ARA SIRA

  • “No es menor gloria vencer al nemi go con la cartesia en la paz que con las armas en la guerra.” İspanyol centilmenlerine mal edilmiş bu deyim, farklı halklarda, farklı biçimlerde üretilmiştir.


    “No es menor gloria vencer al nemi go con la cartesia en la paz que con las armas en la guerra.” İspanyol centilmenlerine mal edilmiş bu deyim, farklı halklarda, farklı biçimlerde üretilmiştir. “Barışta düşmanı nezaketle yenmek, onu savaş zamanı silahlarla yenmek kadar şerefli bir iştir.”
    Nezaket, güçlünün karşısında güçlü olmayı da barındırır. Savaşa hazır olmakla, kendine güvenle, akıl ve ahlak üstünlüğüyle ilgilidir.
    Hayli zamandır emekçilerin ve Kürtlerin belli bir kesimi, bütün bu duygulardan yoksun olan güçlülerin (CHP, AKP, MHP, DP, GP vb.) karşısında savaşmaya çalışıyor.
    Bu yazımın başlığı bütün bu savaşım sürecinin öğrettiği inceliğin biraz karikatürüdür.
    ***
    Biz olayları, gerçekleştikleri takvimlerde anımsama alışkanlığını sanırım dinlerden devraldık. Dinler de kendilerinden önceki dönemlerin yaşantılarından, inançlarından almış olmalı. Ama işte yerleşmiş bir kere.
    Örneğin şimdi 2 Temmuz’dayız ve aklımıza, Sivas Madımak Oteli’nde bugünkü iktidarla yakından ilişkili olanların planlayıcı ve tetikçi oyuncu olarak gerçekleştirdikleri toplu öldürme olayı gelmektedir.
    ***
    İki küsur ay sonra; takvimler 6 Eylül’ü gösterdiğinde, ülkemizin irili ufaklı bütün iletişim organları, kalem erbabı 6-7 Eylül’de azınlıkların mallarının yağmalandığını, İstanbul sokaklarının Rumlar ve Ermeniler için cehenneme çevrildiğini anımsaya(ta)caktır.
    Ama 6-7 Eylül’ün yaratıcısı CHP, o günlerde Meclis’te olacaktır. Çünkü kimi “solcu sever” yurttaşlarımız, CHP’yi “oyumuz bölünmesin” diyerek Meclis’e sokmuş olacaktır.
    ***
    6-7 Eylül geldiğinde yayın organları, dönemin hükümetinin ne denli vurdumduymaz davrandığını, nasıl eften püften meselelerden ne büyük kışkırtmalar çıkarıldığını, kanıtlı ispatlı önümüze koyacaklar.
    Biz o günlerin bütün anlarında değil de o görüntüleri gördüğümüz, o sözleri duyduğumuz anlarında Rumu Ermeniyi acıyarak seveceğiz…
    ***
    Ben buna Belleksizlik Belleği demeyi öneriyorum.
    Bu oluşturulan, örgütlenen bir durumdur. Bu, meselelere kökleriyle, oluşum karakteristiğiyle bakma yetisinin elimizden alınmasıyla başlayan ağrısız ama ölümcül hastalıktır.
    ***
    Buyurun, derim buyurun 6-7 Eylül’ü seçimden önce konuşalım.
    6-7 Eylül olaylarını CHP yaratmıştır.
    Toplumun farklı kesimlerini dışlama, aşağılama ve egemen olanların güç yetirebildiklerini öldürmesini kolaylaştıran tüm politikalar, bütün düşünce, toplumsal örgütlenme, yasalar ve katliam teorisi CHP’nindir.
    6-7 Eylül olayları 1955 yılında olmuştur.
    Ama doğru düşünmek, o güne dek nasıl bir ülkede, ortamda yaşadığımıza bakmayı gerektirir.
    CHP yaklaşık yirmi beş yıl boyunca bu fenalığın, sürgünün, yıkımların düşüncesini işlemiş, yasasını ve provasını yaptırmıştır.
    Elbette Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla gibi kurumlar işbaşındaydı. Ama bu kurumların arkasında CHP’nin, Hitler’in örgütlenme subayıyla birlikte oluşturduğu düşünüş ve örgütlenme tarzı vardır.
