Eskişehir bu aralar çok sıcak

Sıcak, çok sıcak bir bozkır kenti…
Üniversite kapanmış; gençler, öğrenciler evlerine dönmüşler…
Ellerine Türk bayraklarını kapıp Tandoğan’a, Çağlayan’a koşan yarı aydın akademisyenler çoktan Bodrum’a, Çeşme’ye gitmişler bile…


Sıcak, çok sıcak bir bozkır kenti…
Üniversite kapanmış; gençler, öğrenciler evlerine dönmüşler…
Ellerine Türk bayraklarını kapıp Tandoğan’a, Çağlayan’a koşan yarı aydın akademisyenler çoktan Bodrum’a, Çeşme’ye gitmişler bile…
Sıcak bir gün, durulması, katlanılması zor bir sıcak…
Ticaret ve Sanayi Odaları, Maliye bakanları, yumurtacı Unakıtan’ı yeniden seçtirme telaşındalar. Sol biziz diye gezinenler, halk 2 Temmuz’da Sivas Katliamı’nı yeniden hatırlayacak korkusuyla panik halindeler…
Üstelik bir de hava çok sıcak…
Muhtıranın üstünden henüz iki ay geçti, dün yine bütün ulusal kanallardan Eğridir Komando Birliği’nden yeni emirler yayınlandı. Koca koca partileriyle, minibüsleriyle, afişleri, bildirileriyle seçime giriyor ve en çok da her yere astıkları bayraklarıyla savaşa çağırıyorlar bizi; hem de kirli bir savaşa…
Kent sessiz, kentte asfalt erimekte...
Bu kentte daha dün bir emekli binbaşı yakalandı, yatağının altındaki kanvas dürbünlüğü, tüfeği, susturuculu tabancası, kalaşnikofu ve onlarca bombasıyla... Bu kentte, 12 yaşında bir çocuğun vücuduna 13 kurşun sıkanları beraat ettirdiler; bu kentte yaşayanların gözlerinin içine bakarak... Bu kentin namuslu insanları, hâlâ çarşıdan pazardan Paşabahçe’ye ait cam bardakları alırken vicdan azabı çekmekteler, işten atılan onca Paşabahçe işçisi ne yer ne içer diye…
Sıcak, üstelik bu yılın bu ayında çok sıcak bir kent Eskişehir.
Bozkır kenti; Türklerin, Tatarların, Bulgar göçmeni muhacirlerin, Alevi Türkmenlerin, az olsa da Kürtlerin kenti. Artık kentin yarısını oluşturan Rumlar-Ermeniler yok. Onlar gideli çok olmuş. Şimdi biçimsiz yapılmış, kötü Büyükerşen heykelleri var. Bu kentte ayrıca Bozüyük’ten başlayıp ta Polatlı’ya kadar dizi dizi, boy boy fabrikalar var. Eti, Sarar, Arçelik, Toprak, Eczacıbaşı, Sabancı velhasıl kelam kimi ararsan onun fabrikası var bu kentte. Ve fabrikalarında binlerce işçi, üstelik bu sıcakta da çalışan.
Bir seçim bürosunun açılışına katıldım dün. Bu sıcak bozkır kenti Eskişehir’de, Takkalı Mahallesi’ndeki bir seçim bürosu burası. Takkalı Mahallesi yoksulların, Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin yaşadığı, o nedenle de belediye nimetlerinden daha az yararlanan bir mahalle. Mahallenin tam ortasında, her birinin önünde asmalarının altında bahçeleriyle beraber birbirine karşılıklı üç güzel mahalle kahvesi var; diğer ikisi çoktan başka iki partinin seçim bürosu olmuşlar bile. Biz, Emek Partisi’nin bugün açılışı yapılacak olan bürosuna gidiyoruz.
Hava çok sıcak, henüz güneş batmadı. Ara sıra esen rüzgâr bile ateş gibi esmekte.
Bizler ise bir araç konvoyunun tam başındayız. Arabada Emek Partisi’nin İl Başkanı ve DTP İl Başkanı ile diz dize oturuyoruz...
Camlar açık, hava sıcaklığına açık camlar bile yeterli gelmiyor.
