28 Haziran 2007 00:00

İki şair, üç kitap

Şiirinin konu yelpazesi oldukça geniştir Neyzar Karahan’ın. Savaşlar, termek santraller, radyasyon olgusu, holdingler, kara delikler ve büyük buz, şiirlerinde dile getirdiği insanlığı yakından ilgilendiren çok önemli konular.

Paylaş

Gözlerimde Saklı Sonbahar/A.Neyzar Karahan (2000)
Şairler de yapı ustaları gibi önce şiirlerini çatarlar. Sonra da iç mimar görevini üstlenip düzenlemeyi yapar ve orkestra şefi olarak da iç-dış bütünleşmesinin müziğini dinletirler okuyucuya.
Her yiğidin yoğurt yiyişi gibi, her şairin de kendine özgü bir biçemi, bir söylemi vardır. Elbet, A. Neyzar Karahan’ın da öyle... Karahan, alışılageldiği gibi şiir dizilerini sol başa yaslayıp alt alta koymaz. Her dize, sayfaya göre ortalanmıştır. Uzunluk-kısalıkları içinde, dans eden atomlara benzerler. Kitaba;
“ateş/ kan/ ölüm/ ve/ savaş/ bir yara oldu çağa/ ve en güzel çiçeklerdi/ koparılan/çocukların bahçesinden/ ağlaya/ ağlaya” dizeli bir ön seslenişle başlanır.
Şiirinin konu yelpazesi oldukça geniştir Neyzar Karahan’ın. Savaşlar, termik santraller, radyasyon olgusu, holdingler, kara delikler ve büyük buz, şiirlerinde dile getirdiği, insanlığı yakından ilgilendiren çok önemli konulardır. Ancak söyleyeceğini “Kelebek Parmaklar” şiirinin;
“Kucaklamış yarınları/ O moraran elleriyle çocuklar/ seyrederler yağmur gözleriyle/.Kağıt helvaları/ Atlı karıncaları// Yaşam çiçeklerinin hası çocuklar/ ABC’yi öğrenircesine yürekler makine/ Kayışlar koptu boşaldı zincirler/ Çarkların arasında kaldı/ Kelebek parmaklar” dizelerinde olduğu gibi şiire yakışır bir biçimde dile getirir. Acılı bir dönem başlangıcının adı olan Eylül’ü;
“…Düşüncelerdi denizlerin anaforunda yok olan/Sevgidir öfkenin zincirlerini koparan/Eylül kabuslarıyla uyanıyorum/ Gözlerimi bulutlardan saklayan/Gecelerin ağladığı saatlerde” diyerek anımsatır bize. Bu kadarla da yetinmeyip iki binli yıllara gelişteki çirkin akışkanlığa “Yeni Kan” diyenlere;
“…Nereye bakılsa hep aynı görüntü/ Biraz ortaçağ derebeyliği/Biraz yeni çağ burjuvası/ Totaliter bir eskindir/ İkibinlerin vazosunda yeni bir kan” diyerek seslenir.
A. Neyzar Karahan, şiire uzun yıllar emek veren, buna karşın “Kapalı Gişe” şiirinin;
“…Belirsiz bir alanda/ Emek alın teri ve mitingler/ Sanki ikili bir denklem/ Bir Amerikan filmi oynanıyor/Toplanmış prenslerin kethudaları/ Makam odalarında//Liberal bir bahçede rüzgar gülleri/ Payetli kuşağın döner taşında/ papatya yazarlar/ Üzerine smokin giydirilmiş/ Gladyatörlerin kitapları//…Deliyor cüzdanların yüreğini/ Kronik enflasyon mat-kabı/ Putlaşmış liderler cuntasında/ Her yeni saat/ Yeni acılara gebe/Yeni günün şafağında/ Bir kıpırdanma” dizelerinde görüldüğü gibi, şiirlerini anlamsızlığa ve tümüyle çağrışımlara teslim etmeyen bir şair.
İnceleme ve çocuk kitaplarının dışında, daha önce yayınlanan on bir şiir kitabı bulunan bu titiz şiir işçisinin ürünlerini tanımak, okuyucu için bir kazanç olacaktır.

