70 yaşında 43 derece sıcak altında

Hasan Demir 70 yaşında. Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesiyle resmi kurumların tatil edilmesinin bile gündeme geldiği geçtiğimiz hafta, kimse sokağa çıkmaya cesaret edemezken açık havada, yakıcı güneşin altında çalışan işçilerden biriydi.


Hasan Demir 70 yaşında. Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesiyle resmi kurumların tatil edilmesinin bile gündeme geldiği geçtiğimiz hafta, kimse sokağa çıkmaya cesaret edemezken açık havada, yakıcı güneşin altında çalışan işçilerden biriydi. Uzmanlar, gazete ve televizyonlardan sık sık özellikle yaşlı ve çocukların belli saatler arasında evden çıkmaması gerektiği uyarılarını yaparken 70 yaşındaki Demir, yakıcı güneşin altında 9 saat çapa yapmayı, çiçek dikmeyi sürdürdü.
Yıllarca Erzurum’da Türkiye Kömür İşletmeleri’nde maden işçiliği yapan Hasan Demir, 1983’te emekli olduktan sonra çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlayabilmek için İzmir’e göçmüş. Uzunca bir süre İzmir’de iş arayan Demir, sürekli günlük işlerde çalışmış. Bugünlerde İzmir’in Basmane Meydanı’nda bulunan, üzerinde “Akdeniz’in incisi İzmir” yazan meşhur yerkürenin etrafındaki yeşil alanın çevre düzenlemesinde çalışıyor.

‘Sıcaktan kavruluyoruz’
Saatler 11.40’ı, termometre ise 44 dereceyi gösteriyor. İzmir’in sıcağından teni kapkara olmuş, ter içinde kalmış işçiler, 20 dakika sonra verecekleri 45 dakikalık molada dinlenmenin ve gölgede oturmanın hayaliyle çapa yapıyorlar. Saat 12.00 olduğunda taşerona bağlı çalışan bütün işçiler, kendinlerini bir ağacın gölgesine atıveriyorlar. Sonra ikili-üçlü gruplar halinde, çimenlere serdikleri gazete kağıtlarının üzerine, evden getirdikleri yemekleri diziyorlar. Verilen bu moladan yararlanarak biz de Demir’le sohbetimize başlıyoruz.
Kan ter içinde kalmış olan Demir, akşamdan buzluğa koyduğu yarım litrelik buzlu sudan içerek serinlemeye çalışırken, bir yandan da 70 yaşında çalışmak zorunda kalmasına isyan ediyor. İzmir’de yaz mevsiminin zaten çok sıcak yaşandığını anımsatan Demir, “Çok zorlanıyoruz. Canımız çıkıyor. Sıcaktan kavruluyoruz” diyor. Buca’ya bağlı Gediz Mahallesi’nde oturan Demir, 08.00’de başlayan mesaisine yetişmek için saat 06.00’da kalkıyor. Yazın gelmesiyle, özellikle saat 09.00’dan sonra çalışmanın dayanılmaz hale geldiğini aktaran Demir, sözü onu çalışmak zorunda bırakan hayat şartlarına getiriyor. “Ben burada bütün gün 4 paket sigara parasına çalışıyorum. Aldığım para 20 YTL. Oturduğum ev benim olmasaydı daha kötü durumda olurdum. Allah’a şükür evimiz var. Televizyonlarda bağırıyorlar ‘şu ucuz, bu ucuz’ diye. Hep yalan söylüyorlar. Neyin ucuz olduğunu bize bir göstersinler!”

‘Çalışmasam nasıl yaşarım?’
Emekliye verilen yüzde 5’lik zammı da eleştiren Demir, siyasilere ve şu günlerde kapılarını çalarak oy isteyecek sermaye partilerine de kızgın.
“70 yaşında 45 derecenin altında çapa sallıyoruz. Kimse gelip bizim halimizi soruyor mu? Benim yaşıtlarım artık çalışmıyor. Emekliye yüzde 5 zam veriyorlar. Ben çalışmadan bu parayla nasıl yaşarım” diye soran Demir, her gün 20 YTL için dokuz saat çapa salladığını ifade ederek şunları söylüyor: “Sonra bekle ki müteahhit belediyeden para alacak, sonra da bize dağıtacak. Ne zaman alacağı, bize ne zaman dağıtacağı hiç belli değil. Şu an cebimde sigara param bile yok. Yemeğimizi de evden getiriyoruz. Yolun ortasındayız. Yemeğimizi burada yiyoruz. Geçenler bize bakıyor. Halimize acıyor.”
Yıllardır CHP’ye oy veren, ancak Baykal’dan da umudunu kesen Demir en çok, sürekli ekonominin düzeldiği ve ülke insanın refahının arttığı propagandasını yapan Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, gelip hallerini görmesini istiyor: “‘Ülke iyiye gidiyor’ diyorlar. Neyin iyiye gittiğini bize göstersinler. Biz de yıllardır Baykal’ın peşine takılmışız. Onun da hiçbir şey yapacağı yok.”

