ÖZGÜRCE

  • Kamu kesimi toplu pazarlıklarında seçim dönemleri sendikalar için önemli bir fırsattır. Zira, sendikaların masaya oturduğu hükümet partisi ya da partileri seçimde işçi oylarını alabilmek için onlara şirin gözükmeye çalışırlar.


    Kamu kesimi toplu pazarlıklarında seçim dönemleri sendikalar için önemli bir fırsattır. Zira, sendikaların masaya oturduğu hükümet partisi ya da partileri seçimde işçi oylarını alabilmek için onlara şirin gözükmeye çalışırlar. Seçim süreci dışındaki dönemlerde gerçekleşen toplu pazarlıklarda ise hükümetin şirin gözükmeye çalıştığı daha başka kesimler vardır (sermaye kesimi, IMF gibi).
    Bu yıl kamu işçisinin toplu pazarlık süreci de bir tesadüf olarak 22 Temmuz genel seçim süreciyle aynı döneme denk geldi. Kamu kesimi toplu sözleşmelerini yürüten Türk İş’in bu önemli fırsatı ne ölçüde kullanabildiği ayrı bir tartışma konusu olmakla beraber, kamu işçisine verilen zam en azından medya tarafından beklenenden fazla bulundu ve AKP’nin bir seçim yatırımı olarak değerlendirildi. Kamu işçisinin aldığı zam sadece AKP’nin seçim yatırımı olarak değerlendirilmekle de kalmadı, sendikalar üyelerinin yüksek ücret almalarını sağladıkları için neredeyse vatana millete ihanet eden örgütler olarak gösterilmeye çalışıldı.
    Neymiş efendim, Türkiye’de onca kayıt dışında sosyal güvencesiz ve son derece düşük ücretlerle çalıştırılan işçiler varken kamu işçi ücretlerinin ortalaması 1400 YTL düzeyine çekilmiş. Öte yandan, kamuda o işçilerin amiri konumunda çalışan memurların ücretleri de işçi ücretlerinin çok altında kalıyormuş. Ve tüm bu haksızlığı, adaletsizliği yaratan da sendikalarmış…
    Aslına bakarsınız sendikalara yönelik bu suçlamalar, sermaye ve onun emrindeki kimi kesimlerde yıllardır dile getirilmektedir. Hatırlarsanız, Kenan Evren de “şef garson ücretinin genelkurmay başkanının ücretinden daha fazla olduğu” söylemini 12 Eylül darbesini meşrulaştırmak için kullanmıştı. Daha sonra da birçok kez makam şoförünün o makamı işgal eden amirinden daha yüksek ücret aldığı gibi birçok örneklemeyle kamu işçi ücretlerinin baskılanmasına çalışılmıştı. Öte taraftan, işçiler arasında da kamu işçisinin özel sektör işçisinden daha fazla sosyal ve ekonomik hakka sahip söylemi de öteden beri yine aynı çevrelerce dillendirilmektedir.
    Sendikalara yönelik bu söylemlerin en temel amacı hiç kuşkusuz ki farklı statülerde ve koşullarda çalışan emekçileri birbirlerine düşürmek ve böylelikle de ücretleri top yekun aşağıya çekmektir. Öte yandan bir önemli amaç da emekçilerin ancak örgütlü olarak işveren karşısına çıktıklarında ekonomik ve sosyal haklar elde edebileceği gerçeğini gizlemektir.
    Oysa, son kamu toplu iş sözleşmeleri sonrasında gösterilmesi gereken, örgütsüz emekçilerin düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşulları karşısında örgütlülüğün önemini gücünü vurgulamaktır. Kaldı ki bugün sendikaların içinde bulunduğu durumu belki de sendikacılık tarihi içerisindeki en vahim hal olarak da tanımlamak mümkündür. Gerek örgütlülük düzeyinin düşük olması, gerekse sınıfsal konumundan uzaklaşmış bürokratik sendikacılığın olumsuzlukları ile ortaya çıkan bu vahamet içerisinde dahi sendikal örgütlülük içerisinde işçilerin emeklerinin gerçek karşılığı olmamakla birlikte örgütsüz işçilere görece daha yüksek haklar elde ettiği görülmektedir.
    Sözün özü: Sendikaların içinde bulunduğu olumsuzluklara bakarak emekçilerin örgütlenmekten uzak kalması sermayenin en büyük arzusudur. Sermaye bu arzusu doğrultusunda geçmişten beridir benimsediği söylemi bundan sonra da sürdürecektir. Ancak, sendikaların bu olumsuz koşullarına karşılık emekçilerin bir takım kazanımlar elde edebilmesi için örgütlü mücadele şarttır. Sendikal yapıların içinde bulunduğu olumsuzluklardan kurtulması da yine emekçilerin örgütlü mücadeleye katılımıyla gerçekleşebilecektir.
    Özgür Müftüoğlu
    www.evrensel.net