    Şimdi çoğunuz “Ne söylüyor bu adam” diyeceksiniz, “Ne Hitler’i, ne örgütlenmesi?..’
    Olsun!.. Canınız sağ olsun!
    ***
    Buyurun 6-7 Eylül’ü şimdi konuşalım.
    Daha da sıkıcı olmayı göze alarak bazı tarihler ve rakamlar vereceğim.
    Cumhuriyet Halk Fırkası, 10 Mayıs 1931’de 3. Büyük Kongresi’ni toplamıştır. Burada çıkan sonuç şudur:
    “Millet, dil, kültür, ülkü birliğiyle birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi, bir içtimai heyettir.”
    Bunun anlamı şudur: Türkiye’de azınlıklar, farklı halklardan topluluklar ya yok sayılacak ya da bunlar, Türkçeden başka dil konuştukları için Türk milletinin bir parçası sayılamayacaktır.
    Bunu devletin tek partisi, yani bütün Meclis söylüyor.
    ***
    Bundan hemen üç yıl sonra, Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Sekreteri Recep Peker’in isteği üzerine, 6 Mart 1934’te Adolf Hitler’in Gençlik Örgütü’nün 2. Başkanı Karl Nabersberg Türkiye’ye çağrılmış ve CHP ile işbirliği çalışmalarında bulunmuştur.
    Çünkü CHP’nin Genel Sekreteri Recep Peker, Milli Türk Talebe Birliği’nin örgütlenme modeli olarak Nazi gençlik örgütlenmesini ve ilkelerini esas almasını istemektedir.
    Başta genel sekreteri olmak CHP’nin öncü kadroları Hitler’e hayrandır. Recep Peker şöyle diyor: “Hitler’i Münih’te dinlemiştim ve hayran olmuştum. Sizi temin etmek isterim ki biz Almanya’daki inkılâbın faaliyetlerinden çok memnunuz.”
    Peker’in bunu söylediği günlerde Almanya’da Dachau gibi ilk Yahudi toplama kampları kurulmakta ve Yahudiler iş yaşamından, öğrenimden, ticaretten kovulmaktadır.
    ***
    Sonra?
    Sonra elbette bunun üstüne 2510 sayılı İskân Kanunu çıkarıldı.
    Bu yasaya göre Türkiye’deki yerleşimler şu şekilde olacaktır:
    “1 numaralı mıntıkalar: Türk kültürlü nüfusun tekasüfü (yoğunlaşması) istenilen yerlerdir.
    2 numaralı mıntıkalar: Türk kültürüne temsili istenilen nüfusun nakil ve iskânına ayrılacaktır.”
    Bu 2. madde şu anlama geliyor: Anadili Türkçe olmayanlar; yani Rumlar, Ermeniler, Kürtler ve Yahudiler, 2 numaralı mıntıkalarda oturmaya zorlanacaktır.
    Aynı kanunun 11. maddesinin A bendine göre ise anadili Türkçe olmayanlar köy, mahalle, işçi ya da sanat grubu kuramayacak; bir köyü ya da mahalleyi kendi soydaşlarıyla paylaşamayacaklar.
    Türk kültürüne yeterince bağlı olmayanlar, Türk kültürüne bağlı olanların, egemenlik kurduğu kentlerin kenarlarına, taşrasına (dışarısına) serpiştirilecektir.
    Peki neden?
    Kanunun konuşulduğu Meclis toplantısında, Dâhiliye (İçişleri) Vekili Şükrü Kaya, benim bu kanun için yazacağım her şeyi özetlemiştir:
    “Bu kanun tek dille konuşan, bir düşünen, aynı hissi taşıyan bir memleket yapacaktır.”
    Ya ötekiler?.. Onlar öteki. Dil mil yok!
    “3 numaralı mıntıkalar: Sıhhat, iktisat, kültür, siyaset, askerlik ve inzibat sebeplerle boşaltılması, iskân ve ikametin yasak edildiği yerlerdir.”
    Nazi subaylarının verdiği bütün düşünce, yasa yapma biçimi doğrudan doğruya uygulanmıştır. Fazlası var eksiği yok.
    CHP’nin Nazilerden aldığı akılla yaptıklarını, o kanunu incelerseniz; bugünkü CHP’nin ne olduğunu da anlamak olanaklı olacaktır.
