CHP’nin laf kalabalığı

CHP seçime yönelik hazırladığı bildirgeye “CHP Pusula ‘07” adını verdi. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal tarafından açıklanan seçim bildirgesinin ayrıntılarını partinin internet sitesinde bulmak mümkün...


CHP seçime yönelik hazırladığı bildirgeye “CHP Pusula ‘07” adını verdi. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal tarafından açıklanan seçim bildirgesinin ayrıntılarını partinin internet sitesinde bulmak mümkün... Bildirgenin açıklanmasının ardından çok farklı tepkiler geldi. Bazı basın organlarına göre CHP cennet vaat eti. Kimi iktisatçı ve akademisyenlere göre bildirge, “kaynak dağıtıcı, sosyal politika” içerikli... Kimilerine göre piyasacı, fakat “sosyal piyasacı” içeriğe sahip olduğu için alkışlanacak bir bildirge. Katı liberallere göre de çok fazla popülist...
CHP bildirgesine çok farklı tepkiler gelmesinin nedeni bildirgenin dili. Bildirgede, birbiriyle çelişkili ifadelerin aynı metinde yer aldığı bir dil kullanılmış. Dil, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nun (ETUC) emeğe dair politik alternatif arayışlarından vazgeçerek geliştirdiği yeni lügate benziyor. ETUC’un geliştirdiği o lügat, esneklikle iş güvencesini, özelleştirme ile sosyal hakları aynı metnin ve cümlelerin içinde bütünleştirmeye yarayan özel bir dile sahip...
CHP bu taktik dilden fazlasıyla yararlanmış. Çokça çelişkili ifadelere yer vermiş: Ekonomik program ve IMF ile ilişkiler sürdürülecek. AB’ye tam üyelik hedefi korunacak. Bunlara bildirgesinde yer veren ve öte yandan IMF ve AB ile aynı program hedefine sahip TÜSİAD’a “cesurca” söz veren de CHP. Bunlarla birlikte birçok sosyal projeye bildirgesinde yer veren de CHP’nin kendisi: 1 milyon aç yatağa tok girecek, dul ve yetime asgari aylık bağlanacak. Çiftçinin mazotunda ÖTV kaldırılacak, çiftçinin kullandığı elektrik ucuzlatılacak. Tarıma destek iki katına çıkartılacak..
CHP sosyal programının maliyetini yaklaşık olarak 47 milyar dolar olarak açıklamış. Daha fazla olacağını öne sürenler de var; (Örneğin Genç Parti Başkan Yardımcısı Emin Şirin, CHP’nin projesinin 80 milyar YTL, yani 61 milyar dolar olacağını söylüyor).
İmkansız mı yoksa CHP mi yapamaz?
Burada, ‘TÜSİAD’ın ve IMF’nin bu kadar sıkı denetimi altında vaatler için kaynak yaratılabilir mi’ sorusu öne çıkıyor. Kaynak bulmanın, vaatleri yerine getirmek için yeterli olmayacağına dikkat çeken Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Sönmez şunları söylüyor: “Mevcut düzende, kapitalist sistemde, piyasa ekonomisinin uygulandığı koşullarda bazı önlemler alınarak kaynak bulunabilir. Örneğin yüzde 6.5’lik faiz dışı fazlayı yüzde 3’e, 2.5’e düşürürsünüz. Latin Amerika, Brezilya, Arjantin yaptı bunu. Bu, CHP’nin bulduğu bir şey olmaz. Bugünden yarına olabilecek değil ama vergi reformu düzenlemelerini tamamen silip yeni bir vergi değişikliği ile kaynak yaratılabilir. Servet vergisi alınabilir. Kentsel rantların vergilendirilmesi ayrı bir kaynak olacaktır. Böyle bir programı tümüyle yaşama geçirmek mümkün olmayabilir ama aşama aşama, bir planlama ile uygulamaya konabilir. Ama sorun şu: Türkiye’nin IMF angajmanlarına, AB yükümlülüklerine ters düşmüyor mu? IMF Türkiye’yi cendereye sokma, ekonomik dar elbise giydirmede çok yol aldı. AB’ye uyum yasalarına tek tek girmeyeceğim ama AB, IMF programı ile hiç ters düşmedi. Bütün bunları yapmak için çok radikal kararlar almak gerekiyor. Bir taraftan ‘IMF ile yürüyeceğiz’, der; AB’ye tam üye olmak için uğraşır, TÜSİAD’a danışır, önerilerine kulak verirseniz bu iş yürümez. Bütün bunlar seçim vaadinden öteye geçemez.”
