NOT

  • “Siyaset esnafı” denir ya... Bu tanımlama ne kadar da uygun düşüyor. Bir yandan gerçek ‘siyaset’ ölçütleriyle alakasız “yalan-dolan”lı bir tepişmeyi “siyaset” diye pazarlamaya çalışıyorlar.


    “Siyaset esnafı” denir ya... Bu tanımlama ne kadar da uygun düşüyor. Bir yandan gerçek ‘siyaset’ ölçütleriyle alakasız “yalan-dolan”lı bir tepişmeyi “siyaset” diye pazarlamaya çalışıyorlar. Diğer taraftan da siyaseti ziftlenip zıkkımlandıkları bir “meşgale” olarak görüyorlar. Tam esnaflar yani... Siyaset diye esnaflığını yaptıkları meşgaleyi gerçek ayakları üzerine dikmek, gerçekten siyasetle uğraşmak, gerçek siyasetçi olmak bunları hiç ilgilendirmiyor. Her seçim dönemi el sıkıp oy istemek, kuru sıkı palavralar sıkmak; meclise girdiğinde ise iş takibi yapmak, milletin değil de müteahhitlik firmalarının vekilliğini yapmak... Şu aday listelerinde yer bulanların en az yüzde 90’ının milletvekilliği döneminde bu işlerle iştigal edeceğine şimdiden emin olabiliriz. Zira Türkiye’de sistemin siyaseti, vesayetlendirilmiştir. Vesayetten arta kalan ise bu türden bir esnaflıktır işte. Vatandaşın hayatından, sorunlarından koparılmış, ona yabancılaştırılmış abuk sabuk bir esnaflık...
    Siyasetin üzerindeki vesayet ikilidir. Uluslararası kurumsallaşmalarla ilişkileri bağlamında sermaye sınıfı ve askeri merkez, siyasetin koordinatlarını tayin eden asıl güçlerdir. Kapitalist tekeller ve askeri kurmay esas siyasi aktörlerdir. Kapitalist tekellerin siyaset üzerindeki gölgesi, (bir kapitalist toplum gerçeği de göz önünde bulundurulduğunda), bilinir. Bu sistemin doğası gereği, ‘kendiliğindendir’ zaten. Askeri vesayet ise sistem siyaseti açısından artı bir sıkıştırılmışlık durumu yaratmaktadır. Bir burjuva demokrasisinin kırıntı normlarını bile zorlayan, çok gören; dolayısıyla da siyasetçiye yalandan da olsa ‘demokrasi’ vaadini yasaklatan bir sıkış(tırıl)mışlık... Bugün yaşanan budur ve oldukça açıktan ve kaba bir vesayettir bu. Örneğin daha en baştan, bu seçimler bir askeri müdahale süreciyle gündeme gelmiştir. Askeri müdahaleyle seçime sürüklenen ‘siyaset’in, seçim sonuçları ne olursa olsun, mevcut vesayet ve müdahalelere kapalı ol(a)mayacağı da tahmin edilemeyecek bir şey değildir. Açıktır ki, seçim sonuçlarının kendilerini rahatsız etmeyecek bir profil çıkartması, müdahale ve vesayeti sadece inceltecek, ama asla yok etmeyecektir. Ortalıkta dolanıp oy isteyen siyaset esnafının ise bu durumdan en ufak bir rahatsızlığı yoktur.
    Seçim kampanyalarını izliyoruz. Vesayete itiraz anlamında hiçbir sistem partisinden en ufak bir itiraz çıkmamaktadır. Teslim oldukları “Terörle mücadele” girdabında tam boy batmakta olan AKP mi itiraz edecekti! Gider ayak polis ve jandarmanın yetkilerini arttıran, askeri bildirilerle preslenmişliklerini dert etmeyip, sabah akşam “askerle eşgüdüm içindeyiz” diye yemin billah edenler mi “demokratik rol” oynayacaklar? Yüzde 10 barajına sarılanların 12 Eylül anayasasını değiştirmek gibi bir dertleri olabilir mi hiç? Yaklaşık 5 yıllık tek parti çoğunluğuyla gelip böyle bir noktaya dayanmış olan AKP’nin bundan sonra nasıl bir çizgi izleyeceği bellidir. Ne demiştik; Şemdinli’ye bak, AKP’yi anla!
    Peki CHP’yi konuşmaya gerek var mı? Bırakın itirazı, tam tersine bu vesayet ve müdahalelere dayanmayı, vesayetin “özel kalem”liğini siyaset bellemiş durumdadır. Sayıları yeterse, MHP’yle birlikte kuracakları “Cumhuriyetçi Hareket Partisi” koalisyonu rüyalarını süslemektedir.
    Ve diğerleri... Hepsi, “mazot kaç kuruşa” muhabbetleriyle sözde siyaset yapmakta, esnaflıklarını konuşturmaktadırlar. Hiçbirinin kapitalist tekele ve askeri vesayete itirazı yoktur. Bırakın vesayeti, şu ortalığa saçılan özel harpçi çetelere bile, seçim meydanlarında söylenmiş tek söz var mıdır...
    İşte yurtsever, demokrat, sosyalist bağımsız adaylar, bu seçim döneminde siyaset cephesinden yükselen tek ses durumundadır. Sıkıştırılmış, kıstırılmış siyasetin başlıca hareket noktası, bağımsız adaylarımızdır. Yüzde 10’luk faşist 12 Eylül barajıyla şekillendirilmeye çalışılan siyaset profilini paçavraya çevirebilecek bir eylemdir bu. Tek başına bu yönü, yani barajı delmesi bile, siyaseti “adam etme” yolunda atılmış tarihsel bir adım olacaktır.
    Evet, vesayetçi siyasete karşı gerçek ve bağımsız siyasal eylemimiz başlamıştır.
    Adreslerimiz bellidir!
    Vedat İlbeyoğlu
    www.evrensel.net