EMEK DÜNYASI

  • Anayasa Mahkemesi, sürpriz bir kararla, CHP ve Cumhurbaşkanı Sezer tarafından, Anayasa değişikliğinin iptaline ilişkin başvuruyu reddetti. AKP ve ANAP, cumhurbaşkanı seçiminin “367 toplantı yeter sayısı” uygulamasıyla ...


    Anayasa Mahkemesi, sürpriz bir kararla, CHP ve Cumhurbaşkanı Sezer tarafından, Anayasa değişikliğinin iptaline ilişkin başvuruyu reddetti. AKP ve ANAP, cumhurbaşkanı seçiminin “367 toplantı yeter sayısı” uygulamasıyla kilitlenmesinden sonra; “cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi”ne (*) ilişkin Anayasa değişikliği yapmıştı.
    Anayasa Mahkemesi’nin bu iptal kararından sonra, şimdi “belli” (ne kadar belliyse...) olan tek şey; Anayasa değişikliğinin 21 Ekim 2007’de referanduma sunulacak olması. Eğer katılanların çoğu “evet” derse, “cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi” Anayasa maddesi haline gelecek!
    İlk bakışta AKP, cumhurbaşkanı seçme üstünden kriz çıkaran güçler (CHP, asker ve sivil kimi güç odakları) karşısında bir “zafer kazanmış”; onların dayatmasına karşı, kendi adayını seçtirebileceğini düşündüğü “halk tarafından seçim”in yolunu açmış görünmektedir. Ancak, Türkiye’nin geçtiği sürece bakıldığında, Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla cumhurbaşkanı seçiminin daha da karıştığını, Cumhurbaşkanlığı seçimi krizinin derinleşmesi için yeni unsurların ortaya çıktığını söylemeliyiz. Bu yüzden de AKP’nin Anayasa Mahkemesi “zaferi”nin bir “Pirus Zaferi”ne dönüşme ihtimali kuvvetlenmiştir.
    Çünkü, daha önceki gün Baykal, “Eğer AKP seçimden hükümeti tek başına kuracak bir çoğunlukla çıkarsa Türkiye karışır” diyordu. Bu saptama, Baykal’ın stratejisini açıkladığı kadar, süreci etkileyen etkenlerin de bir özetidir. Muhtemeldir ki Baykal ve arkasındaki güçler, referandumu; genel seçimden umdukları ama gerçekleştiremedikleri her şeyi gerçekleştirmenin bir fırsatı olarak değerlendireceklerdir. Ve referandum; Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimdeki hesaplaşmanın sürdüğü bir kapışma olarak cereyan edecektir.
    Şöyle ki, 22 Temmuz’da yapılacak seçimin sonucu ne olursa olsun; oluşacak Meclis’in cumhurbaşkanını seçmesi çok zor olacaktır. Çünkü kimsenin tek başına cumhurbaşkanın seçimi için “oturum açılış sayısı” olarak belirlenen 367 milletvekili sayısının üstüne çıkması beklenmediği gibi, 174’ü bulan bir parti de seçimi tıkayabilecektir. Bütün bu oy badireleri aşılsa bile cumhurbaşkanı seçimi için milletvekili sayısının (yasaya göre yetse de) fiiliyatta yetmeyeceği de son aylarda yaşananlardan bilinmektedir. Yani; cumhurbaşkanı seçimi için oy sayısı “gerek şart”tır, ama “yeter şart” değildir; vekil sayısı, bu seçimde tali bir etken düzeyine düşmüştür. Dahası düne göre, “cumhurbaşkanını halkın seçme ihtimali”nin gündeme gelmesinin, partiler arasındaki uzlaşmayı zorlaştıracak yeni bir etken olacağı da kuşkusuzdur.
    Önümüzdeki günlerde hem bilim ve hukuk çevrelerinden, hem süreci bir de bu vesileyle provoke etmek isteyen güçlerin sözcülerinden yorumlar ve müdahaleler izleyeceğiz. Özellikle bugünden başlayarak seçimin bundan sonraki günlerinde de cumhurbaşkanının nasıl seçileceği yeniden gündemin başına tırmanacaktır. Ancak şunu gözden kaçırmamak gerekir ki son altı ayda iyice şekillenmiş olan güç odaklarının arasındaki hesaplaşmanın, sürece müdahalelerinin daha da pervasızlaşması beklenmelidir.
    Türkiye’nin demokrasi güçleri ise egemen güç odaklarının yedeğine düşmeden gerçekleri açıklamayı, iki tarafın da halkın üstünden kendi amaçlarına varmak isteyen güçler olduğunda ısrarını sürdürmelidirler.
    Cumhurbaşkanı seçimi, ancak halkın adaylarının da eşit ve adil bir seçim sistemiyle aday olabildiği bir seçim, “cumhurbaşkanının halk tarafından seçimi”dir ve demokrasi güçleri bunu savunmaya devam etmelidir. Yoksa Meclis’teki partilerin kendi aralarındaki hesaplaşmayı halka taşıdığı, halkı bir de bu açıdan bölüp birbirine karşı kışkırttığı bir seçimi, “cumhurbaşkanını halk seçiyor” diye göstermek bir yutturmacadır.
    Ve elbette demokrasi güçlerinin, bütün bu çatışmaları ve kargaşayı halk güçlerinin ittifaklarının sağlamlaşması, ülkenin temel sorunlarının çözümünde birleşen güçlerin demokrasi mücadelesini ilerletmenin bir dayanağı olarak değerlendirmede ısrar etmeleri önemlidir. Süreç, ancak böyle değerlendirilirse, Kürt ve Türk her milliyetten halk için anlamlı olacaktır.

    (*) Burada şunu hemen belirtelim ki AKP-ANAP’ın anlaşarak yaptıkları cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi girişimi, gerçekte Meclis’in seçtiği birkaç aday arasında halkın seçim yapması dayatmasıdır. Burada amaç; parti liderlerinin (Milletvekillerinin aday göstermesi de göstermeliktir. Asıl seçen “tek seçici” parti liderleridir) gösterdiği adaylardan birisini halka dayatmaktır.
    Çünkü; yapılan Anayasa değişikliğine göre seçime girecek adayların; eğer vekilse en az 20 milletvekili, aday Meclis dışından gösterilecekse en az 55 milletvekili tarafından aday gösterilmesi gerekecek. Yani emekçiler, emek örgütleri bizim adayımız da şu diye çıkamayacaktır. Dolayısıyla referandum için yola çıkılan Anayasa değişikliği, cumhurbaşkanını halkın seçmesinin değişikliği değildir!
    İhsan Çaralan
    www.evrensel.net