YENİ DÜNYA

  • Robert Frank günümüz iktisadının aykırı çalışmalarıyla ön plana çıkan genç isimlerinden. Halen ABD’nin Cornell Üniversitesi’nde hocalık yapan Frank gündelik hayatın içerisinden verdiği çarpıcı örnekler üzerinden egemen ...


    Robert Frank günümüz iktisadının aykırı çalışmalarıyla ön plana çıkan genç isimlerinden. Halen ABD’nin Cornell Üniversitesi’nde hocalık yapan Frank gündelik hayatın içerisinden verdiği çarpıcı örnekler üzerinden egemen iktisat öğretisine yönelttiği eleştirilerle tanınıyor. Onu son dönemde basının ilgi odağı haline getiren “Lüks Tutkusu” kitabı farklı biçimlerde de olsa birçoğumuzun yaşadığı ve teorize etmesek de sıkça sorguladığımız bir tecrübeden esinlenerek ortaya çıkmış. Frank çiftinin on yılı aşkın bir süredir sahip olduğu barbekü artık çalışmaz hale geldiğinde eşinin de ısrarları sonucunda Frank yeni bir barbekü almak üzere yola koyuluyor. Yola çıktığında Frank 89 dolarlık eski barbeküyle aynı işlevi görecek ve benzer fiyat aralığında bir barbekü alma düşüncesindedir. Ne var ki, gittiği satıcıdan bu fiyata barbekü alınamayacağını öğrenir. O anda gözüne bir barbekünün sahip olabileceği her türlü lükse sahip 5000 dolarlık bir barbekü ilişir. Bir barbeküye 5000 dolar! Bu alışveriş için 100 doların altında bir bütçe ayırmış olan Frank’in neredeyse dili tutulur. Satıcı hemen ardından aynı markaya ait daha küçük ve daha ekonomik benzer bir barbekü gösterir. Bu sefer 1150 dolara. Bir üst modelin 5000 dolar olduğu düşünülürse iyi bir alışveriş gibi gözükse de, Frank 250 dolarlık bir alternatifte karar kılıp son derece mutlu bir şekilde evinin yolunu tutar. Ne var ki, kısa bir süre sonra o kaçınılmaz soru kafasını kurcalamaya başlar. Planladığından neredeyse 3 kat fazla ödeyerek eskisiyle aynı işlevi görecek bir barbekü almakla ne kadar doğru bir iş yapmıştır? Ve belki de daha önemlisi. Bu kadar para ödemeye nasıl razı olmuştur?
    Frank’in lüks tüketimin dinamiklerine ilişkin açıklamalarının temelinde bireylerin kafalarındaki “makul fiyat” aralığını belirlerken belli referans noktalarından hareket etmeleri yatar. Evden çıkarken Frank’in referans noktası evdeki 89 dolarlık barbeküdür. Ne var ki, dükkana ayak basıp 5000 dolarlık ürünle karşılaştığında referans noktası kaymış ve 1150 dolarlık alternatif bile cazip gözükmüştür. Frank’in bir diğer örneği ise Victoria’s Secret adlı bir firma tarafından üretilen üzeri elmaslarla bezenmiş milyonlarca dolarlık iç çamaşırlarıdır. Gazetelerde firmanın tanıtım haberlerini okuyan Frank merakına engel olamayıp şirket yöneticileriyle bağlantı kurmuş ve adı geçen ürünün satış rakamlarına ulaşmak istediğini bildirmiştir. Her yıl dünyanın dört bir köşesinde yüz milyonlarca dolar harcanarak reklamı yapılan ve fiyatı 1 ila 12.5 milyon dolar arasında değişen iç çamaşırının satış miktarı nedir biliyor musunuz? Sıfır. Peki, bir şirket satamayacağını bildiği bir ürünü her yıl tekrar tekrar neden üretir? Dahası neden reklamına onca kaynak ayırır? Bu sorunun cevabı aynı firmaya ait diğer ürünlerin satış rakamlarında gizli. 12.5 milyon dolarlık iç çamaşırı belki hiç satılmamıştır ama aynı markayı taşıyan, benzer modele sahip, ederi belki de 2-3 doları bulmayan bir iç çamaşırına tüketicinin yüz doları gönül rahatlığıyla vermesini mümkün kılmıştır.
