dönüşüm ihtiyacı

Son yıllarda başta büyük kentler olmak üzere neredeyse bütün illerde ‘kentsel dönüşüm’ tartışmaları önemli bir yer edinmeye başladı. Daha çok gecekondu yıkımları ile kamuoyunun gündemine gelen bu tartışmalar, yüzlerce yıllık bir kent birikimine sahip olan İstanbul’da da sürüyor.


Son yıllarda başta büyük kentler olmak üzere neredeyse bütün illerde ‘kentsel dönüşüm’ tartışmaları önemli bir yer edinmeye başladı. Daha çok gecekondu yıkımları ile kamuoyunun gündemine gelen bu tartışmalar, yüzlerce yıllık bir kent birikimine sahip olan İstanbul’da da sürüyor.

Yine aynı ihtiyaç!
1950’li yılların ardından, sermayenin o dönem ihtiyaçlarına paralel olarak hızlı bir nüfus artışının yaşandığı İstanbul’da, sermaye birikiminin motoru haline gelen emekçi kitleler, bugün ta o günlerde zorunlu olarak ‘itildikleri’ bölgelerden sürülmeye çalışılıyor. Ancak ‘kentsel dönüşüm’ bunun yanında çok yönlü ve uzun dönemli planların gerçekleşebilmesini sağlayacak bir politikanın unsuru olarak ele alınmadıkça, doğru bir sonuç çıkarmanın olanaksız olduğunu söylemek gerekir.
Daha birçok sorun gibi konut sorununu da çözümsüz bırakan sermaye sınıfı, kendi yaşam alanlarını genişletmek -daha doğrusu, bir sınıf tavrı olarak daha fazla kâr ‘içgüdüsünün’ gereklerini yerine getirmek- amacıyla bugün sahip olduğu bütün zenginliklerin kaynağı olan emekçilere, bugünkünden de kötü koşullarda yaşamayı dayatıyor. Kenti, tıpkı 50 yıl önce yaptığı gibi kendi sınıf ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden düzenlemeye, dönüştürmeye çalışıyor. 50 yıl önce kah özendirilerek, kah zorunlu olarak kentlerde merkezileşmeye başlayan sermayenin ‘artı değer’ üretme ihtiyacına bağlı olarak, dedeleri ve babaları kendi topraklarından sürülen ailelerin çocukları, bugün ikinci bir sürgünü aynı nedenlerle yaşamaya mahkum ediliyor.

Kimin ihtiyaçları temel alınacak?
İstanbul’un gerçek anlamda bir değişime ihtiyacı olduğu açık.
Ancak bunun için öncelikle sorunların kimin ihtiyaçlarına uygun olarak çözüleceğini saptamak gerekir. Karşı karşıya geldikleri bütün alanlarda çıkarları, beklentileri, özlemleri birbiriyle çelişen-çatışan sınıflardan hangisinin, kendi sorunlarını çözerken yeni sorunlar yaratmak yerine toplumun diğer kesimlerinin de sorunlarını çözebileceğini görebiliyor muyuz?
Kenti kim, herkes için insanca yaşanabilir hale getirebilir?
Kim, bütün insanların kentin olanaklarından adil bir şekilde yararlanmasını sağlayabilir?
Kim, bencilce çıkarlar yerine toplumun ihtiyaç ve çıkarlarına göre bir kent örgütlenmesi yaratabilir?
Sadece kenti değil bütün dünyayı değiştirebilmenin olanaklarını ortaya çıkarmak için yanıtlanması gereken ilk sorular bunlar olsa gerek.
Dönüşümcüler tarihin çöplüğüne
İstanbul’da, bütün olanaksızlıklara rağmen, birçok ‘nimetten’ yoksun olarak kendi yaşam alanlarını yaratan; dahası bunu çevresiyle birlikte sıcak bir yuvaya çeviren, başta işçi sınıfı olmak üzere emekçiler, kentin dört bir yanında yuvalarına sahip çıkmaya çalışıyorlar. Yine olanaksızlıklarla iç içe, zorluklara karşı mücadele ederek... Kendisine benzeyenlerle birlikte, kendisiyle aynı sorunları yaşayanlarla birlikte... Ama henüz gücünün kitlesel farkına varış noktasına ulaşamamış olmanın neden olduğu zaaflarla birlikte...
İnsanoğlunun tarihsel-evrensel birikimine uygun bir kent, ülke ve dünya yaratmak olanaksız değil. Yeter ki kendi çıkarı için yaptığı her şeyi bin bir yalanla örterek toplum için yaptığını iddia edebilen ve egemen oldukları için de bunu topluma kabul ettirmeyi başarabilen ‘dönüşümcüleri’ bir daha dönmemek üzere tarihin çöplüğüne atabilecek sağlam bir birliğin adımları atılabilsin!..
Nurettin Öztatar
www.evrensel.net