AVRUPA GERÇEĞİ

AVRUPA GERÇEĞİ

  • Günümüzde uluslararası ilişkilerin sıkça gelip düğümlendiği konuların başında enerji politikaları geliyor. Çeşitli araştırmalar; dünya çapında petrol rezervlerinin giderek azalmakta olduğunu, önümüzdeki 50 yıl içerisinde en çok...


    Günümüzde uluslararası ilişkilerin sıkça gelip düğümlendiği konuların başında enerji politikaları geliyor. Çeşitli araştırmalar; dünya çapında petrol rezervlerinin giderek azalmakta olduğunu, önümüzdeki 50 yıl içerisinde en çok kullanılacak enerjinin doğal gaz olacağını gösteriyor. Kullanım bakımından daha temiz, çevreye zararsız ve az masraflı olması da doğal gazı cazip kılan diğer faktörler arasında sıralanıyor.
    Enerji kullanımında doğal gaz giderek belirleyici enerji kaynağı olmaya başlayınca; ülkelerin stratejik önemi de yeniden tarif edilmeye, belirlenmeye başlanacak elbette. Doğal gaz rezervlerinin en fazla, uluslararası politikada etkili bir aktör olmaya çalışan Rusya gibi bir ülkede bulunması, bu ülkeye uluslararası ilişkileri biçimlendirme ve yeniden düzenleme olanağı kazandırıyor. Çeşitli tahminlere göre dünya doğal gaz rezervlerinin yüzde 26’sı Rusya’da, yüzde 16’sı ise İran’da. Doğal gazın en fazla bulunduğu diğer ülkelerin başında Katar, Türkmenistan ve Kazakistan geliyor.
    Günümüzde enerji politikaları açısından en önemli soru şu: Rusya ve Hazar Havzası’nda yoğunlaşan doğal gaz ve petrolün ihtiyaç duyulan sanayileşmiş ülkelere hangi yollar üzerinden nakledilecek? Bu soruya verilecek yanıt hem geleceğin politikalarına hem de ülkelerin karşılıklı bağımlılık ilişkilerine yön verecek gibi görünüyor.
    Rusya, son zamanlarda imzaladığı ve temelini attığı doğal gaz ve petrol boru hatlarıyla bir taraftan kendisine göre enerjinin daha güvenli yollardan istediği noktalara ulaşmasını sağlamaya çalışırken, diğer taraftan iyi ilişkiler kurma ihtimalini zayıf gördüğü ülkelerin stratejik önemini azaltmayı hedefliyor.
    Yakın dönemde Rusya tarafından imzalanan ve temeli atılan enerji nakil hatları ve projelerine baktığımızda bu durum çok daha iyi anlaşılacaktır:
    1- Kuzey Avrupa Doğal Gaz Hattı (NEGP): Almanya ile Rusya arasında Baltık Denizi’nin altından doğrudan bağlantı kuracak olan bu projeyle, ABD’nin Avrupa’daki sadık müttefiki Polonya ve Batı destekli “turuncu” darbenin yaşandığı Ukrayna, Rusya ile Batı Avrupa arasında “enerji koridoru” olma önemini yitirecek. Almanya, Rus gazının Kuzey Avrupa’ya pazarlanmasında merkez ülke olacak.
    2- Burgaz-Dedeağaç Boru Hattı: Rusya, Bulgaristan ve Yunanistan arasında şubat ayında imzalanan Burgaz-Dedeağaç Boru Hattı projesi Rus petrolü ve doğal gazının Bulgaristan’ın Burgaz Limanı’ndan Batı Trakya’daki Dedeağaç Limanı’na aktarılmasını öngörüyor. 2009’da tamamlanması beklenen projeyle Rus petrolü boğazları kullanmadan Akdeniz’e taşınmış olacak. Bu projeyle, Azerbaycan petrolünün Gürcistan üzerinden Ceyhan’a taşınmasını amaçlayan BTC hattına ciddi bir rakip yaratılmış olundu.
    3- Güney Akımı: Geçen hafta İtalyan enerji tekeli Eni ile Rus enerji devi Gazprom arasında “Güney Akımı” adı altında bir doğal gaz boru hattının yapılması anlaşması imzalandı. Karadeniz’in zemininden geçecek bu projesinin amacı Kazakistan, Türkmen ve Rus doğal gazını Bulgaristan’a, oradan da Güney Avrupa’ya ulaştırılması öngörülüyor. Bu hat açıkça, Hazar Denizi ve Ortadoğu’daki doğal gazı Güney Avrupa’ya taşıma hedefiyle yapımına başlanan ve boydan boya Türkiye üzerinden geçen Nabucco’ya karşı yapılıyor.
    4- Rusya-Kazakistan-Türkmenistan Anlaşması: Üç ülke arasında kısa bir süre önce imzalanan anlaşmaya göre, Kazakistan ve Türkmenistan doğal gazı Rusya üzerinden dünya piyasasına nakledilecek. Her iki ülkenin doğal gazının dünya piyasalarına sürülmesini yetkisi Gazporm’da olacak. Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev de Naccubo üzerinden Güney Avrupa’ya doğal gaz vermelerinin söz konusu olmadığını açıkça söyledi. Bu anlaşma, Türkiye üzerinden Güney Avrupa’ya doğal gaz nakletmesi planlanan Nabbuco Hattı’nın etkisini azaltmaya yönelik bir hamle. Bu hamle bir taraftan Türkiye’nin enerji koridoru olma planlarını altüst ederken, diğer taraftan asıl olarak Avrupa’nın, Rusya’ya bağımlı kalmamak için oluşturduğu seçeneği devre dışı bırakmayı amaçlıyor. Daha açıkçası, Rusya enerji bakımından AB’nin kendisine bağımlı kalması için bu anlaşmayı imzaladı.
    Son üç maddenin Türkiye’yi yakından ilgilendirdiği ortada. Oysa Türkiye egemenleri, BTC ve Nabucco’ya dayanarak bir süreden beri ülkenin yeni jeopolitik önemini “enerji koridorluğu” ile tarif etmeye başlamışlardı. Eskiden bu jeostratejik önem petrolün bol olduğu Ortadoğu ülkelerine komşu, sosyalizme karşı mücadelede NATO’nun “güney kanadı” olmak ile açıklanıyordu. Ancak, Rusya’nın bu hamleleri “enerji koridoru” olma hesaplarını epeyce altüstü etmiş görünüyor.
    Yukarıda belirttiğimiz projelerin çoğunun 2010 yılına kadar bitmesi hedefleniyor. Bu durumda 2010 yılından itibaren dünya enerji piyasasında ve ona bağlı olarak uluslararası ilişkilerde önemli değişmelerin olması, belirgin olmayan ortaklıklar, ittifaklar ve cephelerin netleşmesine vesile olacağı söylenebilir.
    Rusya, doğrudan enerji hatlarıyla bir taraftan Almanya ve İtalya gibi Avrupa’nın büyük ülkeleriyle karşılıklı bağımlılığa dayalı stratejik ilişkisi yaratmanın adımlarını atarken, diğer taraftan kendisine sorun çıkarabilecek Türkiye, Polonya ve Ukrayna gibi ABD ile yakın ilişki içerisinde olan ülkeleri devre dışı bırakmanın hamlelerini yapıyor.
    Rusya’nın bu hamlelerinin gelecekte dünya enerji stratejilerini ve ona bağlı yeniden paylaşım planlarında önemli yer tutacağı bugünden görülüyor.
    Yücel Özdemir
    www.evrensel.net