Başka bir iradenin ortaya konması gerektiğinin altını çizen Sönmez, CHP’nin çelişkisine ve olması gekene ilişkin şunları belirtiyor: “Temel sorun; kapitalizmin önünde de bu vardır. Sosyal demokratlar bir taraftan hakikaten orta ve alt sınıflara dayanıyorlar, diğer yandan da neo-liberal politikaların getirdiği kriterlere uymak zorunda kalıyorlar. İki arada bir derede, iki açmaz arasında kalıyorlar. Temel sorun bu, neo-liberalizmle yatıp kalktıktan sonra bunları gerçekleştiremezsiniz.
Bizdeki sosyal demokratlar kafalarını çevirip Latin Amerika’da olup bitenlere baksalar; örneğin Venezüella’nın petrol gelirleri var ama nasıl çar-çur etmiyorlar, radikal kararlar alıyorlar, bakmaları lazım. Türkiye’de böyle bir program yok. CHP’nin bütün bu vaatlerini yerine getirebilmesi için IMF’ye net tavrını koyması gerekir.”
2008 sonuna kadar geçerli olan ve iktidara gelecek olana hemen uygulatılacak olan bir acı reçeteli IMF programı hazırdır. Bu programda ne kadar harcama yapılabileceği bellidir. Bu programın dışına çıkılabilmesi için Sönmez’in vurguladığı net tavırla IMF’nin karşısına çıkılması gerekir.
Temel meselelerden kaçış
CHP, Türkiye’nin meselelerine bildirgesinde geniş yer verirken de ‘dil’ ustalığını sürüdürüyor! Cumhuriyet tarihi boyunca çözümsüz bırakılan ‘Kürt sorunu’, laiklik sorunu vb. Türkiye’nin temel meselelerine ilişkin çözüm önerilerine ya hiç değinmiyor, ya da çok yuvarlak laflar kullanıyor. Bildirgede, ‘’Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin yaşadığı haksızlıkların, adaletsizliklerin telafi edilmesi için kamu sorumluluğunu büyük ölçüde üstleniyoruz. O doğrultuda zararların, çekilen acıların telafisi ve tazmini için gerekli girişimleri yapacağız’’ deniliyor. Fakat “CHP’nin, Kürt sorunu için çözüm önerileri var mı? Soruna yalnızca ekonomik ve sosyal açılardan mı yaklaşıyor, yoksa siyasal boyutunu da kabul ediyor mu”sorularının cevaplarına bildirgede yer verilmiyor.
CHP’nin söz konusu sorulardan kaçışının ve yaklaşımının nedenini, Profesör Cengiz Güleç şöyle açıklıyor: “CHP, son yıllardaki militarist, devletçi ve neredeyse şoven milliyetçi anlayışların hakim olduğu tipik bir merkez kitle partisi olma yolunda iken, “Kürt sorununun” aslında siyasi bir sorun olduğu gerçeğini elbette görmek istemez. Bu nedenle Kürtlerin özgür cumhuriyet yurttaşları olarak kimlik haklarına sahip çıkmalarını kabullenemez. Kısacası “Kürt sorunu”nun demokratik ve barışçıl çözümüne olumlu bir biçimde bakamaz. Nitekim bunu seçim bildirgesinde de açıkça görebiliriz. Çağdaş bir sosyal demokrat parti olmaya veda edeli çok uzun yıllar olduğu için CHP’nin önünde ciddi bir siyasi kimlik sorunu çıkmıştır. Dolaysıyla seçim bildirgesi hiç de şaşırtıcı değil tersine, antidemokrat karakterinin tescilidir.
Laikliğin güvencesi mi?
CHP bildirgesinde laikliğin teminatı olarak kendisini göstermiş, her türlü inancın baskı görmeden serbestçe yerine getirilebilmesini vaat etmiş. Ayrımcılığa karşı duracağını açıklamış. Laiklik konusuna genişçe yer ayrılmış olmasına rağmen CHP’nin bildirgesinde şu soruların cevapları yok: “Sunni anlayış çerçevesinde zorunlu din dersleri Alevi çocuklarına baskı değil midir?”, “Diyanet İşleri Başkanlığı ve onun tek bir mezhebe hizmet eden yüz binlik din görevlileri ordusunun devlet tarafından beslenip organize edilmesi, Sünni mezhebinin özel bir yorumunun, adeta bir devlet dini gibi dayatılması değil midir?”, “Söz konusu durum laisizmin gerçek amacı olan ‘dinin devletle ayrışması’ ilkesine engel değil midir?”, “Yine mevcut tablo, Aleviler ve Müslümanlık dışındaki dinler için bir baskı ve ayrımcılığn devlet eliyle organize edilmesine hizmet etmiyor mu?”, “Türban, imam hatipler, Aleviliğin meşru bir İslam mezhebi olarak kabul edilmemesi karşısında CHP’nin çözümü nedir?”
