28 Haziran 2007 00:00

Romanlar geçici midir?

Tuna Kiremitçi, yine aşklı, anılı, kadınlı, duygulu, çok baskılı bir romanla okur karşısında: Dualar Kalıcıdır. Romanın tamamı, sondaki mektup dışında diyaloglardan oluşuyor, dolayısıyla oldukça kolay okunan bir yapısı var.

Paylaş

Tuna Kiremitçi, yine aşklı, anılı, kadınlı, duygulu, çok baskılı bir romanla okur karşısında: Dualar Kalıcıdır. Romanın tamamı, sondaki mektup dışında diyaloglardan oluşuyor, dolayısıyla oldukça kolay okunan bir yapısı var. Farklı uluslardan insanların birbirine benzerliği, kardeşliği üzerine kurduğu hikayeyi anlatırken başvurduğu imge de eşantiyon olarak geliyor: “Tanrılar gelip geçer, dualarsa kalıcıdır.”
Roman, adı belli olmayan, düzenli, sakin bir Orta Avrupa kentinde geçiyor. Gençliğinde bir dönem İstanbul’da bulunmuş yaşlı Yahudi Bayan Rosella, bir yerel gazeteye “Türkçe bilen eleman aranıyor” ilanı verir. Aynı kentte üniversitede okuyan Türkiyeli Pelin, ilana yanıt verir ve iki kadının sohbetleri böylece başlar. Rosella’nın Pelin’den isteği, kendisiyle Türkçe konuşmasından ibarettir. Bu sayede Türkçeyi ve Türkiye’de geçirdiği güzel günleri, tabii yaşadığı aşkı unutmasını engellemeyi umar. Geçmişle bugün arasında gidip gelen bir olay dizisine tanık oluruz. Rosella, İkinci Dünya Savaşı sırasında kocasını Avrupa’da bırakıp çocuğuyla Türkiye’de kaldığı sırada, Enver Rigan adında fazlasıyla Nâzım Hikmet’i andıran bir şairle aşk yaşamıştır. Bu yüzden kızıyla hâlâ arası bozuktur. Ayrılmış bir anne-babanın kızı olan Pelin de aşka inanmaz ama çeşitli milletlerden talipleriyle vakit geçirir. Bayan Rosella’nın son günleri, böyle kültürlerarası ilişkilerin yön verdiği öykülerin karşılıklı anlatılmasıyla geçer...
Yazar, çok satan kitaplar sıralamasında en başlara yerleşmeyi Dualar Kalıcıdır’la da başardı. Boşanması vesilesiyle televizyonlarda, gazetelerde sık sık görülmesinin de etkisi olmuştur mutlaka. Meselenin bu yanına dair fazlaca bir yorum yapmaya gerek yok aslında; çünkü Kiremitçi bir söyleşisinde, bu durumdan pişman olduğunu söylüyor: “O kadar çok kişiye özür borcum var ki... Bir yazarın yapmaması gereken hataları yaptım. Okuyucularımı hayal kırıklığına uğrattım. Bir yazarın görülmemesi gereken ortamlarda, sayfalarda, televizyon programlarında görüldüm. Bunlar önemli, ciddi hatalardı.” (Tempo, 21 Haziran 2007)
Romana dönersek; Dualar Kalıcıdır, birçok bakımdan başarılı sayılması gereken bir roman. Kolay okunması yalnız üslubunun bir sonucu değil, Kiremitçi ilk kez bunalımsız bir öykü anlatmış. Gerçekle olan ilişkisini dikkatle kurmuş. En önemlisi, son yılların tartışmalı konusu “farklı kültürleri, farklı milletleri ne yapmalı” meselesine el atarken cesaretini hiç kaybetmemiş. Kiremitçi romanlarında, siyasi bir fikrin varlığı az ya da çok hissedilir, bu kez belki öncekilerden daha sağlam bir altyapıyla karşı karşıyayız. Halkların kardeşliğinden yana bir tutumu, hiç okuyanı “kasmadan” ince ince işliyor.
Ancak dualar-dinler meselesi her şeyin fazlaca önüne geçmiş. Kitabın adından, dini öğütler veren kitaplara benzeyen günbatımlı kapağından, kapaktaki “Birini mahkum etmeden, dualarını dinlemek lazım” cümlesinden başlıyor, son satıra kadar yarı mistik bir hümanizm sarıyor okuru. Malum; gün bilme, kendi dilinde şarkı söyleme günü bile değil inanma, dua etme günü.
Mesele yalnız dualarla ilgili olsaydı, belki Kiremitçi’nin tutumuyla ilgili bu kadar kesin yargılara varmak güç olurdu. Ama kitaptaki karakterlerin kuruluşundan diyaloglara, olay örgüsüne kadar her yere sızan klişeler yok mu... İstanbul hanımefendisi, aşka bağlı yaşlı Yahudi kadın, yakışıklılığından şairliğine, çapkınlığından komünistliğine kadar Nâzım Hikmet’in kendisinden daha çok Nâzım Hikmet’e benzeyen Enver Rigan, anne-babası ayrı olduğu için aşka inanmayan, her şeye tepkili genç kadın, her şeyin daha güzel, daha saf olduğu eski günler, ortalığı karıştıran kıskanç aşıklar, şiirden ve aşktan anlamayan gençler... Yazarın kendisini kalıpların kolaycı kollarına bıraktığı izlenimi bu nedenle çok güçlü.
“Hayatımızda, insan olmamızdan kaynaklanan, hepimizi birbirimize bağlayan şeyler var” diyor Tuna Kiremitçi, aynı söyleşisinde. Ne güzel. Ama keşke “ne kadar aciz olduğumuzu gösteren” dualar yerine insanın neler yapmaya, yaratmaya, değiştirmeye kadir olduğunu gösteren bir ortaklığı tercih etseydi.
“Araziye uymuş” demezdik o zaman.
Çağdaş Günerbüyük
ÖNCEKİ HABER

İki şair, üç kitap

SONRAKİ HABER

AB’den Türkiye’ye ‘Suriye’ uyarısı: Tek taraflı adımlardan kaçının

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa