cızırtı

sınav filmlerini üst üste koyunca...


Geçen hafta, üst üste iki gün sınavlı filmler yayınlandı televizyonda.
Önce bir kanalda, yakın bir zamanda gösterime giren yerli film “Sınav” gösterildi. ÖSS sınavının sorularını çalmaya çalışan beş gencin öyküsünü anlatıyordu. İçinde Van Damme’ın bile olduğu renkli bir ekipten eğlenceli bir filmdi.
İki gün sonra, başka bir kanal yabancı bir film gösterdi. Adı “Mükemmel Sonuç” (The Perfect Score). Konusu ne dersiniz? Sınav’ın aynısı! Beş genç, üniversiteye giriş sınavının sorularını çalmaya çalışıyor! Her birinin farklı gerekçeleri var. İçlerinde çalışkan olan da var ve kız, ki yerli filmde de durum aynı. Kiminin ailesi bastırıyor, kiminin başka bir bahanesi var. Hepsi aynı!
Olaylar tamamen aynı şekilde gelişmiyor ama bu kadar benzerlik de fazla. Mesele şurda başlıyor; Sınav filmi yeni, Mükemmel Sonuç 2004 yapımı. Yani “esinlenen” iyi esinlenmiş.
Burdan şu sonucu çıkarmak mümkün: İşte ÖSS’nin eseri. Ezberci sınav sistemi öyle bir kuşak yaratmış ki, ÖSS’nin filmini çekseler bile burnumuza “araklama” kokuları geliyor...

yaz dizilerinin kadınları
Mevsim ona uygun olduğundan, alıştığımız birçok dizi bitti ya da ara verdi. Bir sürü de yeni dizi piyasaya girmeye çalışıyor. Yaz dizilerinde genelde gençler, tatildeki öğrenciler hedef alınır. Çoğu gençlik dizileri, başrolünde gençlerin olduğu, hafif komediler falan.
Ama dikkati çeken bir şey daha var. Bu hafta başlayan iki dizinin ilk bölümlerini izledim, Show TV’nin Kaptan’ı ile Kanal D’nin Zoraki Koca’sı. İkisi de kanallarının yaz için hazırladığı en iddialı dizileri. Oldukça da seyirci çekmişler, yaptıkları reklama değmiş. Konuları çok benziyor: Şöyle ki, ikisinde de yakışıklı ve kendini beğenmiş erkekler, kadınlar üzerine iddiaya giriyor. “Yok onun çok burnu havada, sana bakmaz” dedikleri kızı aşık edeceklerini iddia edip hemen havaya giriyorlar: “Nesine?”
Bir başka yeni dizi Genco’nun da ilk bölümünde bir kadın düğüm noktasındaydı. Sokaktan geçen genç kadını taciz eden kaba adamlar ile, onu koruyan kibar delikanlı. Kadın korundu, hikaye başladı…
Kısacası diziler fazla erkekçe görünüyor. Romantik diziler olmaları durumu daha ilginç hale getiriyor. Kadınlar üzerine oyunlar oynayan adamlar ile üzerine kumar oynanan kadınlar hikayeleri ne kadar tutulur, göreceğiz…

KAMPANYA - selülite dikkat!
Magazin programları bu aşamaya gelmek için yıllarca emek verdiler. Azar azar başladılar, azdı, çoktu, vardı yoktu derken bugünlere geldik. Artık selülitsiz bir magazin programı yapılabileceğini sanmıyorum.
Nedir selülit? Sözlüğe bakan kimileri “Bağ dokusu iltihabı” diyebilir ya da bacaklarda “portakal kabuğu” görüntüsünün oluşması sanabilir. Buradan açıklıyorum: Selülit, uzaydan, çok uzak bir gezegenden gelmiş bir canlıdır. Yavaş yavaş bünyeleri ele geçirir. Amacı, insanları etkisi altına alıp bütün dünyayı yönetmektir. Ondan uzak durmak gerekir.
Nerden bildiğimi söyleyemem. Ama şu kadarını diyeyim, televizyonda izlediğim uzaylı filmleriyle magazin programlarından elde ettiğim bilgileri birleştirdim. Onların gerçeği kavramamda çok faydası oldu.
Bu yazın tartışma konusunu herhalde biliyorsunuzdur: Hülya Avşar’ın Bodrum’da bir iskelede denizden çıkarken verdiği görüntü. Yaygın bir inanışa göre onlar selülit. Ama Hülya Avşar’ın ve bir grup Avşarcı magazin figürünün iddiasına göre “gölge oyunu”.
Onlar daha iyi bilirler deyip geçelim. Burada tuhaf olan, Hülya Avşar dahil olmak üzere hiçkimsenin, haftalardır magazincilerin yapmaya çalıştığı “Efendim sizi selülitli görüntüledik” haberlerine “Size ne kardeşim” diye cevap veremiyor olması. Öyle ya, kime ne?
İşte neden öyle diyemediklerini ilk kez burada açıklıyorum: Selülit adındaki uzaylı buna izin vermiyor. Belli kuralları var. Mesela onu reddedemezsiniz, ciddi değilmiş gibi yapamazsınız. Yalnızca inkar etmeniz gerekir. “Selülitim yok” ya da “Hülya’nın selülitlerine bak, selülit tarlasına dönmüş” ya da “Bizde aileden gelen bir şey, selülit olmaz” diyebilirsiniz. Yani bu lafları edenlere de o kadar güvenmeyin. Benden bir tavsiye. Onlar da selülitli olup da değilmiş gibi görünmeye çalışıyor olabilirler. Selülitin dünyayı ele geçirmeye çalışırken uyguladığı bir taktik de budur.
Biraz eleştirel izlemek lazım televizyonu. O zaman neler döndüğünü daha iyi anlayabilirsiniz.
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net