Açık camlardan ellerimizi çıkarmış kimimiz yumruk, kimimiz zafer işareti yapmaktayız. Kornalara basıyoruz, inliyor caddeler, sıra sıra arabalardayız, bir düğün alayı gürültüsüyle DTP, SDP, Emek Partisi bayraklarıyla geçiyoruz kentin sokaklarından. Sağdaki bakkalın önündeki genç, az önce zafer işareti yaparak selamladı bizi. Kırmızı ışıkta yanımızda duran bir araba, Ahmet Hoca’yı sordu bize. Mahalleye geliyoruz, konvoyumuzun peşinden koşan yoksul çocuklarla…
Artık sıcak etkilemiyor mu, yoksa akşamüstü serinliği mi bilmiyorum; ama öğle sıcağının sıkıcı etkisi çoktan kendini rahatlamaya bırakmış durumda.
Seçim bürosunu başka partilerden çok isteyen olmuş ama sahibi vermemiş. Büro sahibi demokrat, yurtsever ve inatçı biri; mal sahibinden çok büronun gönüllüsü gibi. SDP’li, DTP’li gençler omuz omuza halaya durmuşlar; üç partinin flamaları ve pankartlarının altında, üç partinin il başkanları mahallenin halkıyla sohbette…Olağanüstü umut verici bir tablo.
Artık gün battı…
İşten dönmüş, evinde akşam yemeğini yeni yemiş işçiler, televizyonlarda haber dinlemek yerine seçim bürosuna gelip, çay içip nasıl varız diyebileceklerinin hesaplarını yapmakta. Bitmeyen davul zurna, bitmeyen omuz omuza gençlerimizin halayları.
Çaylar, çaylar, çaylar…
Eskişehir asgari ücrete, sendikasız-sigortasız çalışmaya, şehit cenazelerinin yarattığı ırkçı dalgaya, aile hekimliğine, anti-bilimsel akademik yapılanmaya, ulusal baskıya, cinsel sömürüye; yoksulluğun, düşmanlığın, kıskançlığın inadına, artık kesin olarak parlamentoda yer alacak olan 30-35 temsilcisine benim kentimde de gücünüz var deme heyecanıyla direnmekte. Olanca gücüyle direnmekte. Ne kadar güçlü göreceğiz, yakında bütün Eskişehir görecek.
Havalar daha çoooook ısınacak, bu yaz sıcak geçecek.
* Yeni Sinemacılar’dan
Emekçilerin oylarına talibim
Emek Partisi İkinci Sıra Milletvekili Adayı Ayşe Börü, milletvekili adaylığı teklif edildiğinde, düşünmeden kabul ettiğini hatırlatarak “EMEP’ten aday olmak benim için büyük bir onur. 2 yıl Akal İplik Fabrikası’nda çalıştım. Daha sonra 5 yıl terzilik yaptım. Sürekli olarak iğne ile kuyu kazdım. Sadece kadın olduğum için aday olmadım. Emekçi kimliğimle aday oldum. Eskişehir’de tüm emekçilerin olduğu gibi kadın işçilerin de sorunlarını yakından biliyorum. Kadınlar sürekli olarak ek işgücü görüldüğü için sürekli işten çıkarılma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyorlar. Tüm bunların önüne geçmek için emekçilerin oylarına talibim” diye konuşuyor.
Komşularımızla ayrılmayalım
Fevzi Çakmak Mahallesi’nde esnaflık yapan EMEP 3. Sıra Milletvekili Adayı Sevcan Tekin, EMEP Kadın Kolları Başkanı Aslı Keskin ile birlikte mahallesindeki kadınlarla bir araya geldi. EMEP Milletvekili Adayı Sevcan Tekin konuşmasında, “Yıllardır birbirimize komşu olduğumuz halde kimimiz sağcı, kimimiz solcu diye kendimizi adlandırıyorduk. Oysa mahalledeki sorunlar hepimizin sorunu. Hepimiz aynı toprak yoldan geçiyoruz. Kışın çamur yazın toz içinde kalıyoruz. Hepimizin çocukları işsiz olarak geziyor. Kısacası sorunlarımız aynı. O halde bizi bu duruma getiren partiler yerine, hepimiz aynı parti çatısı altında buluşmalıyız” diye konuştu.
Önder Çakar *
www.evrensel.net