CHP’nin bu sorular karşısında çözüm üretmemesini ise Prof. Güleç şöyle özetliyor: “CHP, öteden beri inançlar konusunda ‘seküler’ bir parti olma becerisini gösterememiştir. İnançlara saygılı bir anlayış, her ne kadar merhum Ecevit tarafından dile getirilmiş ise de bu telgraf şifresi gibi görünen aforizmanın içi hiçbir zaman doldurulamamıştır. Üstelik Baykal ve ekibi, bu yumuşak anlayışı bile benimseyememiş, devletin denetimi altında kalmak koşuluyla inanç özgürlüğüne sözde izin vermiştir. Bu nedenle Türkiyeli heterodoks inanç sahiplerine hiçbir zaman gereken tolerans gösterilmemiştir. Azınlıklar konusu da ‘devlet dini olarak Sünniliğin’ dışında kalmalarından ötürü tehdit olarak algılanmış, egemen inanç ve dinlerin mensubu olmayanlara adeta ‘devlet düşmanı’ gözüyle bakılmıştır.”

Asker vesayetinde demokrasi
“Türkiye’yi daima insan hak ve özgürlüklerinin en güçlü şekilde yaşadığı, tam demokratik hukuk devleti olarak düşünüyoruz. Bu anlayışımızı seçim bildirgemize yansıtmış durumdayız” denilen seçim bildirgesinde, basın özgürlüğünden ifade özgürlüğüne birçok demokratik hak sıralanarak savunulacağı vurgulanmış. Demokrasi ve insan hakları konusunda onca söze rağmen somut veriler bildirgede yer almıyor.
2002 seçim bildirgesinde yeni Anayasa’nın şart olduğu vurgulamasına rağmen, CHP’nin, yeni ve sivil bir Anayasa talebine bakışının ne olduğuna yönelik bir söz “Pusula ‘07”de yer almıyor. Temsiliyet sorunu yaratan antidemokratik içeriğiyle artık sürdürülemez olduğu düşünülen yüzde 10’luk seçim barajlarına değinilmiyor. Siyasi Partiler ve Seçim Yasası’nın değiştirilmesi beklentileri için ne düşünüldüğünden hiç bahsedilmiyor?
CHP, AB sürecini ilerleteceğini vurgulamasına rağmen AB’nin, “asker-sivil ilişkilerinin yeniden tanımlanması ve düzenlenmesi” çağrılarını nasıl değerlendirdiğini açma gereği duymamış... Bu durumun çok anlaşılır olduğunu vurgulayan Cengiz Güleç, nedenini şöyle açıklıyor: “Siyasal iktidarın, yani devletin kompozisyonunda sivil-asker ilişkisinin siviller lehine değiştirilmesini bugünkü CHP, eşyanın tabiatı gereği olumlu karşılamamaktadır. Siyasal iktidar için askeri destek ve ardından askeri vesayet altında hükümet etme fırsatı dışında, CHP’nin toplumsal muhalefeti temsil etmek gibi bir kaygısı yoktur. Dolaysıyla askeri vesayetten rahatsız olması da beklenemez.”

Meclis’te başka, bildirgede başka
CHP, bildirgesine yazacağı demokratik hakları hazırladığı dönemde, uygulamada müthiş bir “keyfiliği” ve birey hak ve özgürlüklerine, insan haklarına karşı “hoyratlığı” beraberinde getirmesi muhtemel bir yasanın altına imza attı. Polis yetkilerinin artırılmasını öngören yasanın Meclis’ten geçmesinde CHP’nin de imzası var. Yasadan aktarılacak birkaç madde bile yasanın antidemokratik özünü anlatmaya yeterli: “Polis, direnişle karşılaşırsa zor kullanabilecek. Direnmenin mahiyeti ve derecesine göre ihtar yapılmadan da zor kullanılacak. Polis, kişileri ve araçları; bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek amacıyla durdurabilecek. Şüpheli bir kişi, gözaltına alınana kadar polisin istediği kadar alıkonulabilecek.”
Demokrasi ve insan hakları savunucuları tarafından “hukuk devleti”nin taşlarının sökülüp polis devletine gidebilecek yolun taşlarının döşenmesi olarak yorumlanan bu yasa, bildirgedeki özgürlük vurgularıyla açıkça çelişiyor.
Bülent Falakaoğlu
www.evrensel.net