Biz ki Abdalız ve Çıraklarız/ Atlara Kadınlara ve Çocuklara Dair/ Hikmet Çetinkaya (2003)
“Su Sesine Vurgun Mekansız Kuşlar”dan sonra, iki şiir kitabını arka arkaya “Kaya-lık Sanat Kitapları”ndan çıkaran Çetinkaya, Çanakkale’nin Yenice ilçesine bağlı Çınarcık köyüne sürgün gelen bir ailenin 1942 doğumlu çocuğu. Yazmaya 1963 yılında başlayan Çetinkaya, yükseköğrenimini Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’nde eğitim önlisansı yaparak tamamlamıştır ve değişik işlerde çalışmıştır. Kitaba “Gerdanlık” başlığıyla yazdığı yazıda; “Anadolu toprağının tapu tesciline, kültürüne damga vurmak isteyenlere ha-limce şerhimi koyuyorum. Kültür halklara, mülk doğaya aittir, sahiplenilemez,” diyen şairin ”Gölgemiz irişti/ göl kenarlarına su boylarına/ endamımıza uygun/ yesevi dervişler ulandı/ kervanlarımıza ve dediler/ şimdi kılıç kuşananlar/ahir ne kuşanacak// bizdik ateşin kırmızısı/ham toprağa düşen sak//bizdik ölüme dur diyen kam” dizelerinde görüldüğü gibi bu çizgideki şiirleri kitapta ağırlık taşıyor.
Bilindiği gibi eskiden, memleket memleket dolaşıp tarikatlarını yaymaya çalışan dervişlere “abdal” deniyordu. “Hak Toplayan Güz Abdallarının Söylediği; “Bu dağın adı Munzur değil mi/komşuyu kayırmayan/ hınzır değil mi/Erzincan Ovası/ koca bir sofra/ sana da yeter/ bana da/ varını ver/ yoğunu bul/ Abdal Musa/ böyle buyurur” dizeleriyle ses bilir Çetinkaya’da.
H. Çetinkaya, sürekli arayış içinde olan, sözcüklerin ardında ısrarla koşan, onları kendince şekillendiren bir şair. “Kantaşı” adlı şiiri ise onun insancıl yanını tüm çıplaklığıyla gösteriyor.

Atlara Kadınlara ve Çocuklara Dair de onun at tutkunu bir insan olduğunu ele veriyor. Aslında Hüseyin Çetinkaya, birkaç dize ya da birkaç sayfayla anlatılabilecek bir şair değil. Bakın;
“Bir atım vardı/ toynakları kanayan/ tırnakları kırılan/ bir kış günü/ göğsüne dayadım göğsümü/ duyduğum bir ana sıcaklığıdır/ inanmayacaksınız/ Gandi, enek hindistan’ın anasıdır diyor ya/ atlarım ongun kısrak ve küheylandır/ atlar benim anamdır” dizeleriyle atların, onun yaşamında ne önemli bir anlam taşıdığı görülüyor. Bir başka şiirindeki;
“Atları övme yaşar kemal atları övme/senin dilinden olacak ölümüm/ çevirdi yolumu çocuklar atlar kadınlar işte/ ömrüm orada kaldı” dizeleriyle ha-yatını atlarla özdeşleştiriyor. Yalnız kendini de değil; “Annem babam/ işte o iki şaman/ atlıları özlemeden bekler oldular/ güneşe toprağa vurgun/ dua bilmez/ niyaz eylemez bir adam/ buğday tanesi gibi/ bereketli bir kadın olarak/ yan yana durdular// annem ve babam/ Türkmen Alevisi/ Erzincan ahalisi/ iki insan/ ceplerinde bir avuç çeğil/ dediler kargışımız atlılara/ atlara değil” dizeleriyle, aynı özdeşleşme içinde olan anasını babasını da tanıtıyor şair.
Bana göre Çetinkaya, şiiri düşünen, yazdıklarını iliklerine kadar duyan bir şair. Güler Abla, Dünya Çok Yakıştı Sana vb. şiirler, görmek istemeyene de bunu kanıtlıyor. Kimilerine aykırı gelse de ülkemizin önemli şairlerinden biri. Onun “sonsöz” yerine yazdığı ”Son ilticacıyım firariyim/kıyma bana ey hayat/ yaşamak istiyorum az buçuk/ kendim bir çocuğum/ ömrüm benden çocuk” dizelerini aktararak değerlendirmeyi okuyucuya bırakıyorum.
Güngör Gençay
ÖNCEKİ HABER

Bu Lincoln başka Lincoln!

SONRAKİ HABER

Nijerya'da göçün sebebi yoksulluk ve işsizlik

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa