YAŞADIKÇA

YAŞADIKÇA

  • Bütün sistemlerde öncelik, sistemin geleceğinindir. Her sistem önce kendini korur. Ve sınıflı toplumlardaki hiçbir sistem, sınıflar üstü değildir. Erki elinde bulunduran, sınıfın örgütlü gücüdür devlet


    Bütün sistemlerde öncelik, sistemin geleceğinindir. Her sistem önce kendini korur. Ve sınıflı toplumlardaki hiçbir sistem, sınıflar üstü değildir. Erki elinde bulunduran, sınıfın örgütlü gücüdür devlet.
    Köleci sistemde köle sahibi, kendi düzenini koruyabilmek için kuralları çiğneyen köleleri, gerekirse ölümle cezalandırmaktaydı. Kölenin ölümü elbette ki efendi için bir zarardı. Ama bu “zarar”, feodal sistemin çökmesiyle oluşacak kayıpların yanında devede kulaktı. Buna karşın zamanını doldurmuş olan köleci sistem, yerini feodalizme bırakmıştı. Feodal sistemde de sistemin devamı için alınan kararlar, bireysel anlamda herhangi bir feodal efendinin zararına olabilirdi. Ama feodal sistemin devamı için bu tür kararların alınmasında hiçbir sakınca görülmüyordu. Sistem, kendini korumak için egemenlerin tek tek zararına da olsa, bir bütün olarak sistemin devamına hizmet edecek şekilde yapılandırılmıştı. Sonunda zamanını dolduran feodalizm de tarih oldu. Aynı tutum anamalcı düzende de devam etti. İşveren, işçiye istediği hakları vermek yerine daha fazla zarar etmeyi göze alabilmektedir. İşçiye vereceği zammın maliyeti, grevdeyken edilen zarardan daha büyük bile olsa işveren, bu zararı tercih edebilmektedir. Bunun nedeni, sistemin kendini koruma refleksidir. Kişinin gözünü çıkartan, bir sene ceza alırken gözlüğünü çalan 15 yıl ceza almaktadır. Birincide bireyin canı söz konusuyken, diğerinde bireyin malı söz konusudur. Anamalcı düzende mal canın önüne geçmektedir. Tabii can dedikse, anamalcının canı değil normal yurttaşların canıdır “değersiz” olan.
    Gene yakın tarihimizden bir örnek vermek isterim: Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda ülkemizde toprak reformu çalışmaları yapılmaktaydı. Atatürk, 1936’da TBMM’yi açış konuşmasında; “Toprak Kanunu’nun bir neticeye varmasını Kamutay’ın yüksek himmetinden beklerim. Her Türk çiftçi ailesinin geçinebileceği ve çalışacağı toprağa malik olması, behemehal lazımdır” diyordu.
    1940’lı yıllarda ise toprak ağalarından Eskişehir Milletvekili Emin Sazak, toprak reformuyla ilgili olarak; “İstediğiniz kadar toprağı devlete ben vereyim. Ama o toprakları devlet benden yasa zoru ile alırsa, Emin Sazak Eskişehir’de ölür” diyordu.
    Emin Sazak haklıydı. Bir toprak ağası olarak, topraklarının bir kısmının devletçe ve kanunen elinden alınması demek, onun feodal ağalığının yerle bir olması demekti. Ne yazık ki toprak ağalarının üzerine yeterince gidilemedi ve ağalık düzeninin ülkemizin belli yerlerinde bugün de devam etmesi önlenemedi. Ülkemizde anamalcı sisteme geçiş, kendi iç dinamikleri üzerinde yükselmediği için feodalizm tam olarak tasfiye edilememişti.
    Yerkürede insanların yaşadıkları aşamalar birbirine senkronize bir şekilde gelişmedi. Toplumların gelişmişlik düzeyleri farklı olduğu için aynı zaman diliminde birbirinden farklı sistemlere sahip ülkeler oldu. Bu durum hâlâ da sürmektedir. Emperyalist ülkelerle, gelişmekte ve gelişmemiş ülkeler arasında çok büyük farklılıklar bulunmaktadır. Bütün bunlara karşın, sınıflı toplumlarda değişmeyen temel durum; sömürü ve bu sömürüye karşı sömürülenlerin farklı tipte ve boyuttaki karşı koyuşlarıdır. İşte, tarihin tekerleğini ileriye doğru döndüren de bu güçtür.
    Sömürenler sömürülerini sürdürmenin peşindeyken, emekçilerin de her geçen gün haklarını geliştirdikleri bir gerçektir. Öyle olmasaydı ne köleci sistem ne de feodal sistem yıkılırdı. Bugün anamalcı (kapitalist) sistem de aslında temellerinden sarsılmaktadır. Küreselleşme denilen bu son hamle, anamalcı sistemi kurtarmaya yetmeyecektir. Tabii ki bu son kendiliğinden olmayacaktır. Küreselleşmenin geniş emekçi kesimler üzerindeki etkisi ve buna karşı geliştirilecek mücadeleyle başarılacaktır. Belki bu süreç zaman alacaktır ama insanoğlunun geçmişine baktığımızda; bu uzun yürüyüşün asıl hedefinin ne sömüren ne de sömürülenin olduğu, dünya nimetlerinin ve uzayda keşfedilecek değerlerin kardeşçe paylaşıldığı kozmik bir sistemi hedeflediği görülür. Ama bu yol çetin bir yoldur ve sömürgenlerin oyunları türlü türlüdür.
    Enver Şat
    www.evrensel.net