aşırı sıcakların olumsuz etkilerinden korunmak için alınması gereken bireysel ve kamusal önlemler
Aşırı sıcakların sağlığımızı olumsuz etkilememesi için bazı bireysel ve kamusal önlemlerin alınması gerekmektedir.
Bilindiği üzere sıcakların aşırı yükselmesi sonucu, geçtiğimiz yıl Avrupa ülkelerinde binlerce insan yaşamını kaybetmiş, pek çok insan hastalanmıştı. Sıcakların artması ile meydana gelebilecek sağlık sorunları ve bunlar ile ilgili öneriler şu şekilde özetlenebilir:
  • Yaz aylarında sıkça karşılaşılan güneş çarpması, sıcaklığın yükselmesi ile önemli bir tehlike olarak karşımızda durmaktadır. Yüksek ateş, terleyememe, komaya kadar giden sinir sistemi bozuklukları, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, kusma, bulantı, nabız hızlanması ilk belirtiler olabilirken algılama ve koordinasyon yeteneğinin bozulması, görme netliğinde bozulma, göz çukurlarının belirginleşmesi, bilincin kaybolması ileri belirtilerdir. Derhal bir sağlık merkezine başvurulmalıdır.
  • Genellikle kol ve bacaklarda veya karında aşırı sıcaktan tuz kaybı ile birlikte sıcak krampları görülebilir. 1-2 bardak tuz içeren sıvı verilmeli, kramp girmiş kasa masaj yapılmamalıdır.
  • Güneş ışınlarının uzun vadede deri kanserlerine neden olabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle özellikle güneş ışınlarının dik olarak geldiği saatlerde korunulmalı, bunun için gerekirse koruyucu kremler kullanılmalıdır.
  • Özellikle çocuklar, yaşlılar, hamileler, kalp, şeker ve tansiyon hastaları zorunlu olmadıkça sıcaklığın en belirgin olduğu 11.00-15.00 arasında dışarıya çıkmamalıdırlar.
  • Bol su ve sulu gıdaların tüketilmesi gerekmektedir. Sindirimi kolay, hafif besinler tercih edilmeli, günde en az 2-2.5 lt su tüketilmeli, gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır. Çok sıcak havalarda ve aşırı egzersiz durumlarında bu miktar artırılabilir. Susamamış olunsa bile su içilmelidir; susamak, vücudun su ihtiyacını belirten güvenilir bir işaret değildir.
  • Kalp hastalığı veya hipertansiyonu olanlar dışında gıdalarla tuz alımı artırılmalıdır. Tuz kısıtlaması yapmak zorunda olanlar ise sıvı ve tuz kaybı konusunda dikkatli olmalıdırlar.
  • Hava sıcaklığının yüksek olduğu günlerde aşırı egzersizden kaçınılmalıdır.
  • Açıkta çalışmak zorunda olanlar, mümkün olduğunca güneş altında korunmasız kalmamaya, sık sık bol sıvı ve mineral almaya dikkat etmelidirler.
  • Hafif, teri emen, ince, pamuklu, bol giysiler giyilmelidir.
  • Geniş kenarlı şapkalar güneş ışınlarından korunmada yararlı olabilir.
  • Ayaklarda mantar oluşumunu engellemek için pamuklu çoraplar giyilmeli, ayaklar her gün yıkandıktan sonra iyice kurulanmalıdır.
  • Sık sık duş yapıp serinlemeye çalışılmalıdır. 5 dk. duş yeterlidir.
    Devlete düşen görevler
    Hava sıcaklıklarının yükselmesi ile birlikte bazı kamusal önlemlerin de alınması gerekmektedir.
  • Yaz aylarında doğal su kaynaklarının kuruması ile bazı yerleşim yerlerinde su kıtlığı görülmektedir. Bu durum, hem şebekeye verilen su miktarının azalmasına neden olmakta, hem de zaman zaman kesintilerle sonuçlanmaktadır. Genel hijyeni yerine getirebilmek için yeterli su sağlanamamasının yanında su kesintilerinin yaşanması halinde şebekenin kirlenmesi söz konusu olmaktadır. Bu durum, çocuklarda başta olmak üzere ishal salgınlarına neden olabilmektedir. Bu nedenle su denetiminin daha sık yapılması ve gerekli olduğu hallerde şebekedeki klor miktarının artırılması yoluna gidilmelidir.
  • Artan hava sıcaklığı, gıdaların daha kısa sürede bozulmasına neden olacağı için besin zehirlenmelerinde artış olmaktadır. Özellikle yemekhane, lokanta gibi toplu yemek yapılan yerlerde önemli bir tehlike olan bu durumu önlemek için gıda denetimleri artırılmalıdır. Bireysel olarak da evlerde yapılan besinlerin uzun süre bekletilmeden tüketilmesi önemlidir.
