EMEK DÜNYASI

  • Haftanın başından beri gazeteler ve televizyonların ünlü kalemleri ve programcıları adeta çıldırmış gibi! Davet edilen gazetecilerin hepsi; Eğridir’deki komando birliğinin eğitimini, örneğin ABD’deki komandoların...


    Haftanın başından beri gazeteler ve televizyonların ünlü kalemleri ve programcıları adeta çıldırmış gibi! Davet edilen gazetecilerin hepsi; Eğridir’deki komando birliğinin eğitimini, örneğin ABD’deki komandoların eğitimiyle kıyaslayarak göklere çıkarırken, orada kendilerine verilen brifingi, askeri kavramlarla ve “aynı sözcüklerle” aktarıyorlar.
    Eğer sorun bir hamaset üslubuyla sınırlı kalsaydı; bu, yaşı da bir hayli ilerlemiş (çoğu da “sivil toplumcu” olmakla övünen), paradan başka tapacak nesne tanımayan gazeteci zevatın, “Türk milletinin askere hayranlığı” zaafını kaşımak için böyle bir üslup kullandığı düşünülebilirdi. Ama bu ziyaretin sonunda yapılan basın açıklamasıyla, amacın bir “tanıtım”, “halkla ilişkiler” ya da “askerin faaliyetini kamuoyuna açma” gibi “demokrasi” ve “şeffaflık gösterileri”nin çok ötesinde olduğu anlaşıldı.
    Bu “öte”lik, öncelikle; nihayet bir tugaya yapılan bir basın ziyaretinin sonrasında yapılan basın açıklamasına, Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı’nın katılmasıyla anlaşıldı. Orgeneral Büyükanıt ve Orgeneral Başbuğ, bu basın açıklamasında hükümetten Kuzey Irak’a yönelik bir askeri operasyon için karar ve kararlılık isteklerini yenilerken, “askerin ve polisin yetkilerinin artırılmasını” da yeniden istediler. Ama konumuz açısından bu basın açıklamasının ve ziyaretin önemli yanı ise Türkiye’nin altı komando tugayının, önümüzdeki iki yıl içinde tümüyle profesyonel elemanlardan oluşan biriliklere dönüştürüleceğidir.
    Eğer sorun askerlikle sınırlı olsaydı, normal sayılabilirdi. Ama öyle değil! Nitekim basın da Genelkurmay Başkanı’nın uyarılarından öğrendiğini göstererek, açıklamayı bir psikolojik savaşa dönüştürerek adeta haykırdı: “Delta Force Türk geliyor”, “Orduda devrim”, “Terörle mücadele profesyonelleşecek”, “Orduda büyük dönüşüm”, “Üçüncü nesil savaşçılar geliyor”, “Türk Rambolar geliyor”, “Profesyonel komando devri”, “Profesyonel ordu geliyor...”
    Açıklamaya daha yakından bakıldığında, iki komutanın söylediklerini sadece “askeri bir dönüşüm” olarak anlamamak gerekir. Tersine, bir stratejiye “resmiyet kazandırma” açıklamasıdır bu.
    Birincisi bu açıklamayla; Türkiye’nin, en azından Genelkurmay’ın Kürt sorununun yakın gelecekte çözülemeyeceğine inandığı ilan edilmiştir. Çünkü altı adet komando tugayı, iki yıl içinde profesyonel askerlerden oluşan savaş birliklerine dönüştürülecekse ve bu savaştan da kasıt “PKK ile savaş”sa; bunun anlamı, askerlerin önümüzdeki yıllar içinde savaşın bitmeyeceğine, Kürt sorununun çözülüp Türkiye’nin barış içinde bir ülke olmayacağına, hatta savaşın bugünkünden daha kanlı ve daha farklı araçlarla sürdürüleceğine inandıklarıdır. Yoksa bir silaha dönüşmüş; tepeden tırnağa donatılmış “Rambo tugayları”nı niye kursunlar?!
    Kısacası, “profesyonel komando tugayları” stratejisi, “savaşı sürdürme stratejisi”nin bir ifadesidir. Üstelik bu stratejinin ilanının, Kürt ve Türk her milliyetten halkın “barış”, “kardeşlik”, “birlik-bütünlük içinde olma” isteklerini ifade ettikleri, bunun için pek çok etkinlik düzenledikleri, bu çağrılarını seçim meydanlarında haykırdıkları bir zamanda yapılması da ayrıca manidardır.
    Hükümetin buna ne dediği belli değildir. “Savaş kötü”, “Şehitler olmasın”, “Artık huzur içinde bir toplum istiyoruz” diyen gazeteler, gözyaşlarının timsah gözyaşları olduğunu gösterircesine “şehitler ölmez” propagandası üstünden rant toplayan siyaset erbabına katılmış gözüküyorlar. Yarın, askerin bu çağrısına seçim meydanlarından selam çakanları izleyeceğiz.
    Profesyonel askerlik, böyle tugaylar, kolordular düzeyinde ele alınınca; 1-Batı Avrupa’nın ABD şemsiyesi altında keyfine bakan konformist Avrupa ülkelerinde ordu çekirdeği olarak var. 2-) ABD, İngiltere gibi sınır ötesi askeri operasyonlar, savaşlar yürüten ülkelerde var. (Eski sömürgeci ülkeler de Fransa, Portekiz İngiltere, sömürgelerdeki savaşları profesyonel birliklerle yürütmüştü.) Türkiye topraklarını yabancı ordulara karşı savunacaksa; savunma stratejisinin temeli bu olacaksa, bölge halklarıyla kardeşçe yaşamayı esas alan, emperyalizme karşı bu halklarla birlikte tutum alan bir stratejiyi benimseyecekse, onun ihtiyacı profesyonel ve öldürmek için eğitilmiş profesyonel askerlerden oluşan bir ölüm ve öldürme makinesine değildir. Tersine, Türkiye’nin ihtiyacı; ülkesini emperyalist saldırganlığa karşı koruyacak, yurt sevgisiyle savaşan bir orduyadır. Bu iki ayrı strateji demektir. “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” stratejisi de böyle bir orduyla olabilir. Ama Genelkurmay’dan açıklanan “yeni” strateji; bir yandan Kürt sorununun demokratik çözümüne karşı bir girişime, öte yanda da sınır ötesinde, başka ülkelerle savaşı esas alan bir yönelişe karşılık gelir. Bu da orduda bir strateji değişikliği anlamına gelir.
    Bu son açıklama, bu değişikliğin artık aleniyete çıkarılmak istendiğinin işaretidir ve bu tartışma da elbette arkasındaki stratejik amaçların tartışması olarak sürecektir.
    İhsan Çaralan
    www.evrensel.net