ZEUS SUNAĞI

  • Troya savaşları sırasında Patroklos, Yunanistanlı ordu komutanlarından yarı ölümsüz Ahilleus’un can yoldaşıydı. Üstelik baba tarafından akraba oldukları gibi birliktelikleri de çok öncelere dayanıyordu...


    Troya savaşları sırasında Patroklos, Yunanistanlı ordu komutanlarından yarı ölümsüz Ahilleus’un can yoldaşıydı. Üstelik baba tarafından akraba oldukları gibi birliktelikleri de çok öncelere dayanıyordu... Patroklos daha çocukken, oyun sırasında bir arkadaşını öldürmüştü kazayla. Bu yüzden babası Kral Menoytiyos (Menoitios) onu hemen akrabası Kral Peleus’un sarayına gönderdi. Kral Peleus, bu emanet çocuğu aynı yaştaki oğlu Ahilleus gibi sevecenlikle bağrına bastı. Ve büyüdüklerinde Patroklos, arkadaşı Ahilleus’un hem seyisi oldu, hem de yiyip içtikleri ayrı gitmeyen can yoldaşı... Üstelik yazgıları da, yazgı tanrıçaları Moyra’larca aynı yumağa bitişik dolanmıştı... O yüzden Patroklos’tan söz edilince, Ahilleus’tan da söz etmek gerekiyordu: Öylesine birbirleriyle iç içeydi yaşamları ve de eylemleri! Ne var ki anası bir tanrıça olmasına karşın yazgı tanrıçaları kısa bir yaşam biçmişlerdi Ahilleus’a. Ve iki seçenek koymuşlardı önüne: Troya savaşına katılırsa orada ölecekti. Ama tarihe geçecek, büyük bir ün kazanacaktı. Ülkesinde kalırsa çok uzun yaşayacaktı. Zaten anası Tanrıça Tetis de, nefret ettiği savaşlara katılmasını hiç istemiyordu oğlunun. Bu yüzden,“Ölmekten ve öldürmekten gelen servet de ün de yerin dibine batsın!” gibilerden sözler ediyordu arada bir oğlunun yüzüne karşı. Bir ara Troya’ya namus savaşı açan Başkral Agamemnon, onu alıp götürmesin diye bir başka kralın yanına kız kılığında göndermişti! Ne var ki gözünü kan bürümüş Agamemnon, onu aratıp buldurdu ve ordusuna kattı. Haliyle cepheye giderken can dostu Patroklos’u da aldı yanına Ahilleus. Ne var ki Başkral Agamemnon, bir gün sevgilisi güzel Briseis’i elinden alıp çadırına götürünce, Ahilleus hem Başkral’dan hem savaştan daha çok iğrenip çadırına çekildi...
    İşte savaştan elini eteğini çekip durmadan sevgilisinin yasını tutan Ahilleus’un aşırı duygusallığını dinginleştirmeye, avutmaya çalışıyordu Patroklos... Hem arkadaş, hem kardeş, hem bir baba gibi... Arada çocukluların da birlikte söyledikleri ezgileri dillendiriyordu flütüyle... Sonra da Briseis’i alıp götüren Agamemnon’a bol bol sunturlu küfürler savurarak biraz rahatlamaya çalışıyorlardı... ”Bu adam,” diyordu Tanrıça Tetis’in oğlu Ahilleus, “Helena’nın namusunu temizlemek için bizleri buralara getirdiğine inandığımızı sanıyor! Adamı görmüyor musun, ganimet bölüşümünde aslan payını hep kendine ayırıyor!.. Bir an önce Troya’yı düşürüp hazineleri, güzel kadınları devşirmek için can atıyor!.. Ama Baştanrı Zeus da Troyalıları tutuyor artık. Bak başına neler, neler gelecek onun!..” Ahilleus tam bunları söylerken Agamemnon’un elçilerinin geldiğini duyurdu nöbetçiler. Patroklos onları içeri aldı. Biraz hoşbeşten sonra; Yunanistanlıların çok zor durumda olduğunu; Ahilleus’un hemen gelip savaşa katılmasını, yoksa Troyalıların gemilerini yakacaklarını, haliyle geriye dönüş umutlarının da bitmekte olduğunu söyledi elçiler. Ne var ki Ahilleus savaşa katılmayacağını kesin bir inatla yineleyince, arkadaşı Patroklos söze girip onun yerine savaşa katılmayı önerdi!... Ahilleus çadırının penceresinden dışarıya baktı bir süre. Alevler gemilerden birini ha sardı, ha saracaktı!... “Kalk arkadaşım Patroklos!” dedi. “Kalk ve benim silahlarımı kuşan. Hiç olmazsa dönüşümüz için gemileri kurtar!”
    Patroklos, bir taraftan acele acele giyinip Ahilleus’un ünlü silahlarını kuşanırken, Ahilleus da erlerini savaşa hazırlıyordu. Ahilleus’un tez giden ölümsüz atlarını arabasına koşan Patroklos, gene Ahilleus’un savaşa tam hazır askerleriyle Troyalıların üstüne doğru dolu dizgin saldırıya geçti... Onu gören Troyalıları bir korkudur sardı... Kimileri sağa sola kaçışmaya bile başladı. Patroklos önüne geleni deviriyordu. Kısa sürede Troyalıların ordusunda büyük bir bozgun yaşandı. Bu arada Kazdağı’nın (İdadağı’nın) doruklarından savaşı yönlendiren Baştanrı Zeus’u da bir tedirginliktir aldı. Çünkü çok sevdiği öz oğlu Kral Sarpedon da kardeş Troyalıların saflarında, Patroklos’un saçtığı dehşeti önlemeye çalışıyordu. Baştanrı oğlunun kesinlikle öleceğini anlayınca onu hemen savaş alanından çekip yanına almak istedi. Bu konuda karısı Tanrıça Hera’ya akıl danıştı. Ama Hera, duruma karışmamasını, çünkü yazgı tanrıçalarının ömür yumağını öyle sardıklarını söyledi. Bir baştanrı olarak oğlunu kurtarırsa, diğer tanrılar da kalkıp kendi çocuklarının yazgısını değiştirmeye kalkacaklardı. Böylece evrenin zorunluluk denen en önemli yasasının zembereği kırılmış olacaktı... Onlar bunları konuşurken baştanrının oğlu Sarpedon, Patroklos’un kılıcıyla can verdi... Ve Baştanrı Zeus, savaşta yitirdiği bu oğlu için ilk kez uzun uzun gözyaşı döktü. Kendilerinin tetikledikleri savaşların dönüp dolaşıp bumerang örneği kendilerini de vurduğunu anladı... Umarsız, Tanrı Apollon’u çağırdı yanına. Oğlunun ölüsünü önce yıkatmasını, sonra da vatanı Frigya’ya götürmesini, orada yazılı bir taşın altına gömdürmesini buyurdu...
    Ne var ki aynı hengâmede, Sarpedon’u öldüren Patroklos’un yazgı tanrılarınca sarılmış ömür yumağı da, hızla çözülüp boşalmaya başladı...
    Yaşar Atan
    www.evrensel.net