Genler patente sığmadı

Genler patente sığmadı

Geçtiğimiz ay bilim insanları, genlerin nasıl işlediğine dair geleneksel fikirlerle çatışan araştırma sonuçlarını açıkladı. Dört yıl süren etraflı araştırma, Amerikan Ulusal İnsan Genomu Araştırması Enstitüsü tarafından...


Geçtiğimiz ay bilim insanları, genlerin nasıl işlediğine dair geleneksel fikirlerle çatışan araştırma sonuçlarını açıkladı. Dört yıl süren etraflı araştırma, Amerikan Ulusal İnsan Genomu Araştırması Enstitüsü tarafından organize edildi ve tüm dünyadan 80 kurumdan 35 araştırmacı tarafından yürütüldü. Onları da şaşırtan bir sonuç olarak, araştırmacılar insan genomunun her DNA serisinin diabete ya da kalp hastalıklarına yatkınlık gibi belli bir işlemle alakalı "bağımsız genlerin düzenli bir toplamı" olmayabileceğini bulguladı.
Bunun yerine genler karmaşık bir ağda çalışıyor ve henüz anlaşılmayan bir şekilde birbirlerini etkiliyor ve örtüşüyor.
Enstitüye göre bu bulgular, bilim insanlarının "genlerin ne olduğu ve ne işe yaradıkları konusunda uzun süredir sahip oldukları görüşlerini gözden geçirmesine" sebep olacak.
Ağ etkisi ve endüstri geni
Biyologlar, bu ağ etkisini başka organizmalarda yıllardır kaydediyordu. Ama bilim dünyasında araştırmalar, çoğunlukla insanlarla ilgili olana kadar akım oluşturan bir görüş haline gelmiyor.
Şimdi bu bağlantı da sağlandıktan sonra rapor laboratuvarın dışında da yankı bulacak. Genlerin işlevini bağımsız olarak sürdürdüğü görüşü, ilk biyoteknoloji şirketinin kurulduğu 1976 yılından bu yana kabul görüyor.
Aslında bu şirket, tüm biyoteknoloji endüstrisinin üzerine kurulduğu iktisadi ve idari kurum.
...
Biyoteknoloji endüstrisinin yükselmesini sağlayan prensip, eşit biçimde zorlayıcı olan yararlar sağladı. Moleküler Biyoloji İçin Santral Dogma olarak bilenen inanış, ‘insanlardan bakterilere kadar yaşayan organizmalardaki her bir gen, bir proteini oluşturmaya yarayan bilgiyi taşır’ diyordu.
Proteinler, hücrelerin ve en sonunda organizmanın işlemesini sağlayan çarklar ve motorlardır. 1960'larda bilim insanları, tek bir organizmada tek bir tip protein üreten bir genin başka bir organizmada da benzer proteini üretebileceğini buldu. İnsanlar ve domuzlar tarafından üretilen insülinin arasındaki benzerlik, ilk başta diabet hastaları için hayat kurtaran bir tedavi olmuştu. 1973'te rekombinant DNA'yı keşfeden bilim insanları, keşiflerini "tek gen, tek protein" prensibi üzerine kurmuştu.
Donör genler özel işlevlerle, ayrı özelliklerle ve net sınırlarla bağdaştırılabildiği için bilim insanları, o dönem bir organizmadan alınan genin daha geniş bir tasarıma tam olarak uyacağını düşünüyordu. Bu tasarım fikri, mülkiyet kanunlarınca korunacak ve bunun çevresinde şirketler de kurulabilecekti. Şimdi karşı çıkılan tahmin, bir moleküler biyologun "endsütri geni" dediği şeydi.
"Endüstri geni, tanımlanan, sahip olunabilen, takip edilebilen, kesinlikle güvenli olduğu kanıtlanabilen, bir örnek etkiye sahip olduğu kanıtlanabilen, satılabilen ve tekrar adlandırılabilen bir şey" diyor; Yeni Zelanda'da Canterbury Üniversitesi'nde Moleküler Biyoloji Profesörü ve Biogüvenlik Araştırmaları Merkezi Başkanı Jack Heinemann.
ABD'de Patent ve Tescil Bürosu, genlerin birörneklik etkisi ya da işlevine göre patentinin alınmasına izin veriyor. Aslında geni de bu anlamda tarif ediyor; "belirli bir işlevsel ürünün kodlarını taşıyan düzenli bir DNA serisi” olarak.
2005 yılında araştırma yalnızca ABD'de 4 binden fazla insan geninin patentinin alındığını gösteriyordu. Bu, patentleri alınan bitki, hayvan ve mikrobik genlerin yalnızca bir bölümü.
Yeni sorular...
Konsorsiyum bulgularına göre bu tanım, şimdi patentlerin savunabilirliğine dair önemli sorunlar barındırıyor. Eğer genler genomun işleyişinin yalnızca bir bileşeni ise ağın başka bir parçası dava edildiğinde, diğer genle ilgili hak ihlali tartışma konusu olacak mı?
Gen patentine sahip olanlar, ağ etkisi nedeniyle kasıtsız tali bir hasara sebep olduklarında bundan sorumlu tutulacaklar mı? Önemli başka bir soru daha; gen işlevlerinin henüz anlaşılamayan bileşenleri, fikri mülkiyet haklarının net ve tartışmasız olmasını isteyen biyoteknoloji yatırımcıları için piyasanın çekiciliğini azaltacak mı?
Biyoteknoloji öncüsü Affymetrix Başkan Yardımcısı Barbara A. Caulfield, "Genler oldukça karmaşık ve söyleyebileceğimiz tek şey, öğreneceğimiz çok şey olduğu" diye yazıyor: "Birçok hastalığın tek bir genin hareketinden kaynaklanmadığını, farklı genlerin arasındaki ilişkiden kaynaklandığını öğreniyoruz." Caulfield, bu makaleyi yazmasından kısa bir süre önce bilim insanlarının sıtmanın en öldürücü türlerinden birinin genetik yapısını çözdüklerini ve bu hastalığın 500 gen arasındaki ilişkiyi içerdiğini gördüklerini aktarıyor. Patent kanunlarından çok daha önemlisi, güvenlik meseleleri.
...
Ama bugüne kadar biyoteknoloji güvenliğini sınamak için atılan her adım, ya bilim dışı olarak görüldü ya da bertaraf edildi.
...
Artık konsorsiyumun keşfi güvenirlik teorisinin geçerliliğini sorgulattıysa biyoteknoloji endüstrisi için de ürünlerinin hassas etkilerini tekrar gözden geçirme ve bunları bilim insanları ile paylaşma zamanı gelmiştir.
(New York Times'tan kısaltarak çeviren Özge Kuru)
Christophe Vorlet
www.evrensel.net