ZEUS SUNAĞI

ZEUS SUNAĞI

  • Ahilleus’un savaş ganimeti olarak payına düşen güzel Briseis’i Başkral Agamemnon alıp kendi barakasına götürdü. Haliyle tepeden tırnağa öfke kesilen Ahilleus da savaştan çekildi.


    Ahilleus’un savaş ganimeti olarak payına düşen güzel Briseis’i Başkral Agamemnon alıp kendi barakasına götürdü. Haliyle tepeden tırnağa öfke kesilen Ahilleus da savaştan çekildi. Bir süre sonra cephede durmadan yenilgiye uğrayan Agamemnon, savaşa katılması için ona elçiler gönderdi; servet ve kadın köleler önerdi. Ne var ki Ahilleus hep hayır dedi! Ama son anda, gemilerini yakılmaktan kurtarmak üzere can arkadaşı Patroklos’u kendi yerine cepheye göndermeye razı oldu... Patroklos da Ahilleus’un dillere destan silahlarını kuşandı; gene onun ölümsüz ve konuşan atlarını koştu arabasına. Sonra da bir kasırga gibi daldı Troyalı askerlerin arasına!.. Önüne geleni acımasızca deviriyordu. Arabasını çeken ölümsüz atları bile, biraz yavaşlamasını öğütlüyorlardı ona. Bu arada ta Antalya taraflarından ordusuyla Troyalıların yardımına gelen Baştanrı Zeus’un oğlu kral Sarpedon da Patroklos’un kılıcıyla can verdi!... Bunun üzerine Kazdağı’nın doruklarından savaşı yönlendiren Zeus da ilk kez uzun uzun gözyaşları döktü oğlu için... Hemen yanındaki tanrı Apollon’u; oğlunun ölüsünü Likya’ya, ana toprağına göndermekle görevlendirdi... Apollon da Kazdağı’nın doruklarından inip kargı yağmurları altından Sarpedon’un ölüsünü kaçırdı; Menderes Nehri’nin serin sularında yıkadı. Merhemler sürdü yaralı bedenine. Tanrısal rubalar giydirip ikiz tanrılara; Uyku ve Ölüm tanrılarına emanet etti onu...
    Ahilleus; can dostu Patroklos’u kendi yerine cepheye gönderirken buncasına hırslanmamasını; işini bitirir bitirmez hemen dönmesini tembihlemişti... Ne var ki o sözleri çoktan unutmuştu Patroklos!.. O yüzden de yazgı yumağı hızla çözülüp boşalmaya başladı... Çünkü çok sevdiği oğlu Sarpedon’u yitiren Zeus, öfke ve hüznün tetiklediği bir tutkuyla savaşın bütün dizginlerini eline aldı. Bu arada Patroklos, Troyalıları tepeleye tepeleye ilerlerken, Apollon da hemen surların üstüne dikildi. Üç kez surların üstüne tırmanmaya kalkan Patroklos’u, her seferinde toprağa doğru fırlatıp yuvarladı. Dördüncü kez yeniden tırmanmaya kalkınca; “Çekil artık Patroklos!” diye gürledi Apollon. “Tanrılar senin Troya’yı düşürmeni istemiyor! Sen değil, ünlü arkadaşın Ahilleus bile düşüremeyecek onu!..” Böylesine gürlemesinden tanrı Apollon’u tanıyan Patroklos, geri geri gidip askerlerinin arasına karıştı can havliyle...
    Bu sırada da Troyalıların ünlü komutanı Hektor, Batı Kapıları’ndan göründü. Atlı arabasıyla... Ne var ki Hektor; “Acaba askerlerimi savaşa sürmeyip içeride sonucu beklesem mi” gibi ikircikli şeyler geçirmeye başladı gönlünden. Hemen o anda tanrı Apollon da onun dayısı kılığına girip karşısına dikildi. İçinden geçirdiklerinin doğru olmadığını, atlarını doğruca Patroklos’un üstüne salmasını öğütledi. “Bakarsın tanrı Apollon sana bağışlar zaferi...” diye onu yüreklendirdi. Sonra da yeniden Troyalı askerlerin arasına karıştı. Hektor da önündeki Yunanlı askerlere dokunmadan, son hızla Patroklos’un saflarına doğru sürdü atlı arabasını...
    Hektor’un üstüne geldiğini gören Patroklos, hemen arabasından atladı yere. Sol elinde sıkı sıkıya tutuyordu kargısını. Yere eğilip pürtüklü kocaman bir taş alıp ona doğru savurdu. Ve bu koca taş, hemen Hektor’un önüne gerilen seyisin alnına yapıştı. Ve Hektor’un çok sevdiği seyisi; süslü arabasından sağılıp bir dalgıç gibi toprağa seriliverdi... Artık Troyalı yiğitlerle Akhalı erler kıyasıya vuruşmaya başladılar seyisin ölüsü başında. Patroklos da kudurmuş gibi saldırıyordu erlere... Ürkünç naralar atıyordu bir yandan da... Ve bu naralar, Troya göklerinden yankılanıp doğruca Kazdağı’nın doruklarından savaşı yönlendiren Baştanrı’ya ulaşıyordu... Patroklos, son bir kez daha Hektor’a doğru saldırıya geçince, koyu bir bulutla örtünüp geldi tanrı Apollon. Tam Patroklos’un arkasına dikildi ve okkalı bir yumruk indirdi sırtına. Patroklos’un başındaki tolga, tozun toprağın içine savrulup gitti. Birden gözleri kararıp yere devrildi; eli ayağı çözüldü... Bir süre öylece kalakaldı. Sonra biraz kendine gelince doğruldu; gerisin geri gidip askerlerinin arasına karıştı. Ne var ki Hektor da onu görür görmez sıraları yara yara ona ulaştı ve bütün hıncıyla kargısını sapladı göğsüne!.. Bunca yiğidi acımasızca kırıp geçiren Patroklos yeniden serildi toz toprak içine. Hektor da “Hani yakıp yıkacaktın Troya’yı” dedi biraz böbürlenerekten. “Hani kadınları gemilerine doldurup götürecektin?..” Haliyle korkunç bir hasmı yok etmenin gururu da vardı içinde... Ama son deminde Patroklos da şöyle dedi: “Baştanrı Zeus’la Apollon zaferi bana verdi diye seviniyorsun, değil mi Hektor” dedi. “Bu tanrılar olmasaydı senin gibi yirmi tanesini temizlerdim!... Zaten sen de uzun süre yaşayacak değilsin. Zorlu kader senin de yanı başında... Ahilleus tepeleyecek seni!..” Ve uçan gençliğine, kaderine ağlaya ağlaya, Hades diyarına uçup gitti canı...
    Hektor bu arada, öldürülen seyisinin öcünü almak için Patroklos’un seyisini aradıysa da bulamadı. Ahilleus’un ölümsüz ve konuşan atları, cephenin çok ötelerine alıp götürmüştü onu...
    Yaşar Atan
    www.evrensel.net