EVRENSEL’den

  • Geçen haftaya göre bu hafta daha çok seçim haftası olacak. En azından artık, “Bu seçimin olup olmayacağı belli olmaz” diyenlerin sayısı iyice azaldı. Ama bu sefer de bu seçim; “majestelerinin istediği sonucu” doğurmazsa ikinci bir seçim, örneğin 2007 Kasımı’nda bir seçim gerekebilir tartışması başladı.


    Geçen haftaya göre bu hafta daha çok seçim haftası olacak. En azından artık, “Bu seçimin olup olmayacağı belli olmaz” diyenlerin sayısı iyice azaldı. Ama bu sefer de bu seçim; “majestelerinin istediği sonucu” doğurmazsa ikinci bir seçim, örneğin 2007 Kasımı’nda bir seçim gerekebilir tartışması başladı. Çünkü bundan iki ay önce seçilmiş olması Anayasa emri olan; cumhurbaşkanının ne zaman ve nasıl seçileceği konusu hâlâ belli değil. Hele seçim sonuçları CHP-MHP koalisyonuna izin vermezse, ya da bu koalisyona rağmen bu sefer de AKP Meclis’in toplantısına katılmazsa, cumhurbaşkanının seçilmesi imkansız olacak. Çünkü,AKP’ye cumhurbaşkanı seçtirmemek için yapılan “367 toplantı sayısı” yorumu, bu sefer de CHP’nin ve arkasındaki güçlerin ayağına dolanabilir.
    Süreç öylesine belirsizliklerle dolu hale getirilmiştir ki seçimin bunca yakınlaşmış olmasına karşın; seçimin sonucu ne olursa olsun Cumhurbaşkanlığı sorununun “kurallarına uygun” çözülmesi çok zor görünüyor. Bu da süreci politika dışındaki güçlerin, örneğin askerin müdahalelerine karşı daha duyarlı hale getiriyor.
    Gözlemciler; AKP, CHP ve MHP’nin barajı aşacağını, Bin Umut Bağımsız Adayları’nın da en azından bir gurup oluşturacağını kesin görüyorlar. Bu yüzden de koalisyon tartışmaları yapılırken “Ya Bin Umut milletvekilleri anahtar grup olursa” sorusu gelip gündeme oturuyor. Ki, bu ihtimal herhalde asker ve sivil egemenleri geceleri uykularından uyandırıyor olmalı. Çünkü hesaplar, böyle bir olasılığın diğer olasılıklardan fazla olduğunu gösteriyor.
    Bundan bir ay önce ‘barajı mutlaka aşar’ denilen Ağar’ın DP’sinin adını kimse anmıyor artık. Çünkü Ağar, kendisine biçilen “merkez sağın liderliği” misyonunu yerine getirecek çapta olmadığını gösterdi. Bu yüzden de “majestelerinin desteği” çekildi. Anketler de DP’ye yüzde 5-6’lık bir şans tanıyorlar.
    Şimdilerde Ağar’ın yerine pohpohlanan da Genç Parti ve Cem Uzan. Neofaşist bir söylem ve vatandaşın aşırı yoksulluğunu kullanarak yürüttüğü seçim kampanyasıyla puan toplayan Uzan, diğer partilerin de aynı vaatçi yalan kampanyasına hız vermesiyle popüleritesini yitirmiş olsa bile; özellikle AKP’li basından destek görmektedir. Bu bir çelişki gibi görünse de Cem Uzan’ın en çok eleştirdiği AKP cenahı, “Cem Uzan MHP’den ve CHP’den oy çalar, barajı da aşamaz, bu da bizim işimize gelir” diye düşünüyorlar. Üstelik de AKP’nin etkileyeceği kesimler üstünde, Cem Uzan’ın etkili olmasının zor olduğunu hesaplıyorlar. Bu hesap çarşıya uyar mı göreceğiz.
    Geçtiğimiz haftanın, basının görmezden geldiği bir önemli gündemi de Radikal gazetesinden 41 gazetecinin atılmasıydı. Basın patronlarının kıyım gerekçesi “küçülüyoruz”... Ama olup biteni izleyenler, Radikal’deki kıyımı, Sabah’ta başlayan sendikalaşma rüzgarına karşı Doğan Grubu’nun başvurduğu bir engelleme olarak yorumluyorlar. Elbette bu ikinci yorum daha gerçekçi görünüyor. Zaten diğer sermaye gazetelerinde de bezer önlemlerden söz ediliyor.
    Lafa gelince yasa, hak-hukuk, özgürlük üstüne mangalda kül bırakmayan gazete patronları ve ünlü köşe yazarları, bu gazeteci kıyımı karşısında ne utanıyorlar ne de köşelerinden bu kıyıma karşı çıkma cesaretini gösteriyor.
    Gazeteci kendi başına gelenleri gazetede , TV’de haber olarak göremiyor. Bu da gazetecilerin dramı olsa gerek! Daha iyi haberler verebilmek dileği ile iyi haftalar!..
    www.evrensel.net