LİMAN ARKASI

  • Sabah güneşi almadan, erkenden, şehir stadyumuna gidip, birkaç tur koşmayı planlamıştım akşamdan. Hocanın ezan sesine uyandığımda, sol ayak başparmağımın acısından, ter atabilecek kıvamda koşamayacağımı düşünüp, stadyuma gitmekten...


    Sabah güneşi almadan, erkenden, şehir stadyumuna gidip, birkaç tur koşmayı planlamıştım akşamdan. Hocanın ezan sesine uyandığımda, sol ayak başparmağımın acısından, ter atabilecek kıvamda koşamayacağımı düşünüp, stadyuma gitmekten vazgeçtim. Beynime en uzak yerde, sol ayak başparmağımda, bana bu acıyı yaşatan olayı bir kez daha gözümün önüne getirdim: Bir hafta önceydi. Mevsimin sulu meyvesi karpuzu, ziyan olmasın diye fazla kaçırıp, ertesi günkü tiyatro sahnesinin planı kafamda yatağa uzanınca, bilinçaltım uykumda beni yönlendirmiş, rüyamda tiyatro sahnesinin ortasına küçük abdestini yapan sakallı, haşemalı bir adama müdahale edeyim derken, savunma anında attığım tekmenin duvara çarpması üzerine, sol ayak başparmağımı morartmıştım. Can havliyle uyanarak, karanlıkta, sakallı adamı aramam aklıma geldi, sırtüstü uzandığım yatakta, kendi kendime güldüm.
    Parmağımdaki acı, yürümeme engel değildi. Güneş diklendiğinde, yürüyerek çarşıya gittim. Şehir merkezinde trafik allak bullaktı! Arabalar tampon tampona gıdım ilerlemiyordu. Trafik yoğunluğu nedeniyle toplu taşıma araçlarından yararlanamayan vatandaşlar ve özel araç sahipleri, güneşin alnında yürümek zorunda kaldıklarından, kendilerini bu duruma düşürenlere homurdanıp duruyorlardı. Liman arkasındaki emekli tayfasından arkadaşlar da homurdanıyorlardı. Çünkü, sabah güneşi almadan şehir stadyumunda yapmayı planladıkları spor aktivitelerini gerçekleştirememişlerdi. Nedeni; o gün stadyum, Başbakan’ın helikopterine tahsis edilmişti. Yalnız stadyum mu! Şehirdeki tüm yollar da Başbakan’ın arabasına tahsis edilmişti.
    Başbakan, o gün, partisinin seçim mitingi için Zonguldak’a gelecekti. 90 dakikalık gecikme ile Madenci Anıtı önünde ampullü flamalar ve renkli balonlar arasında yerini alıp, sinevizyon gösterimli konuşmasına başladığında, “hamd olsun” sözcüğünü dilinden düşürmeden, “şunu yaptık, bunu yaptık...” diyerek, tafra satan Başbakan; yaptıkları ve yapacakları şeyler için muhalefet edenlere “kıskananlar çatlasın” diye atıfta bulunarak,, başında madenci bareti ile kendisini dinlemeye gelen işçi ve yüzlerce işsizin karşısında “maden ocağına 4 bin 500 işçi almanın, üç ay sonra ocakların kapatılması demek olduğunu” söyledi. Bir gün önce, Madenci Anıtı önündeki DP mitinginde Ağar’ın, laf ola torba dola söylediklerine karşılık böyle bir açıklama yapan Başbakan, dil sürçmesi yapmış gibi lafı geçiştirip, havzanın büyük bir enerji merkezine dönüşeceğinden dem vurarak, özel sektörle yapacaklarına “hamd olsun” dedi.
    Türkiye Taşkömürü Kurumu ile varolan Zonguldak’ın; stadyumunu, araç trafiğini kapatarak vatandaşa işsizliği, en fazla asgari ücretle özel sektörde çalışmayı reva gören Başbakan’a, miting alanında maalesef bir tepki gelmedi. Ola ki, GMİS Genel Başkanı Ramazan Denizer bir açıklama yapar da, “maden ocaklarına yatırım yapacak, yeni işçi almak için söz verecek partileri destekleyeceğiz” lafının altında kalmaz. Böylece, belki; yeraltında yeni bir galerinin açılmadığı bu süreçte, devletin özel sektörle havzada nasıl bir “galeri” açtığının ip uçlarını görürüz. Öyle ya, bütün bunları Başbakan söyledi hamd olsun!
    Zonguldak’ta, Başbakan’ın katıldığı AKP mitinginde, aslında taşlar yerinden oynamıştı ama pek kimse görmedi. Ertesi gün, Madenci Anıtı’nın karşısındaki kaldırımda yürüyordum. Sol ayak başparmağımı taşa çarptım. “Ah!” deyip, yere yıkıldım. İyileşmekte olan parmağım, bir kez daha morardı. “Oh olsun!” diyenlere inat, yine de dik, ayaktayım ve yürüyorum.
    Fahri Bozbaş
    www.evrensel.net