GERÇEĞİN GÖZÜYLE

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • Medyanın zenginler kulübü olarak bilinen üç büyük grup şu günlerde oldukça hareketli. Holding çıkarlarını koruma kaygısı gazetelerinde ve televizyonlarında daha dikkatli davranmaya zorluyor onları.


    Medyanın zenginler kulübü olarak bilinen üç büyük grup şu günlerde oldukça hareketli. Holding çıkarlarını koruma kaygısı gazetelerinde ve televizyonlarında daha dikkatli davranmaya zorluyor onları. Kaygan seçim zemininde sonradan pişman olabilecekleri yanlış adımlar atmama konusundaki temkinli yaklaşımları gazetelerinin sayfalarına, televizyonlarının ekranlarına yansıyor. Bilinçli okur tarafından da fark ediliyor kuşkusuz. İşin görünmeyen yanı ise grupların, ortamın uygunluğundan da yararlanarak gazeteci tasfiyelerine yönelmeleri, nitelikli profesyonel gazetecileri üçer beşer işten çıkarmaları. Ucuz, daha ucuz emekten yararlanabilmenin yollarını aramaları. Sahi genel seçimlerin şu sıcak ortamında siyasi partilerimiz programlarını açıklıyorlar da siz hiç basın emekçisine dönük tek bir satıra rastladınız mı? Vazgeçtim emekçisinden, basın sektöründeki başıbozukluk üzerine kafa yoran herhangi bir siyaset söylemi anımsıyor musunuz? Demek ki sermaye, siyaset, medya arasındaki al gülüm ver gülüm politikasının sürdürülebilir olması düzen partilerinin de işine geliyor. Çok uluslu sermayenin de iştahını kabartıyor. Bankacılık sektöründen sonra medya sektöründe de yabancı sermaye ile evlilik hazırlıkları hız kazanmıştı. Bu konuda oldukça ciddi gelişmeler bekleniyor. Ne dersiniz? Aceleye getirilen gazeteci tasfiyelerinin ardında yabancı ortaklara, bahçeyi dikensiz güllerle donatmanın hazırlığı mı yatıyor? Benimki de hınzırlık işte..
    Bu hafta da basın dünyamızda üzerinde durulmaya, kayıt düşülmeye değer haber ve yazılar ağırlıktaydı. Salt ikisinden söz açacağım. Haber olanı Washington kaynaklıydı. Hudson Enstitüsü’nde moda deyimiyle bir beyin fırtınası estirilmiş, Türkiye üzerine senaryolar tartışılmış. Bunu haber olarak deneyimli gazeteci Yasemin Çongar’ın kaleminden okuduk. Komplo teorileri ile iç içe yaşadığımızdan doğrusu öyle şok falan da olmadık. Ama kimi güç odakları Yasemin’e haddini bildirmekte gecikmedi.
    Yazı ise Meral Tamer’in 23 Haziran Cuma günü Milliyet’teki köşesinde yer aldı. “Yozgatlı Pat Hasan’ın 7 Cesedi var!” başlığını taşıyordu yazı. Okudukça gülmekle ağlamak arasında bocalıyor insan. Kafası kızdıkça adam öldürmüş, bol keseden adi suçlar için çıkarılan aflardan yararlanmış, yedi leşim var diyerek övünüyor bir ilimizin kahvesinde. Siyasi hükümlüler mi? Onlar zaten sayıyla sayılmıyorlar.
    Uruguaylı tarihçi, deneme yazarı Eduardo Galeano’nun, Bülent Kale’nin çevirisi ile Türkçeye aktarılan “Zamanın Ağızları” adlı nefis kitabını birçoğunuz okumuş olmalısınız. İşte o kitaptan Kelime Hırsızları başlıklı bölümü paylaşalım istedim. Az sözcükle neo liberal politikaları ortalığa serivermenin ustalığına şapka çıkaralım:
    “Zamanımızın sözlüğüne göre, artık hisseler kıssadan değil, borsadan alınıyor ve en iyileri, borsada en çok kazananlar; borsa da değer krizlerinin gerçekleştiği sahne.
    Pazar artık birilerinin meyve ya da sebze sattığı o karmaşık yer değil. Şimdi pazar, sonsuz olduğunu söyleyen, bizi gözetleyip cezalandıran, yüzü olmayan, korku salan bir efendi. Yorumcuları haber veriyor: Pazar tedirgin ve uyarıyorlar: Pazarı öfkelendirmemek lazım.
    Uluslar arası toplum büyük bankerlerin ve savaş şeflerinin adı. Onların yardım planları kendi boğdukları ülkelere kurşun geçirmez yelekler satıyor, barış görevlileri ise ölüleri barıştırıyor.
    Birleşik Devletler’de Saldırı Bakanlığı’na Savunma Bakanlığı deniyor ve dünyaya yağdırılan füze yağmurlarına insani amaçlı bombardıman diyorlar.
    Bir duvarda birinin herkese yazdığını okuyorum: “Sesim ağrıyor”.
    Turgay Olcayto
    www.evrensel.net