‘terörist olsa hemen gelirler, kadın öldürülüyor bir saatte gelemiyorlar’

Tabelayı astılar. Nasıl göründüğüne bakmak için dışarıda toplandılar. O sırada geldi. Kucağında oğlu. 7 milyarlık senet karşılığı babası tarafından kuma üzerine satılmıştı. Kendi çocuğunun yasal annesi bile değildi. Yardım istedi.


Tabelayı astılar. Nasıl göründüğüne bakmak için dışarıda toplandılar. O sırada geldi. Kucağında oğlu. 7 milyarlık senet karşılığı babası tarafından kuma üzerine satılmıştı. Kendi çocuğunun yasal annesi bile değildi. Yardım istedi.

3 yılda 5 bin kadın
Van Kadın Derneği (VAKAD) 9 Nisan 2004’te tabelasını astığı anda ilk başvurusunu aldı. Üç yılda çoğu şiddet ve taciz mağduru 5000 kadına yardım etti. Çatışmalar, yasaklar ve geri bırakılmışlık bir yana; en ağır aşiret, töre ve namus yüklerini de sırtlarında taşıyan 5 bin kadına... Van’da sadece kadın olmak bile zorken, onlar bir de “örgütlü kadın” olmayı seçtiler ve kadınların yaşadıklarını ülkeye hatta dünyaya duyurmakla kalmadılar, istasyon evi ve dayanışma merkezi kurarak onlara yardım etmeyi de başardılar.

Aşiret üyesi dernek yöneticisi
Derneğin kurucularından Zozan Özgökçe ile Kadın İnsan Hakları Eğitim Programı (KİHEP) Koordinasyon toplantısı için geldiği İstanbul’da görüştük. 32 yaşındaki Özgökçe, kendi aşiretinde boşanabilen ikinci kadın; “Bizim aşirette töre cinayeti yok. Merkeze yakın yaşayan bir aşiret. Babam doktor, annem öğretmen. İlk başlarda babam diyordu ki ‘çok sorun var, birkaç kadın ne kadar uğraşırsanız uğraşın hiçbir şey olmaz’ diyordu. Ama şimdi kadınların yaşamlarını değiştirdiğini görüyor. Binlerce kadına ulaşıyoruz, derneğe danışmak üzere günde ortalama 7-8 kadın geliyor. Eylül’den beri 60’ın üzerinde kadına barınma sağladık. Bu sayıları Van için çok yüksek sayılar.”

20 kadının emeği...
Özgökçe’nin mesleği mali müşavirlik. Derneğin ilk bürosu da onun ofisi. Bugün 11’i devamlı olmak üzere aktif çalışan 20 kadınla faaliyetlerini örgütlüyorlar. Gönüllüleri daha çok. Özgökçe dernekten önce Uçan Süpürge’nin Van muhabirliğini yapmış ve ardından KİHEP eğitimi almış. Kadın İnsan Hakları Çözüm Derneği ve Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’nun (SHÇEK) 12 yıldır birlikte yürüttüğü bu eğitim, VAKAD’ın da temelini oluşturuyor. VAKAD bugün Muş, Bitlis ve Hakkari’de de kadın örgütleri kurmanın temellerini atabilecek kadar güçlü bir örgüt.
Özgökçe anlatıyor, “İlk kurulduğumuzda TCK Kadın Platformu ile çalıştık. Türk Ceza Kanunu’nu çalıştık. Yasaları çok iyi bilmemiz gerekiyor. Ancak bilmek yeterli değil. Geçen hafta mesela hastaneden tecavüze uğramış bir kadını çıkarttık. Şimdi ailesi Azrail gibi etrafımızda geziyor. Böyle şeylerle uğraşıyoruz. Çok zor bir iş gerçekten de. Kadınların ve mültecilerin kalabilecekleri bir istasyon evimiz var. Ancak burada kalanlar hayati tehlikesi olan kadınlar değil, onları devletin konuk evine yerleştiriyoruz. Mesai saatimiz yok, gece üçte kadınları karakoldan almaya gidiyoruz. Biz bunu gönüllü, isteyerek yapıyoruz. İdealimiz var, yaşamın bu kadınlar için yaşanabilir bir hale gelmesini istiyoruz”