    ***
    6-7 Eylül olaylarına cesaret edenlerin yasalarla nasıl beslendiğini, nasıl bir ortamın hazırlandığını daha çok göstermeye gerek duymuyorum diyeceğim ama 6-7 Eylül’ün bir de provası var.
    1934 yılının yazında Çanakkale’de, Edirne’de, Yahudilerin dükkânlarını boykotla başlayan olaylar, 2 Temmuz’da milliyetçilerin Kırklareli’ndeki Yahudi mahallelerine açık saldırısıyla yükselmiştir.
    -Dikkat etmelisiniz, aynı tarihte Almanya’da da Faşistler, Yahudi dükkânlarına işaretler koyarak halkın bu dükkânlardan alışverişini kesmektedir.-
    3-4 Temmuz’da tam bir yağmaya, yıkıma ve yangına dönüşen olaylar Gelibolu, Uzunköprü, Lüleburgaz, Babaeski ve Edirne’ye yayılmıştır.
    ***
    Anadili Türkçe olmayan ve Türk kültürüne yeterince bağlı olmayanlara karşı “milliyetçi duygularla” yapılan bu saldırılar iyi incelendiğinde, bütün yolların Cumhuriyet Halk Partisi’nin bölgede kurduğu Trakya Umum Müfettişliği’ne çıktığı görülecektir.
    Buna bir şey daha eklemeliyim; devletin bütün kadrolarının CHP tarafından seçildiği bu zaman diliminde, Kırklareli Emniyet Müdürü yağmacıların arasındadır. Çünkü vatandaşların ısrarlı şikâyeti üzerine evinde “ganimet” çıkmıştır. Bu kadar değil; jandarma komutanı, polis memuru Mustafa Bey, Kırklareli Valisi Faruk Üstün, Kırklareli Ticaret Odası Başkanı ve Belediye Başkanı, olayları kışkırtmak ve yönetmekle itham edilmiştir. Ama sonra onlar da herhalde ödüllendirilmiştir...
    6-7 Eylül’ün öncesinde olan biteni anlatmak bu yazının sınırlarını da benim sinirlerimi de aşıyor. Bugünkü CHP’nin nasıl bir zihniyetin ürünü olduğunu anlatmak bakımından da yeter sanıyorum.
    ***
    Diyebilirsiniz ki bunlar eskidi, geçmişte kaldı.
    2007 yılında böyle bir parti artık yok.
    Ben işte tam burada durup bir kez daha düşünmenizi istiyorum. CHP’nin yayınlarını, başkanının konuşmasını bir kez daha dikkatle incelemenizi rica ediyorum. Tam az önce yazdıklarımı; 2510 sayılı Kanun’un yeniden yürürlüğe girmesini istiyor CHP.
    CHP’nin diktatörüne sorsanız yanıt alamazsınız, ama size solcu hırkasıyla gelen CHP’lilere sorun.
    Neden barışın egemen olduğu çözümlere uzaksınız?
    Neden Türkiye’nin farklı kültürlerine düşman oluyor, onların mallarına, kazançlarına tamah ediyorsunuz?
    Kuzey Irak’a orduyu soktuğunuzda binlerce genç ölecek ve barışçıl ortamda gelebilecek çözümün, kazancın zerresi bile elde edilemeyecek.
    Bunu neden istiyorsunuz?
    Dikkat edin, bazı CHP’liler hâlâ solcu görünümle dolaşıyor.
    Sayın CHP, izin verirseniz size, hak ettiğiniz tanımla seslenebilir miyiz?
    ***
    Diyeceksiniz ki MHP faşisttir, silah kullanıyor.
    Yanılıyorsunuz, iki parti de silahın dilini seçmiştir hep. MHP kendi kurduğu cinayet yuvalarıyla ırkçılığı yaymaya uğraşmıştır, CHP daha resmi ordu ve polis silahıyla... Ama Türkiye’deki ırkçılığın teorisi MHP’ye değil CHP’ye aittir.
    Faşizmin siyasal edebiyatta basit bir tanımı var. Sermayenin en ırkçı, şoven ve en saldırgan örgütlenme biçimiyle davranıp topluma bunu dayatan kesimi. Sayın CHP izin verirseniz size faşist diyebilir miyim?
    Tevfik Taş
    www.evrensel.net