    Tüketici kararlarını belirleyen belki de daha önemli bir diğer referans noktası ise bireyin içinde yaşadığı topluluğun tüketim eğilimleridir. ABD ekonomisinde son 30 yıl içerisinde inşa edilen evlerin büyüklüğü tamı tamına ikiye katlanmış. 22.000 dolar üzerindeki arabaların satışında ise 10 yıl içerisinde yüzde 75 artış gerçekleşmiş. Bu değişimi gelir seviyesindeki artışla açıklamak ilk akla gelen seçenek elbette. Ama ortalama Amerikan ailesinin alım gücünde son yirmi yıl içerisinde belirgin bir artış olmadığı gibi en alt yüzde 20’lik dilimin alım gücünde yüzde 10’luk bir gerileme yaşanmış. Kısacası, bu tüketim çılgınlığı alt ve orta sınıflarda azalan tasarruflar ve giderek artan kredi borçları pahasına gerçekleşmiş. Geçtiğimiz sene her 70 Amerikan ailesinden biri borçlarını ödeyemediğini belirterek iflas için başvurmuş.
    Lüks tüketim düşkünlüğünün ardındaki en önemli etken ise statü kaygısı. Tabii burada da başka bir çelişki ortaya çıkıyor. Mahallede tek lüks araba sahibi ise birey bir statü kazanıyor belki ama aynı zamanda diğer bireylerin de benzer kaygılarla lüks araba sahibi olmalarını da tetikliyor. Mahallede lüks arabaların yaygınlaşmasıyla birlikte arabadan elde edilen statü sıfırlanıyor ama birey belki de yıllarca sürecek bir borç yükü ile karşı karşıya kalıyor. Statü kaygısının çalışma hayatına etkilerini de gözlemlemek mümkün. Söz gelimi, evli kız kardeşler arasında yapılan bir araştırmaya göre eğer kız kardeşlerden birinin kocası diğerinden daha fazla kazanıyor ise bu diğer kız kardeşin çalışma hayatına atılma olasılığını son derece güçlendiriyor.
    Frank, statü kaygısıyla alınan tüketim ve çalışma kararlarının yarattığı negatif dışsallıklara dikkat çekerken bu durumu ülkeler arasında süre gelen ve son kertede tüm ülkelerin zarar gördüğü silahlanma yarışına benzetiyor. Yine iş hayatından örnek verirsek, patronun gözüne girmek için iş saatleri dışında mesaiye kalmak terfi beklentisindeki banka çalışan için son derece rasyonel gözükmektedir. Ama bir çalışanın geç saatlere kadar mesai yapması diğer çalışanların terfi beklentilerini tehlikeye atacağı için diğerleri de aynı yola başvuracak sonuçta mesai saatleri bireylere fayda patrona ise hiçbir ek maliyet yaratmaksızın uzayacaktır.
    Frank’in çalışmaları tüketici davranışının çevre koşullarından izole bir biçimde bireysel fayda maliyet analiziyle alınmış rasyonel kararlar olmadığını gözler önüne seriyor. Bu noktada toplumsal refahın maksimizasyonunun devlet müdahalesinin olmadığı koşullarda rasyonel bireylerin kendi refah seviyelerini maksimize etmesiyle kendiliğinden sağlanacağına dair Ortodoks inanç büyük yara alıyor. Çünkü Nobel ödüllü iktisatçı Kahneman’ın da vurguladığı gibi gelecekteki faydayı öngörme yetisinden yoksun bireyler, farklı psikolojik ve sosyal etkenler altında tüketim tercihlerini “rasyonellikten uzak” bir şekilde gerçekleştiriyorlar.
    Bu anlamda ‘tüketici ihtiyacını bürokrattan çok daha iyi bilir’ diyen ve toplumsal refahın artması için vergilerin olabildiğince düşürülerek devletin ekonomideki rolünün iyice sınırlandırılması gerektiğini öne süren Friedman’ın savı da geçerliliğini yitiriyor. Bireylerin uzun vadede kendine fayda sağlamaktan uzak tüketim çılgınlığına karşı Frank’in önerisi dar gelir grubunun dışında bırakıldığı artan oranlı bir vergilendirme sistemi. Elde edilecek kaynak artışının bireylerin tek başına gerçekleştirmesi mümkün olmayan kamu hizmetlerine ve sosyal harcamalara yönlendirilerek toplumsal refahın arttırılabileceğini vurguluyor. Zenginlere de ufak bir not düşmüş. Bush’un vergi indirimlerinden siz de zarar görüyorsunuz diyor ve kamudaki kaynak eksikliğinden tamir edilemeyen otobanları işaret ederek ekliyor: Çukura düşüp tekeri zarar gören bir Ford Escort’un tamiri yalnızca 63 dolar iken Porsche’un tamiri 1569 dolar!
    Murat Birdal
    www.evrensel.net