‘Bazen bütün kapılar yüzümüze kapanıyor’
VAKAD, son birkaç yılda devlete sığındıkları halde ailelerine teslim edildikleri için töre diyerek öldürülen genç kızları ortaya çıkardıktan sonra adını duyurdu. Halbuki kadınları teşhirden özenle kaçınıyorlar. “Çaresiz kalmadığımız sürece” diyor Özgökçe, “Çok içinden çıkılamaz vakalar olduğunda elbette bunu teşhir ediyoruz. Bazen çaresiz kalıyoruz, bütün kapılar suratımıza kapanıyor. Bizim kadını önemsediğimiz kadar ilgili kuruluşlar önemsemeyebiliyorlar. Van’da zaten bu olaylar oluyordu fakat hep kadınları aileye geri gönderiyorlardı. Van’da bir Aile Danışma Merkezi kuruldu. Yüzün üzerinde kadın başvurmuş buraya şiddet gördükleri için. Hepsi ailesine geri dönmüş; hak yolunu bulmuş gibi!”

Kadınlar ne istiyorsa o...
VAKAD ise “kadın ne istiyorsa onu” yapıyor. İlkeleri kadınların yaşamlarında en çok ihtiyaç duydukları ancak hiçbir zaman bulamadıkları davranışlara göre şekillenmiş: Kadını dinlemek, yargılamamak, olduğu gibi kabul etmek ve ne istiyorsa onu yapmak.
Özgökçe’nin aktardıkları ise devletin tutumunun tam tersi olduğunu ortaya koyuyor; “Genelde polisin, jandarmanın tavrı kadınla aileyi barıştırma yönünde oluyor. Barışsınlar ve hiçbir adli işlem yapmayalım eğilimi var. Ama bunu kadın istemediği halde yapıyorlar. Hatta ilgili kuruluşlar kadın ve çocuğunu ayırabiliyorlar. Çocuğu çocuk esirgemeye veriyorlar mesela. Biz bunu yapmıyoruz. Hiçbir prosedürümüz yok evimizde kalması için. Kimlik de istemiyoruz. Kadın geliyor. ‘İhtiyacım var’ diyorsa elbette yerleşiyor. Yani kadının hayatına biz yön vermiyoruz. Çünkü onun hayatını biz değiştiremeyiz. Kendisi değiştirebilir. Bu temelde çalışıyoruz.”

Kendileri de yardım alıyor
Her ay yüzlerce kadınla yüz yüze gelen ve onları yaşadıkları dramlardan kurtarmak için uğraşan VAKAD’lı kadınlar, kendileri de psikolojik destek görüyorlar.
14 yaşındaki kız çocuklarının intiharları, berdel olarak verilen kadınlar, senetle satılanlar...
Bu yüklerin ağırlığını onlar da çekiyorlar, “Her kadının hayatı bizim yaşantımızdan da birçok şey götürüyor. Kendimizi çok çaresiz hissettiğimiz zamanlar oluyor. ‘Dinlenme’, ‘tatile gitme’, ‘mesai saati bitti, kapatıyoruz’ deme lüksümüz yok. Çünkü hiçbir kadının o feodal yapıdan çıkıp bize gelmesi kolay değil. Kadına böyle bir şey yapabildiği için çok değer veriyoruz.”

Herkesin payı var
Ancak VAKAD’lı kadınlar hem kendilerinin “kahraman” olarak görülmesini, hem de Vanlı kadınların “Batı”lılar için bir “acıma nesnesi” haline gelmesini istemiyorlar.
Özgökçe, “Bu kadınlar mağdur değil. Mağdur edilmiş. O yüzden onlar üzerinde bir mağdur edebiyatı yapılması hoşumuza gitmiyor. Batıdakiler kadınlara ‘gariban, zavallı’ olarak bakıyorlar. Oysa hepimizin payı var bunların yaşanmasında. Yıllarca bu feodal yapılar böyleydi, bunda bütün politik adamların payı var. Van’da kadınların o kadar çok yaşamsal ihtiyaçları var ki... Bir eğitim grubunda bir kadın demişti ki ‘ben insanca yaşamak istiyorum.’ Çok açıklıyor durumunu. İnsanca yaşamak istiyorlar ve bu zaten olması gereken, çok sıradan bir istek...”