  • Fabrikalarda çalışan işçilerin artan hava sıcaklığından daha az etkilenmesi amacıyla uygun havalandırma ve klima yöntemlerinin kullanılması gerekmektedir.
  • Sıcaklığın artışı hastalığa neden olan pek çok hayvanın üremesini hızlandırmaktadır. Bu amaçla belediyeler, sivrisinek mücadelesi yapmalı, çöpleri daha sık toplamalıdır. Ayrıca evlerde kemiricilerin ve haşaratın üremesinin engellenmesi için çöpler kapalı tutulmalı, açıkta yiyecek bulundurulmamalıdır.
  • Sıcaklığın artışı pek çok çevre sorununu da getirmektedir. Bu dönemlerde artan orman yangınlarına karşı önlemler alınmalıdır.
  • Yaz aylarında deniz ve derelerin kirlenmesi sonucu başta bağırsak enfeksiyonları olmak üzere pek çok enfeksiyon hastalığı görülmesi olasıdır. Plajlarda deniz suyu kirliliği daha sık denetlenmeli, gerektiğinde denize girilmesi önlenmelidir. Havuzlarda kirlilik kontrolü yapılmalı ve uygun şekilde dezenfeksiyon yapılmalıdır.
  • Mevsim normallerinin üzerine çıkan hava sıcaklığının etkilerini en aza indirmek için bireysel önlemlerin yanında illerde ve ilçelerdeki hıfzısıhha kurulları üzerinden kamusal önlemler alınmalıdır.
  • Mesai saatlerinin yeniden düzenlenmesi konusunda sendikalar, meslek odaları, üniversiteler ve ilgili diğer kurumların katılımı ile bir tartışma yürütülmeli, siesta uygulaması dahil tüm seçenekler çalışanların sağlığı açısından değerlendirilmelidir.
  • Sıcakların aşırı yükseldiği günler için Sağlık Bakanlığı’nın hamileler, özürlüler ve kronik hastalığı olanlar için izin vermesi yerinde bir karar olup, diğer çalışanlar için de ilgili mevzuat doğrultusunda gerekirse tatil ilan edilmelidir; bu konuda sorumluluğu valiliklere bırakmak doğru değildir.
    Bugün yaşadığımız iklim değişikliklerinin temel nedeni, bilindiği gibi küresel ısınmadır. Üretim süreçlerinin sonucunda atmosfere salınan karbon ve metan gazlarının sera yapıcı etkisi küresel ısınmaya yol açıyor. Buna bağlı olarak ortalama sıcaklıklar yükseliyor. Bu nedenle uzun vadede sanayiden kaynaklanan çevre kirliliğinin önlenmesi, çevrenin rehabilitasyonu için hem ulusal düzeyde hem de küresel olarak acil önlemler alınmalıdır. ABD, en büyük ekonomi olarak atmosfere salınan sera etkisi yapıcı gazların yüzde 25’inden sorumlu iken, küresel ısınmanın önüne geçmek üzere Birleşmiş Milletler’ce oluşturulan ve 169 ülkenin imzalamış olduğu “Kyoto Protokolü”ne imza atmış değil.
    Ülkemiz açısından bakıldığında ise dünyada 19. büyük ekonomi ve 13. karbon gazı üreten ülke konumundayız. Buna rağmen ulusal menfaatlerimiz vurgulanarak anlaşmaya şu ana dek imza konulmaması ve gerekli düzenlemelerin yapılmaması, tüm insanlığın geleceği söz konusu iken anlaşılabilir bir sorumsuzluk örneği değildir.
    Dünyada giderek artan endüstriyel üretim, ne yazık ki insan için değildir; insanların refahını sağlamamaktadır. Az sayıda insanın mutluluğu için yapılan üretim, insan sağlığını olduğu gibi doğayı da kendi çıkarı için kullanmaktadır. Bilinçli çaba ile çevrenin kirlenmesinin önüne geçilemediği sürece bu tür sıcaklık artışları, iklim değişiklikleri, bazı canlı türlerinin yok olması, buzulların erimesi gibi gerçekten hepimizin geleceğini karartan felaketlerle karşılaşmak zorunda kalacağız. Bunun için kapitalizm gibi kâr güdüsü ile hareket eden bir üretim biçimi değil toplumsal faydayı gözeten, insanı merkeze koyan yeni bir üretim ve paylaşım modeline ihtiyacımız var.
    Sağlıklı günler dileriz. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
    Ozan Sürücü
    www.evrensel.net