DURUM

DURUM

  • Erol Manisalı “ulusalcılarımızın” çok iyi tanıdığı bir isim. Cumhuriyet gazetesinde “Bıçak Sırtı” adında bir köşesi var ve geçtiğimiz günlerde burada “Asker, Darbeyi Engellemeye Çalışıyor” başlıklı bir makale yazdı.


    Erol Manisalı “ulusalcılarımızın” çok iyi tanıdığı bir isim. Cumhuriyet gazetesinde “Bıçak Sırtı” adında bir köşesi var ve geçtiğimiz günlerde burada “Asker, Darbeyi Engellemeye Çalışıyor” başlıklı bir makale yazdı. Makalenin genel fikri şu, “asker darbe yapma peşinde falan değil, içimizdeki oligarşinin Washington ve Brüksel ile yürütmekte olduğu sivil ve sessiz darbeyi nasıl engelleyeceğinin derdine düşmüş.” Makale bu fikrin etrafında örülmüş ve ortaya bu fikri kanıtlayacak “argümanlar” konuluyor.
    İlk olarak askerin darbe yapma peşinde koşup koşmadığından başlayalım. Asker niye darbe yapar? Ortada bir program varsa, bu program halk muhalefeti nedeniyle uygulanamıyorsa, kendisine aykırı gördüğü birtakım gelişmeler varsa darbe yapar, programı uygular, kendisine ters gelen işleri durdurur. 12 Eylül askeri darbesi 24 Ocak Programı’nı uygulamak için yapıldı ve Washington patentliydi! Ülke emperyalizme ve ABD’ye bağımlılıkta geçmişte görülmemiş adımlar attı.
    Peki askere ters gelen gelişme ne? Meclis’in “dinci” bir cumhurbaşkanı seçmeye soyunması. 27 Nisan Muhtırası’nın amacı ne idi. Bu gelişmeyi önlemek. Asker başarılı oldu mu? Evet oldu. “Dinci” bir cumhurbaşkanı seçtirmedi, ülke seçimlere gidiyor ve bu süreçte asker milliyetçiliği körükleyerek şovenist, faşist partilerin yolunu açmaya çalışıyor. Yani ortada darbe ile yapacağı işleri muhtıra ile yaptığı bir durum var. Büyük basının önemli bir kısmı, yüksek devlet bürokrasisi ve kurumları -Anayasa Mahkemesi vb.- zaten emir komuta zincirine dahil oldu ve muhtıra derinleşerek devam ediyor. Seçimlerden CHP ve MHP güçlenerek çıkar, AKP’nin gücü sınırlanırsa, asker amacını zaten gerçekleştirmiş olacak. Demek ki bu nedenle henüz darbeye gerek bulunmuyor.
    Peki uygulanan programlar açısından bir sorun var mı? Bir sorun yok ve AKP Hükümeti zaten Washington, Brüksel patentli IMF programlarını uyguluyor. Askerin bu programa bir itirazı bulunuyor mu? Bulunmak bir yana onlar da etkilerindeki OYAKBANK’ı satarak, bu programla ne kadar uyumlu olduklarını bir kez daha gösterdiler. Yani ortada uygulanmayıp, ortada kalan ve uygulanması askerlere devredilmiş bir program yok. Demek ki açıkça askeri darbe yapmak için herhangi bir gerekçe bulunmuyor.
    Gelelim diğer soruna; asker “Washington ve Brüksel’de” simgeleşen ABD’ye ve AB’ye, Manisalı’nın deyimi ile Batı emperyalizmine karşı mı? Aslında bu soruların kapsamını genişletip, aynı mantığa sahip “ulusalcılar” bunlara karşı mı diye de sorulabilir. Askerden başlayalım. Genelkurmay onca tankı, topu ve askeri Irak sınırına yığarken, hareketlenmenin en fazla olduğu zamanda Konya’da “Anadolu Kartalı” tatbikatı yapılmakta idi. Peki tatbikata katılanlar kimlerdi? Kestirmeden yanıtlayacak olursak Washington’la Brüksel! Dahası var. Manisalı İsrail’i de AB ve ABD planlarına dahil ediyor ama İsrail ile yapılan askeri anlaşmalarla İsrail jetleri Konya Ovası’nı, Türkiye’nin hava sahasını tatbikat ve eğitimleri için kullanıyorlar.
    Sorularımızı biraz daha geliştirelim. Askerin ABD ve NATO ile yapılan ikili askeri anlaşmalara, onlara tahsis edilen vatan topraklarına bir itirazı var mı? Artık bir hükmü kalmamış Çekiç Güce itiraz ediyor! Peki İncirlik’e ilişkin tek itiraz var mı? Olmadığını biliyoruz, Manisalı’nın yazısında da İncirliğin adı bile geçmiyor. Peki Türkiye ve askerler AB bünyesinde oluşturulan askeri birime katılmak istemiyorlar mı? İstiyorlar. Ama AB karar sürecinde Türkiye’ye yer vermediği için “muhalefet” ediyorlar. Açıkçası ABD ve AB ile tüm ikili anlaşmalar yerli yerinde -askerlerin AB’ye ilişkin tek itirazları işlevlerinin ordunun doğal işlevine dönecek olması, günlük iktidar mevkiinden uzaklaşacak olmalarıdır- duracak, ama “ulusalcılarımız” ve askerlerimiz “Batı emperyalizmine” karşı olacaklar, hepimizden buna inanmamızı bekleyeceklerdir.
    Peki ama “ulusalcılarımızın” asıl derdi ne? Dertleri Kürtler. Washington ve Brüksel’le bu konuda anlaşsalar, bölgede geçmiş statükoya dönüleceğinin, Türkiye’ye bu konuda ilişilmeyeceğinin güvencesini alsalar, vatanın altının da üstünün de satılmasına bir itirazları olmayacak, Washington ve Brüksel’le birlikte her türlü lanetli işe koşturacaklar. Türk milliyetçiliği imparatorluk kalıntıları üzerinde yükselen bir milliyetçilik ve kendisinden ayrılmış olan, ayrılma potansiyeli taşıyan halklara karşı -Kürtler, Yunanlılar, Ermeniler- düşmanlık yaparak yaşayabiliyor. Bu halk ve ulusların felaketi için “ulusalcılarımız ve milliyetçilerimiz” “Batı emperyalizminin” kucağına oturmaya devam edebilir ve buna hiçbir itiraz yükseltmezler.
    “Ulusalcılarımızın” savunduğu “ulusal çıkarların” geldiği nokta işte budur. Ama emperyalizmin oynama alanı bulduğu nokta da asıl olarak burasıdır! Orada kalmak demek, “benimle oynayabilirsin” diye emperyalizmin eline açık çek vermek anlamına gelmektedir. İşte bu nedenledir ki önümüzdeki dönemde askerlerin, “dincilerin” “ulusalcıların” hep birlikte emperyalizmin bölgedeki çıkarları temelinde bir araya gelmesi ve “Batı emperyalizmine” hep birlikte uşaklık etmeleri kimse için sürpriz olmayacaktır. Görünen o ki “ulusalcılarımız” gerçekten de “bıçak sırtında” duruyorlar!
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net