‘Koruma mekanizması kurulmalı’
Van’da en acil ihtiyaç ise bir koruma mekanizması kurulması. Ayrıntılarını Özgökçe aktarıyor, “Çok yaşamsal tehlike ile gelen kadınların, çok acil müdahale ile en temel hakkı olan yaşam hakkının korunması ile ilgili tedbir alınması için bir mekanizma oluşturmak gerekiyor. Kadın kimliksiz, bir şekilde kaçıp geliyor ve o anda hemen koruma sağlanması lazım. Birinci ihtiyaç bu ve buna bütün kurumlar dahil olmalı. Kadınları okula yazdıralım, eğitim hakları falan çözüm değil. Kadın intiharları arttı ve aynı zamanda bir kampanya vardı ‘haydi kızlar okula’ diye... Bu intihar eden 10-15 yaş arasındaki çocuklar bu kampanya vesilesiyle okullara yazılmışlar mı? Bunun bile araştırılması lazım. Kadınların istemediği, Ankara’dan masa üstünde hazırlanan politikalarla değil, kadınların gerçekten istediğinin yapılması lazım. Kimi yasalar değişti ama zihniyet aynı.”
Ancak VAKAD bu mekanizmanın kurulmasından çok umutlu değil. 20 yıllık çatışmalı ortamın geliştirdiği zihniyetin bunu yapmaya engel olduğu görüşündeler, “Van’da özellikle çatışmalı ortamda ve bıraktığı zihniyetten beslenen bir yapı var karşımızda. Birinci öncelikleri kadınların sorunları değil. Arasak, ‘terörist faaliyet var’ diye iki saniye de gelirler, ama ‘bir kadın dayak yiyor’ diyoruz bir saatte gelemiyorlar.
Bir de dil sorunu var tabii ki. Kadınlar bize geliyor, çünkü onların dilinde konuşuyoruz. Hem terminolojik olarak, yani Kürtçe konuşuyoruz, hem de kadınca; onu anlamak üzere konuşuyoruz. Bu da çok önemli. Bir karakola gittiğinde biri ters bir şey söylese, ya da Türkçe konuşmasını istese kadın bir daha gider mi? Gitmez...”

‘istatistik oluşturmaya çalışıyoruz’
Müjgan Güneri Tokat doğumlu. 20 yıldır yaşadığı Van’da kendisi de ev kadınıyken KİHEP ile tanışıp önce üniversiteyi bitirmiş. Çalışmalarını ve yaşadıkları sıkıntıları anlatıyor, “Genelde bize başvurular şiddete maruz kalmış kadınlar ve ekonomik anlamda bir şeyler yapmak isteyen kadınlar. Ensest, tecavüz mağduriyetiyle gelenler var. İstatistiklerini de çıkarmaya çalışıyoruz. Çünkü Türkiye’deki en büyük eksikliklerden bir tanesi kadın ve şiddet alanında istatistiklerin olmaması. Kitle örgütleri kendi çabalarıyla bir şeyler yapıyor ama önceki yıllara dayalı hiçbir kayıtımız yok. Biz de kendi aldığımız istatistikler üzerine veri oluşturmaya çalışıyoruz.
Yaptıklarımızın bazıları ‘aile denilen özel alana müdahale etmek’ demek oluyor ve ailenin çok kapalı olduğu, kimsenin ‘ailemdeki şiddeti sonlandırayım’ talebiyle gelmediği, kültürel ve etnik gruplarla beraber çalıştığımız için çok ciddi sorunlar yaşıyoruz. Özellikle taciz nedeniyle ile gelen kadınlar varsa bunların yakınları tarafından tehdit edildiğimiz oluyor. Erkeklerde bizim çalışmamızı çok da istemiyorlar ama biz yılmadık devam ediyoruz”

KİHEP nedir?
Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği ile Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’nun (SHÇEK) birlikte yürüttüğü Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı (KİHEP) 12 yılda 5 bin kadına eğitim verdi.
Program, kadınların özgüvenini kazanmasına, haklarını öğrenmesine ve uygulamaya başlamasına yardımcı oluyor. KİHEP Türkiye’de uygulanmakta olan en kapsamlı ve yaygın insan hakları eğitim programı.
Eğitimler, SHÇEK bünyesinde çalışan meslek elemanları ve yerel kadın örgütlerinden eğiticiler ile 4 ay boyunca haftada bir yapılan 16 atölye çalışmasından oluşuyor.
Özellikle Toplum Merkezleri’nde uygulanan eğitimler, aile ilişkilerinden cinselliğe, şiddetten örgütlenmeye, medeni haklardan ekonomik haklara, iletişimden toplumsal cinsiyete, duyarlı çocuk eğitimine kadar farklı alanları kapsıyor.
Elif Görgü
www.evrensel.net