için kolay olmuyor, kadının dayatmasıyla duruma katlanıyor.
Farklı kesimlerden aileler değişiklikleri farklı derecelerde yaşıyorlar. Tüketim toplumu çocuklarla ilgilenmeye zaman bırakmıyor. Babayı iş yaşamının dışında düşünmek neredeyse olanaksızlaşıyor. Ama bu konuda erkeklerin görüşlerinde de değişiklikler olduğu göze çarpıyor. (Daha çok kentlerde.) Sözgelimi doğum sırasında erkeğin eşinin yanında olması... Sokaklarda, alışveriş merkezlerinde bebek arabası süren erkekler... Genç kuşak erkeği, ailesine daha yakın görünüyor, çocuğu ile daha çok zaman geçiriyor.
Yeni baba imgesinde medyanın da -özellikle reklamları, dizileriyle televizyonunun- rolü olsa gerek. Buna ek olarak kadınların dayatması, erkeğin iş yaşamının baskılarından bunalması gibi nedenleri de sayabiliriz.
Kimi görüşler ise babalık konusunda temelde pek az şeyin değiştiği yönünde.
Buna göre sistem, erkeği baba olmaya zorlar. Babayı yücelten anlayış, çocuğun bakımı ve yetiştirilmesini aileye yükler.
Babalık, erkeğin kadın ve çocuk üzerindeki iktidarını meşrulaştırır. Erkek egemen kurumlar babalığı destekler.
Öğretmen, doktor; dini, siyasi, askeri liderler vb. güç simgesi toplumsal imgelerde hep güvenilecek bir baba figürü aranır. Kadınların, sevdikleri erkekte babalarının özelliklerini aradıkları inancı yaygındır.
Peki kendisine güvenilen kişi, madalyonun öbür yüzünde kendisinden çekinilen, dahası korkulan kimse değil midir? Bununla kastettiğimiz, insanlığın ilerlemesine hizmet eden, evrensel nitelikteki “kültürel gelenekler”in terk edilmesi değil, eşitlik temelinde bir zihniyet değişikliğine duyulan gereksinmedir.
Yukarıda da değinildiği gibi kadın ve erkek kimlikleri, her ikisi de tarihsel/toplumsal olarak belirlenmiştir ve bu yüzden değişime, dönüşüme açıktır. Gerçekten de büyük değişikliklerin yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Teknolojik yenilikler, çocuk yetiştirmede ailenin rolünü giderek azaltıyor. Artık anne-baba, çocuğa yol göstericilik etme konusunda bilgisayar, internet vb. icatlarla rekabette zorlanıyorlar.
Çocuk bakımının anneye ait olduğu görüşü giderek terk ediliyor.
Erkeklerin doğuştan yönetme, egemen olma yetilerine sahip olduklarına dair ataerkil inanç sarsılıyor.

Birlikte hareket etmeliler
Özetle; çocuğuna bakmak erkek için kişiliği zenginleştirici, yepyeni bir deneyim olacaktır.
Çocukla çocuk olabilen nice babalar var!
Toplumdaki cinsiyet ayrımcılığıyla yüzleşmek, cinsiyet rollerinin kalıbını çatlatmak, çocuk bakımını bir zorunluluk olarak değil kendi isteğiyle yerine getirmek, erkeğe babalığın hazzını yaşatacaktır.
Erkeklerin değişmesi şiddeti de azaltmayacak mıdır?
Yeni baba imgesinin yaygınlaşması, kadınların iş yaşamında ilerlemelerini kolaylaştıracak, süreç içerisinde erkek egemen toplumun dönüştürülmesine katkı sağlayacaktır. Aile içinde gerçek anlamda işbölümü, kadınların iş yaşamında erkeklerle eşit koşullarda çalışabilmesiyle mümkün olabilir ancak.
Kadınlar henüz yolun başındalar. İş yaşamındaki çeşitliliğe -ücretli iş, evde iş, kayıt dışı vb.- karşın tümünün, çatışmadan korkmadan erkeğin değişmesine yardımcı olması gerekir. (Unutmayalım ki evdeki işleri ve çocuk bakımını kadınların üstlenmesinden, sistemin olduğu kadar babaların da çıkarı var.) Öte yandan çocuk yetiştirmede eğitim kurumlarının -yuva ve kreşten itibaren- aileden daha başarılı olduğu görüşü geçerliliğini koruyor. Emekçi kesimin anne ve babalarının, hem kendilerine daha çok zaman ayırmaları, hem de emeğin kazanımlarının korunması, geliştirilmesi açısından bu konuda da sisteme karşı birlikte hareket etmeleri gerekir.

Tülin Tankut
www.evrensel.net