JİN û JîN

  • Genç Parti’nin milletvekili adaylarından İbrahim Tatlıses’in çok meşhur bir sözü var: “Kadın haklarından söz etmeye gerek yok, çünkü kadınlar her zaman haklıdır.” Bu vecize, Demirel’i aratmayacak ustalıkta bir demagoji.


    Genç Parti’nin milletvekili adaylarından İbrahim Tatlıses’in çok meşhur bir sözü var: “Kadın haklarından söz etmeye gerek yok, çünkü kadınlar her zaman haklıdır.” Bu vecize, Demirel’i aratmayacak ustalıkta bir demagoji.
    Feodal kültürün hem seven, hem döven erkek figürünün en iyi temsilcisi olsa gerek Tatlıses. Kadınlar tarafından en çok sevilen sanatçıların başında gelir, konserleri kadın hayranlarıyla doludur. Sevip terk ettiği, çocuklarının anası kadınların her biri ne kadar yakınsa da, Tatlıses’in yeniden gözdesi olmak için birbiriyle yarışmaya devam eder ve bir yandan da toz kondurmaz Tatlıses’e…
    Tabii, bu kadın figürünün de feodal yapının esiri, bağımsız ekonomik faaliyeti, bağımsız kimliği olmayan, “filanca erkeğin kadını” kategorisine ait olduğu açık. Dolayısı ile efendisinin tüm şiddetine, tüm adaletsizliğine rağmen, ondan kopamayan, onunla varolmaya devam eden köle kadına aittir bu resim.
    Köle kadın, en fazla efendiler arasında daha adil olana denk gelmek için Tanrı’ya yakarır. Efendisini seçme özgürlüğü olmadığından, efendinin merhametine mazhar olabilmek için insan üstü, ya da insanlık dışı her şeye katlanmaya çalışır. Feodal kültürü içselleştiren kadın; şiddetin, aldatmanın, terk edilmenin kusurunu kendinde arar, kendi eksiğine çevirir gözlerini.
    Ama elbet hiçbir hakimiyet, asla tam hakimiyet olamamıştır. Ezilenin, yönetilenin ezene, yönetene karşı gizli-açık mücadelesi eksik olmamıştır. O yüzden her hakimiyet düzeni gibi, feodal yapıya ait kadın üzerideki kölelik düzeni de iç çelişkilerle, kadının gizli-açık mücadelesi ile maluldür.
    Tam eşitlik ve özgürlük sağlanıncaya kadar bu mücadelenin bitmesi de mümkün değildir.
    Eğitim hakkının, modern toplumda hakim sınıfa ait bir hak olmaktan çıkıp bir genel hakka dönüşmesi, emekçi kadının kendi sorun ve taleplerini gündeme getirmesinin de önünü açan önemli bir tarihsel döngü oldu.
    21. yüzyılın “modern” Türkiye’sinde, modern, özgür ve emekçi kadınlar, 22 Temmuz seçimlerinde nasıl bir seçim yapacak? Efendiden merhamet mi dilenecekler, yoksa efendisiz, eşit ve özgür bir ülke için mi seçim yapacaklar?
    Okumuş kadınlar olarak bakalım; en şoven, en erkek kültürün hakim olduğu iki partinin seçimlerde kadınlara sunduklarına:
    MHP’nin seçim bildirgesinde; kadınlar için sığınma evleri ve şiddeti önleyecek sosyal-ekonomik-kültürel nedenlerin ortadan kaldırılması ve medyanın duyarlı hareket etmesi için gerekenlerin yapılacağı belirtilmiş. Başka da dişe dokunur bir şey yok.
    MHP; engizisyonun cadı avını hatırlatan törenlerle Kürtlere karşı ayrımcılık ve şiddetin kitle tabanını yaratma üzerine oturtuyor seçim çalışmasını. Erzurum’daki idamı simgeleyen ipin kitlelerin üzerine atılarak yaratılan “heyecan’ın”, Madımak’ta alevler yükselirken el çırpan kalabalığın hastalıklı ve insanlık dışı heyecanından hangi farkı var?
    Kitlelerin üzerine fırlatılan bu ipin aynı zamanda kadınları sürekli bir evlat ağıdına mahkum etmek; taciz, tecavüz, köy boşaltmalar dahil her türlü şiddeti her daim hakim kılma anlamına geldiği açıkken, kadın sığınma evleri ne ola ki? Bu ikiyüzlülüğü kadınlar yutar mı dersiniz?
    Genç Parti, mevcut sistem partileri içinde en fazla kadın aday gösteren parti durumunda. Ama; Genç Parti lideri Cem Uzan, en erkek(!) politikacıların başında geliyor. Cem Uzan kürsüyü yumrukluyor, gözlerinden ve dilinden ateş fışkırıyor, seçim çalışmasını o da tıpkı MHP gibi, milliyetçi-şoven şiddet kampanyasının yükseltilmesine hasretmiş. Zaten bir program partisinden ziyade, Cem Uzan’ın ekonomik rekabetinin taşeronu bir lider partisi, ya da tek adam partisi. O sebepten; Cem Uzan’ın ve Tatlıses’in özel hayatındaki cinsel şiddete ilişkin hatıralar, kadınlar için nasıl bir “eşitlik” ve “özgürlük” sunabileceğinin de göstergesi…
    Devam edeceğiz…
    Yıldız İmrek Koluaçık
    www.evrensel.net